HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنَّحْلِ  ٢٧٠ 
الجزء ١٤

وَقَالَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍ نَحْنُ وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍۜ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ﴿ ٣٥ ﴾ وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُۜ فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ ﴿ ٣٦ ﴾ اِنْ تَحْرِصْ عَلٰى هُدٰيهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ يُضِلُّ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ﴿ ٣٧ ﴾ وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْۙ لَا يَبْعَثُ اللّٰهُ مَنْ يَمُوتُۜ بَلٰى وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۙ ﴿ ٣٨ ﴾ لِيُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذ۪ي يَخْتَلِفُونَ ف۪يهِ وَلِيَعْلَمَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّهُمْ كَانُوا كَاذِب۪ينَ ﴿ ٣٩ ﴾ اِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ اِذَٓا اَرَدْنَاهُ اَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟ ﴿ ٤٠ ﴾ وَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا فِي اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا لَنُبَوِّئَنَّهُمْ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةًۜ وَلَاَجْرُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَۙ ﴿ ٤١ ﴾ اَلَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ﴿ ٤٢ ﴾

سُورَةُالنَّحْلِ  ٢٧٠ 
الجزء ١٤
Nahl Sûresi  270 
Cüz  14

35  O şirk koşmuş olan kimseler: “Allâh (Kendisinden başka bir şeye tapmamamızı) dileseydi ne biz, ne de babalarımız O’nu bırakıp hiçbir şeye tapmazdık, O’nun (emri) dışında hiçbir şeyi de (kendiliğimiz den) haram kılmazdık!” dedi(ler). İşte onlardan öncekiler de böyle(ce şirk koşma, birtakım hayvanlardan istifâdeyi haram kılma ve peygamberleriyle çekişme gibi suçlar) yapmıştı. (Allâh’ın elçiliklerini kullarına ulaştırmakla görevlendirilmiş olan) o peygamberler üzerinde ancak, (vahyedilen hükümleri) açıklayıcı bir(duyuru ve) tebliğ vardır. (Onlar da bu görevi hakkıyla îfâ etmişlerdir.) Kâfirlerin, kendi yaptıkları suçları Allâh-u Te`âlâ’nın dilemesine bağlamasından yola çıkan Cebriyye ve Mu’tezile gibi bazı sapık fırkalar, “İlâhî irâde ve meşîet” konusunda bozuk inançlara sapmışlardır. Tek kurtulacak fırka olan Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat mezhebimizin bu husustaki doğru görüşünü anlamak için bakınız:
(En’âm Sûresi: 148. âyet-i kerîmenin tefsîri; Rûhu’l-Furkan: 12/219-228)

36  (Evet! Peygamberlerin vazifesi ancak açık seçik bir duyurudur. Bu yüzden) andolsun ki; elbette Biz: “(Ey insanlar! Sadece) Allâh’a kulluk edin ve (sa pıklığa çağıran her türlü insan ve cin şeytanlarını tem sil eden) tâğut(a uymak)tan sakının!” (şeklindeki hük mümüzü, gönderildikleri kullara ulaştırsınlar) diye her bir ümmet içerisinde gerçekten bir peygam ber göndermişizdir. Artık Allâh onlardan kimini(n hi dâyet arayışına yöneldiğini ve sahip olduğu cüz’î irâdeyle kudreti o yönde sarf ettiğini görerek, kendilerini) hidâyet buyur muştur, onlardan kimi ise, (hidâyeti bulma yönünde hiçbir imkânını sarf etmeyip, bilakis duyduğu ve gördü ğü âyetlere karşı kör ve sağır kaldığından) onun üzeri ne sapıklık (fermânı) kesinleşmiştir. (Ey kendi günahlarını Allâh’ın irâdesine bağlayarak sorumluluktan sıyrılmaya çalışan müşrikler!) Öyleyse hemen yer(yüzün)de gezin de bakın ki; (Âd ve Semûd kavmi gibi, sizden önce geçmiş olanlardan sizin gibi konuşan ve düşünen) o yalanlayıcıların (feci) âkıbeti nice olmuş!

37  (Habîbim!) Sen onların hidâyet(e erişmeler) i ne ne kadar düşkün olsan da, (şunu iyi bilesin ki) şüphesiz Allâh (sapıklığı seçtiğini ve hidâyet bulma yönünde hiçbir gayret göstermediğini bildiği için) saptırmakta olduğu bir kimseyi (zorla) hidâyete eriştirmez. Zaten o kişiler(i doğru yola ulaştırmak ve hak ettikleri azaptan kurtarmak) için (kendilerine) yar dımcı (olacak şefaatçi)lerden hiçbiri de yoktur!

38  Bir de o (müşrik ola)nlar (kendi günahlarından Allâh-u Te’âlâ’yı sorumlu tutmakla yetinmediler de) en güçlü yeminleriyle Allâh’a and ettiler ki: “Ölecek bir kimseyi Allâh diriltmeyecektir!”Hayır! (Elbette diriltecektir. Bu diriltme sözü,) O’nun gerçekten (yeri ne getirmeyi) üstlenmiş olduğu bir vaad olarak (ke sinlik kazanmıştır)! Lâkin insanların pek çoğu (Allâh-u Te’âlâ’ya âit ilim, kudret ve hikmet gibi üstün sıfatları bilmediklerinden, O’nun kendilerini diriltme gücüne sahip olduğunu da) bilmezler.

39  (Allâh-u Te`âlâ tüm kullarını diriltecektir,) tâ ki O onlara, hakkında (kesin karar veremeyip, bile bile) ihtilaf etmekte oldukları o (hakikatleri, özellikle de dirilme konusu gibi önemli bir) şeyi açıklasın, bir de o kâfir olmuş kimseler bilsin ki, gerçekten onlar (dirilmeyi inkâr hususunda sarf ettikleri sözlerde) ya lancı kimseler olmuşlardır!

40  (Bizim diriltme gücümüzü uzak görmenin hiç bir mantıklı îzâhı olamaz. Zira) Biz bir şeyi(n meydana gelmesini) istediğimiz zaman ona buyruğumuz, (harften ve sesten münezzeh olarak) ancak ona: “Var ol!” buyurmamızdır ki, o da hemen meydana ge liverir.

41  O kimseler ki (müşrikler tarafından) zulme uğratılmalarının ardından Allâh uğrunda (en sevdik leri yerlerini, yurtlarını ve yakınlarını terk ederek, İslâm’ı rahatça yaşayabilecekleri yerlere) hicret etmişlerdir, andolsun ki; elbette Biz onları dünyada (Me dîne-i Münevvere gibi) pek güzel bir yere yerleştire ceğiz. Hele âhiret mükâfatı (dünyada kendilerine pe şinen verilen nimetlerden) elbette daha büyüktür. Eğer onlar(ı yurtlarından çıkaran kâfirler ve hicretten geri kalan Müslümanlar, muhâcirler için iki cihanda ha zırlanmakta olan hayırları) bilmekte olsaydılar (elbet te onlara uyardılar)!/ Eğer (muhâcirler kendilerine hazırlanmakta olan mükâfatları görür gibi) bilmekte olsaydılar (hicret yolunda çektikleri zorluklardan hiç acı duymazdılar, bilakis sevince boğulurdular)!/

42  O (çektikleri zulüm ve eziyetlere karşı hiç pişmanlık çekmeksizin) sabretmiş olanları ve (her hu susta) ancak Rablerine tevekkül etmekte bulunan kimseleri(n amellerini takdîre değer bularak özellikle methederim)!

Nahl Sûresi  270 
Cüz  14
cihanyamaneren