v02.01.25 Geliştirme Notları
Bakara Sûresi
28
Cuz 2
187﴿ Oruç gecesi kadınlarınızla birleşmek size helâl kılınmıştır. (Çünkü) onlar sizin için bir örtüdür, siz de onlar için bir örtüsünüz. Allâh sizin (onlardan ayrı duramayacağınızı bildiği için, size bu ruhsatı vermiştir, zîrâ Rabbiniz haram olduğu hâlde oruç gecesi hanımlarınızla cimâ ederek) gerçekten nefislerinize çokça hâinlik yapmakta bulunmuş olduğunuzu bilmiş de, (suçunuzdan tevbe edince) hemen tevbenizi kabûl etmiş ve sizden (bu suçu) afv etmiştir. Artık şimdi (size helâl edildiğine göre) onlarla birleşin ve (gâyeniz sâdece şehvetinizi tatmin olmasın, bununla birlikte) Allâh’ın sizin için yazmış olduğu şeyi arayın. (Böylece çocuk beklentisine girin ve nikâhın meşrûiyet gâyelerinden biri olan çoğalmayı sürdürün.) Ayrıca siz (imsâk vakti girdiğinde, gün başlangıcını ifâde eden) sabahın beyaz ipliği (geceyi temsil eden) siyah iplikten sizin için iyice belirinceye kadar yiyin için. Sonra da orucu geceye kadar tamamlayın. Ama siz (oruç geceleri) mescitlerde îtikâf edici kimselerken onlarla birleşmeyin. (Ey mümin!) İşte sana! Bu (hükümler), Allâh’ın (karşı konulmaz ve değiştirilmez olan birtakım sınırları ve) hudûdudur. Artık siz o (tâyin edile)n (sınır)lara yaklaşmayın (ki geçme tehlikesiyle karşılaşmayın). (Ey mümin!) İşte sana! Allâh, âyetlerini insanlara böylece apaçık bir şekilde beyân ediyor, tâ ki onlar takvâ sâhibi olabilsinler (emir ve yasaklarına muhâlefetten iyice sakınabilsinler). İbnü Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivâyete göre; İslâm’ın başlangıcında Müslümanlar oruç tutacakları zaman ancak yatsı namazını kılıncaya veyâ uyuyuncaya kadar yiyip içebilir ve eşleriyle cinsî münâsebette bulunabilirlerdi. Orucunu açmadan yatsıyı kılan veyâ uyuya kalan kişiye ise, bir dahaki geceye kadar yemek içmek ve hanımıyla ilişkiye girmek haramdı. Sahâbe-i kirâmdan bâzıları yatsıyı kıldıktan sonra eşlerinin yanına gittiklerinde, onların sürdükleri güzel kokulardan etkilenerek dayanamayıp cimâ ettiler. Sonra pişman olarak Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e geldiklerinde bu âyet-i kerîme nâzil olarak tevbelerinin kabûl edildiğini ve o günden sonra gece boyu eşlerinden istifâdenin kendilerine helâl edildiğini beyân etti. (et-Taberî, Câmi‘u’l-Beyân, 3/235-237) Bu konuda geniş mâlûmât için bakınız: Rûhu’l-Furkān Tefsîri, 2/326
188﴿ (Allâh’ın serbest kılmadığı; hırsızlık, fâiz ve gasp gibi) bâtıl (yollar) ile mallarınızı aranızda yemeyin ve insanların mallarından bir kısmını (rüşvet, yalan yere yemîn ve yalancı şâhitlik gibi) günah(lar) ile yiyebilmeniz için onlar(la ilgili kararlar)ı hâkimlere sarkıtmayın. Oysa kendiniz (yanlışlığınızı ve günah işlediğinizi) bilmektesiniz.
