HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنَّحْلِ  ٢٧٢ 
الجزء ١٤

لِيَكْفُرُوا بِمَٓا اٰتَيْنَاهُمْۜ فَتَمَتَّعُوا۠ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ﴿ ٥٥ ﴾ وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ نَص۪يبًا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْۜ تَاللّٰهِ لَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ ﴿ ٥٦ ﴾ وَيَجْعَلُونَ لِلّٰهِ الْبَنَاتِ سُبْحَانَهُۙ وَلَهُمْ مَا يَشْتَهُونَ ﴿ ٥٧ ﴾ وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِالْاُنْثٰى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظ۪يمٌۚ ﴿ ٥٨ ﴾ يَتَوَارٰى مِنَ الْقَوْمِ مِنْ سُٓوءِ مَا بُشِّرَ بِه۪ۜ اَيُمْسِكُهُ عَلٰى هُونٍ اَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ ﴿ ٥٩ ﴾ لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ مَثَلُ السَّوْءِۚ وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلٰىۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟ ﴿ ٦٠ ﴾ وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ ﴿ ٦١ ﴾ وَيَجْعَلُونَ لِلّٰهِ مَا يَكْرَهُونَ وَتَصِفُ اَلْسِنَتُهُمُ الْكَذِبَ اَنَّ لَهُمُ الْحُسْنٰىۜ لَا جَرَمَ اَنَّ لَهُمُ النَّارَ وَاَنَّهُمْ مُفْرَطُونَ ﴿ ٦٢ ﴾ تَاللّٰهِ لَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰٓى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ﴿ ٦٣ ﴾ وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ اِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا ف۪يهِۙ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ﴿ ٦٤ ﴾

سُورَةُالنَّحْلِ  ٢٧٢ 
الجزء ١٤
Nahl Sûresi  272 
Cüz  14

55  (Musibetlerden kurtuluş nimeti olarak) kendile rine vermiş bulunduğumuz şeye neticede nankör lükte bulunsunlar diye (şirke devam ederler)! O halde (ey müşrikler! Sahip bulunduğunuz nimetlerle kısa bir zaman daha) iyice faydalanın (bakalım)! Pek yakında (tehdit olunduğunuz azapla karşılaştığınız za man, şirk suçunuzun vahîm âkıbetini) bileceksiniz!

56  Onlar (ekinler ve davarlar gibi) Bizim kendile rine rızık olarak vermiş olduğumuz şeylerden bir kısmını (putlara kurban ederek, hiçbir) bilgiye sahip olmayan o (cansız) şeylere nasip olarak ayırıyorlar. / Kendilerine rızık olarak vermiş olduğumuz şey lerden bir kısmını (ilâh olduklarına dâir hiçbir delil) bilmedikleri şeylere nasip ayırıyorlar./ Allâh’a yemin olsun ki; uydurmakta bulunmuş olduğunuz (bu asılsız inançlarınızla ilgili) şeylerden(, ölürken de, kabirde de, mahşerde de) elbette mutlaka sorumlu tutulacaksınız.

57  O (Huzâ’a ve Kinâne kabilele ri gibi müşrik ola)n lar (:“ Melekler Al lâh’ın kızlarıdır!” diyerek) kızları Allâh’a ayırdılar. (Evlat edinmekten takdîs, tenzîh, arılık ve) tesbîh O’na! Arzulamakta oldukları (er kek çocuklar) ise onlara aitmiş!

58  Onlardan biri dişi (çocuğa sahip olduğu haberi) ile müjdelendiği zaman (utancından) yüzü kapkara oluverir, üstelik kendisi öfke dolu biridir!

