HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنَّحْلِ  ٢٧٧ 
الجزء ١٤

وَلَا تَتَّخِذُٓوا اَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا السُّٓوءَ بِمَا صَدَدْتُمْ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۚ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ﴿ ٩٤ ﴾ وَلَا تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ اِنَّمَا عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿ ٩٥ ﴾ مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ بَاقٍۜ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذ۪ينَ صَبَرُٓوا اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿ ٩٦ ﴾ مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيٰوةً طَيِّبَةًۚ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿ ٩٧ ﴾ فَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ ﴿ ٩٨ ﴾ اِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ﴿ ٩٩ ﴾ اِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذ۪ينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِه۪ مُشْرِكُونَ۟ ﴿ ١٠٠ ﴾ وَاِذَا بَدَّلْنَٓا اٰيَةً مَكَانَ اٰيَةٍۙ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مُفْتَرٍۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ﴿ ١٠١ ﴾ قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ ﴿ ١٠٢ ﴾

سُورَةُالنَّحْلِ  ٢٧٧ 
الجزء ١٤
Nahl Sûresi  277 
Cüz  14

94  (İnsanların güvenini sağlamak için meşrû edilen) yeminlerinizi aranızda bir aldatmaca edinmeyin! (Evvelce İslâm’a girdiğinize dâir yaptığınız bî`at yemi ninizi bozarak mürtet olmayın!) Sonra (İslâm cadde sinde) sebatının ardından bir ayak (hak yoldan) ka yar da, Allâh’ın yolundan çıkmış olmanız/ (mürtet olmakla, dinden çıkmayı insanlara kolaylaştırarak onla rı İslâm’da sebattan) engellemiş olmanız/ nedeniy le (daha dünyadayken, katliâm, esâret, sürgün ve yağ malanma azapları gibi) kötü şeyi tadarsınız. Üstelik (âhirette gerçekleşecek) pek büyük bir azap da özel likle size âittir.

95  (Ey güçsüz Müslümanlar! Dinden çıkmanız kar şılığı onların size sunduğu câzip tekliflere aldanıp da) Allâh’ın (İslâm) ahdini (ve emirlerini yaşayıp yaşata cağınıza dair Rasûlüne yapmış olduğunuz bî`ati) pek az bir pahaya değişmeyin! Allâh katında bulunan (yardım ve ganimet, âhiretteyse sevap ve cennet), gerçekten de o, (müşriklerin sunduğu tekliflerden) sizin için daha iyidir. Eğer bilmekte olduysanız(, elbette âhiret mükâfatını tercih edersiniz)!

96  (Çünkü dünya nimetlerinden) yanınızda bulu nan şeyler (ne kadar çok ve uzun süreli olsalar da bir gün mutlaka) tükenecektir. Allâh nezdinde olan (dün yevî ve uhrevî mükâfat)lar ise devamlı kalıcıdır! An dolsun ki; (müşriklerin eziyetlerine katlanarak dinden dönmeyi aklından bile geçirmeyen ve İslâmî hükümle rin tüm zahmetlerine karşı) sabretmiş bulunan o kim selere elbette (hak ettikleri) ecirlerini, yapmakta bu lunmuş oldukları şeylerin (kazandıracağı sevapların herhangi birine göre değil de,) en güzeliyle vereceğiz!

97  Erkek veya dişiden her kim, kendisi (iman şartlarına şüphesiz bir şekilde inanmış) mümin bir kişi olarak herhangi bir sâlih amel işlerse, kasem olsun ki; kesinlikle Biz onu (dünyada da, kabirde de, cennette de) pek hoş bir hayatla ihyâ edeceğiz! (Artık onlar ölümsüz bir hayata, fakirlik endişesi taşımayan bir zenginliğe, ardında hastalık olmayan bir sağlığa, kay betmeyecekleri bir mülke ve hiçbir bedbahtlık barın dırmayan bir saadete ulaşacaklardır.) Andolsun ki; elbette (hak ettikleri) ecirlerini on lara, yapmakta bulunmuş oldukları şeylerin (ka zandıracağı sevapların herhangi birine göre değil de) en güzeliyle vereceğiz!