189﴿ Sana hilâller(in ip ince doğuşundan sonra büyümesinin ardından eski hâline dönmesinin hikmetin)-den soruyorlar. (Habîbim!) De ki: “Onlar, insanlar(ın ekip biçme, borç ödeme, oruç tutma, bayram yapma ve boşanan yâhut kocası ölen kadınların evlenemeyecekleri süreden ibâret olan iddet gibi işlerinin zamanlarını bilmeleri) ve (özellikle) hac (ibâdetinin zamânını tespit etmeleri) için vakit bildiren şeylerdir. (Siz ayın şekillerinin değişmesi gibi, peygamberlik ilminin konusu olmayan şeyler sormayı bırakın da, ibâdetlerinizi hangi zamanlarda yapacağınıza dâir kendinizi yakından ilgilendiren meseleleri sorarak nübüvvet ilminden istifâdeye bakın.) Birr(-u tâat) aslâ (câhiliyet devrinde olduğu gibi, hac ihramına girdiğinizde) evlere arkalarından gel(ip gir)meniz değildir. Velâkin birr(-u takvâ); (avlanmak gibi ihram yasakları dâhil tüm haramlardan ve uygunsuz suallerden) hakkıyla sakınmış olan kimse(nin ameli)dir. Öyleyse evlere kapılarından gelin. (Soru sormak dâhil hiçbir işi tersine çevirmeyip, doğrusu ne ise o şekilde icrâ edin. Çünkü Allâh-u Te‘âlâ yaptığı hiçbir şeyden sorumlu değildir, kullar ise her yaptıklarından mesuldürler.) Allâh(ın hükümlerini değiştirme ve fiillerine îtiraz)dan da hakkıyla sakının, tâ ki siz (hidâyet ve takvâya kavuşarak) felâha eresiniz.”
190﴿ Sizinle savaşmakta olan kimselerle de Allâh(ın dâvâsını yüceltme ve dînini aziz kılma) yolunda savaşın, ama (antlaşmalı olduğunuz kimselere karşı savaş başlatarak, zimmîyi öldürerek, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar gibi öldürülmesi yasak olanları katlederek) haddi aşmayın. Çünkü şüphesiz Allâh haddi aşanları sevmez (ve onların bu yaptığına rızâ göstermeyip onları gazabına çarptırır).
سُورَةُ الْبَقَرَةِ
الجزء ٢
٢٨
اُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ اِلٰى نِسَٓائِكُمْۜ هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَاَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّۜ عَلِمَ اللّٰهُ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَخْتَانُونَ اَنْفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنْكُمْۚ فَالْـٰٔنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْتَغُوا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَكُمْۖ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الْاَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الْاَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِۖ ثُمَّ اَتِمُّوا الصِّيَامَ اِلَى الَّيْلِۚ وَلَا تُبَاشِرُوهُنَّ وَاَنْتُمْ عَاكِفُونَۙ فِي الْمَسَاجِدِۜ تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ فَلَا تَقْرَبُوهَاۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ اٰيَاتِه۪ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ﴿١٨٧
وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَٓا اِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَر۪يقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ۟ ﴿١٨٨
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَهِلَّةِۜ قُلْ هِيَ مَوَاق۪يتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّۜ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰىۚ وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَاۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ﴿١٨٩
وَقَاتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ الَّذ۪ينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَ ﴿١٩٠
Bakara Sûresi
28
Cuz 2
اُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ اِلٰى نِسَٓائِكُمْۜ هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَاَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّۜ عَلِمَ اللّٰهُ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَخْتَانُونَ اَنْفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنْكُمْۚ فَالْـٰٔنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْتَغُوا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَكُمْۖ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الْاَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الْاَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِۖ ثُمَّ اَتِمُّوا الصِّيَامَ اِلَى الَّيْلِۚ وَلَا تُبَاشِرُوهُنَّ وَاَنْتُمْ عَاكِفُونَۙ فِي الْمَسَاجِدِۜ تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ فَلَا تَقْرَبُوهَاۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ اٰيَاتِه۪ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ﴿١٨٧