59  Kendisiyle müjdelendiği o şeyin fenalığından dolayı: “Alçaklığa (katlanmasına) rağmen onu tut sun mu, ya da onu (diri diri gömerek) toprakta gizle sin mi?” diye (kendi kendine düşüncelere dalarak, gün lerce) o (aralarında yaşadığı) toplumdan gizlenir. Haberdâr olun ki; (kendilerinin bu kadar utandıkları kız çocuğunu, eşten ve evlattan münezzeh olan Allâh-u Te`âlâ’ya nispet ederek) hükmetmekte oldukları o şey ne kötü (ve ne yanlış bir karar) olmuştur!

60  (Arkalarından yerlerini doldursun diye çocuğa ihtiyaç duymak, sırtlarını sağlama almak için erkek ço cuğu tercih etmek ve utanç belası ya da aşırı cimriliğin verdiği fakirlik korkusu gibi nedenlerle kızları diri diri gömmek gibi çirkinlikte) örnek gösterilebilecek kötü sıfatlar sadece o âhirete inanmayan kimselere âit tir. (Eşten, ortaktan ve evlattan münezzeh olmak, yok luğunun düşünülememesi, mutlak zenginlik, sonsuz cö mertlik ve yaratıkların sıfatlarından son derece nezâhet gibi) hayran bırakacak en üstün sıfatlar ise yalnızca Allâh’a mahsustur. (Her şeye karşı üstün güce sahip olmakta tek ve emsalsiz olan) Azîz de, (üstün hikmeti gereği her yaptığını yerli yerinde yapan) Hakîm de ancak O’dur!

61  Eğer Allâh (suçlu) insanları (kâfirlik, şirk koş ma ve günahlara bulaşmak gibi yersiz ve yakışıksız bir takım) zulümleri sebebiyle (suçsuzlarıysa günahkâr ların uğursuzluğu nedeniyle peşinen cezalandırmak üzere) yakalayacak olsaydı, (yeryüzünde bulunan tüm canlıları topluca helâk eder ve) hareket edebilen hiçbir canlıyı onun üzerinde bırakmazdı. Lâkin O, (hak ettikleri cezayı peşinen vermeyip) kendilerini adı konmuş bir süreye kadar geciktir mektedir (ki, o süre ölümleriyle başlayacaktır). O müddetlerinin bitiş zamanı geldiğinde ise, bir an bile sona da kalamazlar, öne de geçemezler.

62  Onlar (kız çocukları gibi) hoşlanmadıkları şeyleri Allâh’a ayırıyorlar. Bir de: “(Allâh nezdinde) en güzel âkıbet mutlaka sadece onlara âitmiş!” diye dilleri yalanı (göz önünde canlandırır gibi ballandıra ballandıra anlatarak) vasıflandırıyor. (Şu hakikat) ke sinlik kazandı ki; (dediklerinin aksine, zannettikleri güzel âkıbet yerine) gerçekten de onlar için o (cehen nem) ateş(i) vardır. Ve muhakkak ki onlar (cehenne me gönderilenler arasında) öne geçirilecek/(cehen nemde unutulmuş gibi) terk edilecek/ kimselerdir.

63  Allâh’a kasem olsun ki; elbette senden önce ki birçok ümmetlere de muhakkak (peygamberler) göndermiştik! Ama şeytan onlara yaptıkları (o çok çirkin isyanları)nı pek hoş göstermişti. Artık o gün onların en yakını, yalnızca o (şeytan) olmuştu!/ Artık bu (âhiret) gün(ünde) onların dostu sadece odur/! Üstelik (âhirette) kendileri için pek acı ve rici büyük bir azap vardır.

64  Biz bu Kitabı sana ancak, hakkında görüş ayrılığına düşmüş bulundukları (helâl-haram, iman, inkâr ve dirilme gibi pek önemli) şey(ler) i o (insa)nla ra açıklayasın, bir de inanmakta olan bir toplum için (cennet yolunu gösteren) büyük bir hidâyet ve (ebedî azaplardan kurtaracak) yüce bir rahmet (ese ri) olsun diye indirdik!

Nahl Sûresi  272 
Cüz  14
cihanyamaneren