98  (Habîbim!) Kur’ân’ı kıraat et(meyi murad et) tiğin zaman, o lânetli/o (yıldız parçalarıyla) taşlan mış/ şeytan(ın vesveselerine kapılmak) dan (seni ko ruması için) hemen Allâh’a sığın!

99  Şüphesiz şu bir gerçek ki; o iman etmiş olan lar ve ancak Rablerine tevekkül etmekte bulunan lar üzerinde onun için hiçbir (güç ve) tasallut olamaz!

100  Onun gücü ancak dâima kendisini dost edi nen o (kâfir) kimseler, bir de onun (azdırması) sebe biyle kendileri (Allâh-u Te`âlâ’ya) ortak koşmakta olan o (müşrik) kişiler üzerinde (geçerli)dir.

101  Biz (nesh etmek istediğimiz) bir âyet yerine başka bir âyeti değiştir(ip getir)diğimizde, (neshin hikmetini bilmeyen) o (kâfir) kişiler: “Sen ancak (Allâh adına) bir uydurucusun! (Bugün emrettiğin bir şeyi, yarın aklına gelen başka bir nedenle yasaklıyorsun!)” derler. Oysa Allâh (zamana zemine göre ve her ümmetin menfaatleri gözetilmek üzere) neyi indireceğini pek iyi bilmektedir. Doğrusu onların pek çoğu (bir hükmü diğeriyle değiştirmemizde bulunan yüce hikmetleri) bilmezler.
Bu âyet-i kerîme Kur’ân’da ve sünnette “Nesh” denilen hükmün geçerli oluşuna delâlet etmektedir ki, “Nesh”: “Şer’î bir hükmün, Allâh-u Tealâ tarafından tümüyle kaldırılması veya misliyle yahut daha iyisiyle değiştirilmesidir.” Bir âyetin diğeriyle değiştirilmesine misal verecek olursak; Bakara Sûre-i celîlesinin 180. âyet-i kerîmesinde: “Ardından mal bırakacak kişinin ana-babasına ve akrabasına vasiyet etmesinin farz olduğu” açıkça bildirilmiştir. Ama daha sonra gelen Nisa Sûresi’nin 11 ve 12. “Miras âyetleri” ile herkesin ne alacağı taksim edilince, ölecek kişinin kafasına göre vasiyet yapmasının farziyeti kaldırılmaktan öte, yapsa bile geçersiz sayılmıştır. İşte bu gibi bazı örneklerle karşılaşan Mekke müşrikleri: “Muhammed kendi adamlarıyla dalga geçiyor; bugün onlara bir şey emrediyor, yarın onları aynı şeyden nehyediyor. Anlaşılan o ancak bir iftiracıdır ki söylediklerini kendi nefsinden uyduruyor!” deyince, Allâh-u Te`âlâ bu âyet-i celîleyi indirerek onların neshin hikmetlerini bilmekten ve doğruyla eğriyi seçme kabiliyetinden yoksun kişiler olduklarını beyan etmiştir. Geniş malumat için bakınız: Bakara Sûresi; 106. Ayrıca bakınız: Rûhu’l-Furkan; 1/ 502-507

102  (Habîbim!) De ki: “(O Kur’ân bir uydurma de ğildir, bilakis) onu Rabbin tarafından Rûhu’l-Kudüs (o mukaddes ruha sahip olan Cibrîl) hak(kın ve hikme tin ta kendisi olan bir gaye) ile indirmiştir (ki bu hik met, onun nesheden ve neshedilen tüm âyetlerinde mevcuttur). Tâ ki O (Allâh-u Te`âlâ), iman etmiş olan kimseleri (doğru inançlarında) sabit kılsın, Müslüman lara da yüce bir hidâyet ve büyük bir müjde olsun!”

Nahl Sûresi  277 
Cüz  14
cihanyamaneren