HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنَّحْلِ  ٢٧٩ 
الجزء ١٤

يَوْمَ تَأْت۪ي كُلُّ نَفْسٍ تُجَادِلُ عَنْ نَفْسِهَا وَتُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ﴿ ١١١ ﴾ وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا قَرْيَةً كَانَتْ اٰمِنَةً مُطْمَئِنَّةً يَأْت۪يهَا رِزْقُهَا رَغَدًا مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِاَنْعُمِ اللّٰهِ فَاَذَاقَهَا اللّٰهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ ﴿ ١١٢ ﴾ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُ وَهُمْ ظَالِمُونَ ﴿ ١١٣ ﴾ فَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالًا طَيِّبًاۖ وَاشْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ ﴿ ١١٤ ﴾ اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْز۪يرِ وَمَٓا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ۚ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿ ١١٥ ﴾ وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ اَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هٰذَا حَلَالٌ وَهٰذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَۜ ﴿ ١١٦ ﴾ مَتَاعٌ قَل۪يلٌۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ﴿ ١١٧ ﴾ وَعَلَى الَّذ۪ينَ هَادُوا حَرَّمْنَا مَا قَصَصْنَا عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُۚ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ﴿ ١١٨ ﴾

سُورَةُالنَّحْلِ  ٢٧٩ 
الجزء ١٤
Nahl Sûresi  279 
Cüz  14

111  Her nefsin, (ana-babasının, çocuklarının ve en yakınlarının derdine düşmeyip, sadece) kendi nefsi tarafından mücadele vermek üzere geleceği, böyle ce yapmış olduğu şeyin (karşılığı) herkese tastamam verileceği ve onların (sevapları eksiltilerek ya da gü nahları artırılarak) zulme uğratılmayacakları günde (Allâh-u Te’âlâ’nın, dostlarına rahmeti belirgin hale gelecektir)!
Rivayete göre; Ömer ibni Hattâb (Radıyallâhu anh) bir gün Kâ`bü’l-Ahbâr (Radıyallâhu anh)`a: “Bizi biraz korkut!” deyince o: “Ey müminlerin emîri! Canım kudret elinde olan Zât’a yemin ederim ki; kıyâmet gününe yetmiş peygamberin ameli gibi sâlih amellerle kavuşsan da elbette öyle anlar gelecek ki, kendinden başka kimseyi dert etmeyeceksin! Şüphesiz cehennem öyle bir gürüldeyecek ki, ne kadar mukarreb melek ve İbrâhîm (Aleyhisselâm) dâhil ne kadar gönderilmiş nebî varsa mutlaka dizleri üstü çökerek: ‘Yâ Rabbi! Kendimden başka kimseyi istemiyorum!’ diyecektir. Allâh’ın indirdiği âyetler içerisinde bunun tasdîki: ‘Herkesin kendi adına mücâdele edeceği o gün...’ âyetindedir.” dedi (Hâzin)

112  Allâh (kendilerine nimetler ihsan eden velîni metlerini inkâr eden ve böylece azâba müstehak olan toplumlara ibret olsun diye) bir memleketi örnek olmak üzere açıklamıştır ki, orası güvenli ve pek sakin bir yerdi. (Başka memleketlerde olduğu gibi orada, yağma ve baskınlar şeklinde huzur kaçıracak hadiseler vuku bulmazdı.) (Etrafında bulunan) her yerden rız(ı)k(lar)ı oraya bolca gelmekteydi. Fakat o(rada yaşayanlar), Allâh’ın (bunca) nimetlerine nankörlük yaptı(lar) da böylece Allâh, sürekli sanat hâline getirmekte bulunmuş oldukları (inkâr ve nankörlük gibi) şeyler nedeniyle on(un halkın) a açlık ve korku(yu) elbise (gibi giydirip onların işkence)sini (kendilerine) tattırdı.
Müfessirlerin ekserisine göre; örnek verilen bu karye Mekke-i Mükerreme’dir. Ama bazı âlimler bunun eski ümmetlerin helâkine sahne olan karyelerden biri olduğu ve inkârcı Mekke toplumuna örnek verildiği görüşünü daha uygun görmüşlerdir.

113  Andolsun ki; elbette onlara içlerinden bir rasûl gelmişti de, onlar onu yalanlamıştılar, bu se beple de onlar (karşılaştıkları öncü felâketlerden ibret alıp da nankörlüğü ve inkârcılığı bırakmayan) zâlim kimseler hâlindeyken o (köklerini kazıyan) azap onları yakalayıvermişti.

114  (Artık Allâh’ın nimetlerini inkâr edip, elçilerini yalanlayanların başına gelen belalar sizce de belirgin bir şekilde anlaşıldığına göre,) öyleyse (temiz ve lezzet li rızıkları kendi kafanızdan haram etmeyi bırakın da) Allâh’ın sizi rızıklandırmış olduğu şeylerden helâl ve hoş olanını yeyin ve eğer siz ancak O’na ibadet etme (niyetiyle putlara taptığınızı iddia etme) kte ol duysanız, (şirki bırakıp tevhîde yönelin de, size verdiği bunca helâl rızıklara karşılık) Allâh’ın nimetine şük redin!

115  O size ancak, (şer’î usûle göre avlanmadan veya kesilmeden kendi kendine ölmüş olan (hayvan lardan yararlanmanız)ı, (kesim ânında fışkıran) o kanı, domuz etini ve kendisiyle (ilgili yanlış tasarrufta bu lunulmak üzere) Allâh’tan başkası için ses yükselti (lerek kesi) lmiş olan (hayvanlar)ı haram kılmıştır. Artık her kim (kendisi gibi zorda kalmış başka bi rine) azgınlık etmeksizin ve (yaşamak için yeterli) haddi aşmaksızın (bahsi geçenlerden herhangi bir şeyi yemeye) mecbur bırakılırsa, şüphesiz Allâh (zaruretten dolayı yapılan işleri son derece bağışlayan bir) Ğafûr’dur; (kullarına çok acıdığı için ruhsatlar ve ren bir) Rahîm’dir.

116  (Haklarındaki serbestlik ve yasaklık hükmünü) dillerinizin (gerçek gibi) nitelemekte bulunduğu şeylere (o bahîre ve sâibe gibi özel tarifleri olan hay vanlara): “İşte şu helâldir, işte bu da haramdır!” ya lanını söylemeyin, sonra Allâh’a karşı yalan uydur muş olursunuz! (Herhangi bir hususta) Allâh’a karşı yalan uydur makta bulunan o kimseler ise, hiç şüphesiz ki felah bulamayacak (ve hiçbir isteklerine kavuşama yacak)lardır.

117  (Onların bu iftirâlardan hedefledikler kâr, dünyada elde edecekleri) pek az bir fayda(yla sınırlı kalacaktır)! Ama (âhirette, hakikati idrak edileme yecek derecede) pek acı verici büyük bir azap özel likle onlar içindir.

118  Bu (âyet-i kerîmenin ulaşması)ndan önce sa na anlatmış olduğumuz şeyleri (evvelki ümmetlere değil de) sadece o Yahudi olmuş kimselere haram kılmıştık. Böylece (tırnaklı hayvanları, iç yağlarını, ba ğırsaklara yapışan ve kemiğe karışan etleri yasaklayarak) Biz onlara zulmetmiş olmadık, lâkin onlar an cak kendi nefislerine zulmetmekte bulunmuştular.

Nahl Sûresi  279 
Cüz  14
cihanyamaneren