HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٢٧ 
الجزء ٢

فَمَنْ خَافَ مِنْ مُوصٍ جَنَفًا اَوْ اِثْمًا فَاَصْلَحَ بَيْنَهُمْ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ﴿ ١٨٢ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ ﴿ ١٨٣ ﴾ اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍۜ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضًا اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَۜ وَعَلَى الَّذ۪ينَ يُط۪يقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْك۪ينٍۜ فَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَهُۜ وَاَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿ ١٨٤ ﴾ شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذ۪ٓي اُنْزِلَ ف۪يهِ الْقُرْاٰنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدٰى وَالْفُرْقَانِۚ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُۜ وَمَنْ كَانَ مَر۪يضًا اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَۜ يُر۪يدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُر۪يدُ بِكُمُ الْعُسْرَۘ وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ﴿ ١٨٥ ﴾ وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَاد۪ي عَنّ۪ي فَاِنّ۪ي قَر۪يبٌۜ اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ فَلْيَسْتَج۪يبُوا ل۪ي وَلْيُؤْمِنُوا ب۪ي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ ﴿ ١٨٦ ﴾

سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٢٧ 
الجزء ٢
Bakara Sûresi  27 
Cüz  2

182  Ama her kim vasiyet edenin (hatayla da olsa) bir (yanlışa) sapmasından yahut (zulüm kastıyla) bir günah (yapmas)ından endişe eder de, (şerî’atın emri üzere meseleleri çözüme kavuşturma azmiyle vârislerin) aralarında düzeltme yaparsa, (bâtılı hakka çevirme anlamına gelen bu gibi değiştirmeler yüzünden) onun üzerine hiçbir günah yoktur. Şüphesiz ki Allâh (ara bulmaya çalışanların günahlarını çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur; (kullarına çok acıdığı için böyle ruhsatlar veren bir) Rahîm’dir.

183  Ey iman etmiş olan kimseler! Sizden önce geçen (peygamberlerin ümmet)ler(i) üzerine (farz olarak) yazılmış olduğu gibi, sizin üzerinize de o (ramazan ayındaki) oruç (farz olarak) yazılmıştır. Tâ ki siz (açlık yardımıyla günahlardan) hakkıyla sakınabilesiniz!

184  Sayılı birtakım günleri (oruçlu geçirmeniz size farz kılınmıştır)! Ama içinizden her kim (, oruç kendisine zarar verecek derecede) hasta yahut (seferî) bir (mesafeye) yolculuk üzere olursa, (bu durumda oruç tutmayabilir, ancak tutamadığı günler yerine, hastalık ve yolculuk dışındaki) diğer birtakım sayılı günler (tutması gerekir)! Ona güç yetirmekte olan (fakat oruç tutmak istemeyen) kimseler üzerine ise/ona güç yetiremeyen kimseler üzerine ise/, bir yoksul yiyeceği (kadar) fidye (ödemek) vardır. Artık her kim gönül isteğiyle (fidye miktarını fazla tutarak) bir hayır yaparsa, o kendisi için daha iyidir. (Ey oruç tutmama ruhsatına sahip olan hastalar ve yolcular!) Yine de (fidye vermektense) oruç tutmanız sizin için hayırlıdır. Eğer siz (oruçtaki fazileti) bilmekte olsaydınız (, elbette orucu tercih ederdiniz)! Âyet-i kerîmede geçen iki manadan: “Gücü yetenler fidye verebilir.” ifâde-i celîlesindeki özel hüküm, İslâm’ın başlangıç döneminde geçerli olup, peşi sıra nâzil olan: “İçinizden o aya erişen, onu oruçlu geçirsin.” şeklindeki genel ifâdeyle hükümsüz kalmıştır. Oruç alışkanlıkları olmayan bir topluma kolaylık açısından, oruç tutma veya fidye verip tutmama serbestliği verilmesi, içki alışkanlıkları yüzünden onlara uygulanan yasaklamanın tedrîcî olarak teşrî’i gibidir. Nitekim “Buhârî-Müslim”in de aralarında bulunduğu birçok temel kaynağın, Seleme ibni Ekva’ (Radıyallâhu Anh)dan rivayet etmiş olduğu: “Bu âyet indiğinde, içimizden dileyen tutar, isteyen de fidye verip tutmazdı. Neticede bir sonraki âyet inerek bu hükmü kaldırdı!” sözü de, bu uygulamanın delilidir. (Beyzâvî, Nesefî, Âlûsî) Ancak burada şunu ifâde edelim ki; bazı meâllerde geçen: “Oruç tutmakta zorlananlar fidye verebilir.” şeklindeki tercümeler, tefsir ilmi açısından burada geçen üç manadan biri olarak kabul edilebilirse de, günümüzdekibazı ilâhiyatçılar: “Önemli bir imtihana girileceğinde kafanın daha iyi çalışması açısından yahut herhangi bir müsabakanın kazanılması için güçlü olmak gerektiğinde, oruç tutulmayıp az bir miktar para ile kurtulunabilir!” şeklindeki gülünç yorumlarıyla bu konuyu tamamen sulandırmışlardır. Aslında bu mana; emzikliler ve hâmileler gibi gerçekten zor durumda olanlara müsaade vermekteyse de, bu mevzuda ve genel hastalık hususunda, Müslüman ve ehliyetli bir doktor teşhisi, ayrıca hastalığın artma tehlikesi gibi bazı şartlar aranmaktadır. Yoksa rastgele hastalıklar ve zorluklar, bir de fıkha göre seferî sayılmayan yolculuklar asla ruhsat sebebi kabul edilemezler.

