HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنَّحْلِ  ٢٧٦ 
الجزء ١٤

اَلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ زِدْنَاهُمْ عَذَابًا فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يُفْسِدُونَ ﴿ ٨٨ ﴾ وَيَوْمَ نَبْعَثُ ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يدًا عَلَيْهِمْ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَه۪يدًا عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ۟ ﴿ ٨٩ ﴾ اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَا۪يتَٓائِ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ﴿ ٩٠ ﴾ وَاَوْفُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ اِذَا عَاهَدْتُمْ وَلَا تَنْقُضُوا الْاَيْمَانَ بَعْدَ تَوْك۪يدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللّٰهَ عَلَيْكُمْ كَف۪يلًاۜ اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ ﴿ ٩١ ﴾ وَلَا تَكُونُوا كَالَّت۪ي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثًاۜ تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ اَنْ تَكُونَ اُمَّةٌ هِيَ اَرْبٰى مِنْ اُمَّةٍۜ اِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّٰهُ بِه۪ۜ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ ﴿ ٩٢ ﴾ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَلَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿ ٩٣ ﴾

سُورَةُالنَّحْلِ  ٢٧٦ 
الجزء ١٤
Nahl Sûresi  276 
Cüz  14

88  O kimseler ki kâfir olmuşlardır ve (bununla yetinmeyip başkalarını da) Allâh’ın yolun(a inanmak) dan engellemişlerdir; (dünyadayken, in sanların İslâm’a girmesine mâni olarak) fesat çıkarmakta bulun muş olmaları sebebiyle Biz de onlara (cehennemde çektikleri) azap üstüne başka bir azap artır(ma kararı al)mışızdır (ki, bunun bir neticesi olarak kara katır gibi akrepler ve develer gibi engerek yılanları onları dâima sokacaktır).

89  (Habîbim!) Biz her bir ümmet içerisinde, (ken di milletlerinden veya yakînen tanıyıp bilmeleri hase biyle) kendi nefislerinden (sayılan kişilerden seçip) tam bir şâhit (olarak göndermiş olduğumuz peygam berlerin)i onlara karşı ortaya çıkaracağımız, seni de işte bunlara karşı gerçek bir şâhit olarak getirece ğimiz gün (onların hâli nice olacak) Biz bu kitabı sana (din konusunda insanların muh taç olacakları) her şey için tam bir açıklama, Müslü manlar için de (rehber vazifesi gören) büyük bir hi dâyet, üstün bir rahmet ve yüce bir müjde olmak üzere peyderpey indirmişizdir.

90  Şüphesiz ki Allâh (her şeyi îzâh etmek üzere indirmiş olduğu kitabında) adâleti, iyilik yapmayı ve (özellikle) yakınlık sahibine (muhtaç olduğu şeyleri) vermeyi (ve sıla-i rahimde bulunmayı) emretmektedir. (Zina ve cimrilik gibi) pek çirkin işleri, (kâfirlik, şirk vesâir günahlar gibi, dinin ve aklın reddettiği) münker (şeyler) i ve (insanlara karşı zulüm ve düşmanlıkla) üstünlük taslamayı yasaklamaktadır. O size vaaz etmektedir, tâ ki siz iyice düşünesiniz (de yola gelesiniz)!
Âyet-i celîlede geçen “Adâlet”; kullar arasında bulunan hak ve hukuku gerektiği şekilde eda etmek, herhangi bir varlığa zulüm yapmaktan sakınmak, her hak sahibine hakkını tamamen teslim etmek ve itikat, amel, ahlâk gibi tüm konularda, aşırılık ve gevşeklik arasında orta yolu gözetmek anlamına gelen çok kapsamlı bir kelimedir. “İhsân” ise; kötülük edene iyilik etmek, nâfilelere devam etmek ve Allâh-u Te`âlâ’yı görüyor gibi O’na ibadet etmek manalarında tefsir edilmiştir. İbni Mes`ûd (Radıyallâhu anh) bu âyet-i kerîme hakkın da: “Kur’ân’da hayırları ve şerleri içerisinde toplayan en câmiiyyetli âyet bu âyettir!” demiştir. Bundan dolayı her hutbenin sonunda her hatîp minber üzerinde bu âyeti okumaktadır. Hatta Kur’ân’da bu âyetten başka bir şey bulunmasaydı, yine de onun her şeyi beyan etme vasfı yerini bulmuş olurdu! Aynı zamanda bu âyet Osman ibni Maz`ûn (Radıyallâhu anh)ın Müslüman olmasına sebep olmuştur. Nitekim o şöyle anlatmıştır: “Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bana defalarca İslâm’ı teklif edince ondan utancıma Müslüman olmuştum fakat iman kalbimde yerleşme mişti. Nihâyet bir kere ben onun yanındayken bu âyet inince iman kalbimde karar kıldı. Sonra ben Velîd ibni Muğîre ve Ebû Cehil gibi azılı kâfirlere bu âyeti okudu ğumda onlar bile: ‘Bu insan sözü olamaz!’ demeden edemediler!” (Beyzâvî, Nesefî, Hâzin)

91  (Herhangi bir şeyi yerine getireceğinize dâir insanlarla, özellikle de İslâm’ı yaşayacağınıza dâir Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ile) sözleştiğiniz zaman, Allâh’ın ahdini (ve tutulmasını emrettiği sözünü) hakkıyla yerine getirin! (Sözlerinizi tutacağınıza dâir) Allâh’ı kesinlikle kendinize bir kefil yapmışken, hem de (Allâh adı anılarak) sağlamlaştırılmalarının ardından o yeminleri bozmayın! Şüphesiz ki Allâh yapmakta olduklarınızı (özellikle de sözünüzde durup durmadığınızı, yeminlerinizi tutup tutmadığınızı hakkıyla) bilmektedir.

92  Bir toplumun kendisi(, sözleşmeliniz olan) diğer bir cemaatten (sayıca ve kuvvetçe) daha fazla oldu diye, siz (güçsüz olan toplumla yapmış olduğunuz antlaşmaları bozup da, onlara vermiş olduğunuz) yeminlerinizi aranızda bir aldatmaca/bozgun vesilesi/hâinlik aracı/ edinerek, kuvvet(lice işlenmes)in den sonra örgüsünü dağınık demetler halinde bozmuş olan o kadın gibi olmayın! Allâh sizi bununla ancak imtihan etmektedir (ki, böylece siz Allâh ve Rasûlünün bî`atine sâdık kalacak mısınız, yoksa Kureyş’in sayıca ve silahça çokluğuna, müminlerinse güç süzlüğüne ve azlığına aldanıp vefasızlık mı yapacaksınız ortaya çıkacaktır). Ama andolsun ki; kıyâmet günü mutlaka O, (dünyadayken) hakkında ihtilaf etmekte bulunmuş olduğunuz şeyleri(n size neleri kazandırıp, kaybettirdiğini) size tam manasıyla açıklayacaktır.

93  (Siz topluca hidâyet yolunu seçecek olsaydınız) Allâh (da bunu böyle bilip inanmanızı) dileseydi, elbette sizi (İslâm’da ittifak eden) tek bir ümmet yapardı. Velâkin O, (yanlış yolu seçeceğini bildiği için, saptırmayı) dilediği kimseyi dalâlete düşürür, (hidâyeti seçeceğini bildiği için, doğru yola iletmeyi) dilediği kimseyi de hidâyet buyurur. (Ey insanlar!) Andolsun ki; yapmakta bulunmuş olduğunuz şeylerden (kıyâmet günü) mutlaka sorulacaksınız!

Nahl Sûresi  276 
Cüz  14
cihanyamaneren