185  (Oruçlu geçirmeniz gereken zaman dilimi,) o ramazan ayıdır ki; doğru yolu gösteren ve hakkı bâtıldan ayıran (İlâhî kitap)lardan (biri) olan Kur’ân, nice açık deliller ve insanlar için bir hidâyet (rehberi) olarak kendisinde (bulunan Kadir gecesinde) indirilmiştir. Artık içinizden her kim o ayda bulunursa onu oruçlu geçirsin. (Zira bundan sonra gücü yetenlerin fidye verip oruç tutmama müsaadesi kaldırılmıştır.) Ama (hasta ve yolcuya verilen müsaade iptal edilmediğinden,)her kim (oruç tutamayacak kadar) hasta yahut (seferî) bir (mesafeye) yolculuk üzere olursa, (bu durumda oruç tutmayabilir, ancak tutamadığı günler yerine, hastalık ve yolculuk dışındaki) diğer birtakım sayılı günler (tutması gerekir)! Allâh (yolculuk ve hastalık halinde oruç tutmamanızı serbest kılarak) size kolaylık dilemektedir, size zorluk (çıkartmak) istememektedir. (Allâh-u Te`âlâ bütün bunları açıklamıştır ki, böylece İslâm’ın hükümlerini bilesiniz,) bir de (oruç tutulması gereken günlerle alâkalı) o sayıyı tamamlayasınız ve sizi (râzı olduğu amellere) hidâyet buyurmuş olmasına karşılık Allâh’ı (yüceltici ifadelerle) tekbîr edesiniz diye! Tâ ki (bu sayede) siz (, sayısız nimetlerine, özellikle de bu ruhsatlarına karşı Allâh’a) şükredesiniz!

186  (Habîbim!) Kullarım sana Ben( im onlara yakınlık veya uzaklık halim)den sorduğunda (, sen onlara bildir ki); şüphesiz Ben (mekân itibarıyla yakınlık ve uzaklıktan münezzehim ama onların bütün hallerini bilme ve dualarını kabul etme açısından kendilerine) çok yakınım! Dua edenin niyâzını Bana yalvardığı anda kabul ederim. Öyleyse (dua ettiklerinde Ben onlara icabet ettiğim gibi, Ben de onları iman ve taata çağırdığımda) Bana tam manasıyla icabette bulunsunlar/O halde Benden kabul istesinler/ ve Bana (dâima) inansınlar. Tâ ki onlar (dinî ve dünyevî kârlarına erişerek) hakka isabet edebilsinler.

Bakara Sûresi  27 
Cüz  2
cihanyamaneren