187﴿ Oruç gecesi kadınlarınızla birleşmek size helâl kılınmıştır. (Çünkü) onlar sizin için bir örtüdür, siz de onlar için bir örtüsünüz. Allâh sizin (onlardan ayrı duramayacağınızı bildiği için, size bu ruhsatı vermiştir, zîrâ Rabbiniz haram olduğu hâlde oruç gecesi hanımlarınızla cimâ ederek) gerçekten nefislerinize çokça hâinlik yapmakta bulunmuş olduğunuzu bilmiş de, (suçunuzdan tevbe edince) hemen tevbenizi kabûl etmiş ve sizden (bu suçu) afv etmiştir. Artık şimdi (size helâl edildiğine göre) onlarla birleşin ve (gâyeniz sâdece şehvetinizi tatmin olmasın, bununla birlikte) Allâh’ın sizin için yazmış olduğu şeyi arayın. (Böylece çocuk beklentisine girin ve nikâhın meşrûiyet gâyelerinden biri olan çoğalmayı sürdürün.) Ayrıca siz (imsâk vakti girdiğinde, gün başlangıcını ifâde eden) sabahın beyaz ipliği (geceyi temsil eden) siyah iplikten sizin için iyice belirinceye kadar yiyin için. Sonra da orucu geceye kadar tamamlayın. Ama siz (oruç geceleri) mescitlerde îtikâf edici kimselerken onlarla birleşmeyin. (Ey mümin!) İşte sana! Bu (hükümler), Allâh’ın (karşı konulmaz ve değiştirilmez olan birtakım sınırları ve) hudûdudur. Artık siz o (tâyin edile)n (sınır)lara yaklaşmayın (ki geçme tehlikesiyle karşılaşmayın). (Ey mümin!) İşte sana! Allâh, âyetlerini insanlara böylece apaçık bir şekilde beyân ediyor, tâ ki onlar takvâ sâhibi olabilsinler (emir ve yasaklarına muhâlefetten iyice sakınabilsinler). İbnü Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivâyete göre; İslâm’ın başlangıcında Müslümanlar oruç tutacakları zaman ancak yatsı namazını kılıncaya veyâ uyuyuncaya kadar yiyip içebilir ve eşleriyle cinsî münâsebette bulunabilirlerdi. Orucunu açmadan yatsıyı kılan veyâ uyuya kalan kişiye ise, bir dahaki geceye kadar yemek içmek ve hanımıyla ilişkiye girmek haramdı. Sahâbe-i kirâmdan bâzıları yatsıyı kıldıktan sonra eşlerinin yanına gittiklerinde, onların sürdükleri güzel kokulardan etkilenerek dayanamayıp cimâ ettiler. Sonra pişman olarak Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e geldiklerinde bu âyet-i kerîme nâzil olarak tevbelerinin kabûl edildiğini ve o günden sonra gece boyu eşlerinden istifâdenin kendilerine helâl edildiğini beyân etti. (et-Taberî, Câmi‘u’l-Beyân, 3/235-237) Bu konuda geniş mâlûmât için bakınız: Rûhu’l-Furkān Tefsîri, 2/326
وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَٓا اِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَر۪يقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ۟ ﴿١٨٨
188﴿ (Allâh’ın serbest kılmadığı; hırsızlık, fâiz ve gasp gibi) bâtıl (yollar) ile mallarınızı aranızda yemeyin ve insanların mallarından bir kısmını (rüşvet, yalan yere yemîn ve yalancı şâhitlik gibi) günah(lar) ile yiyebilmeniz için onlar(la ilgili kararlar)ı hâkimlere sarkıtmayın. Oysa kendiniz (yanlışlığınızı ve günah işlediğinizi) bilmektesiniz.
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَهِلَّةِۜ قُلْ هِيَ مَوَاق۪يتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّۜ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰىۚ وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَاۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ﴿١٨٩
189﴿ Sana hilâller(in ip ince doğuşundan sonra büyümesinin ardından eski hâline dönmesinin hikmetin)-den soruyorlar. (Habîbim!) De ki: “Onlar, insanlar(ın ekip biçme, borç ödeme, oruç tutma, bayram yapma ve boşanan yâhut kocası ölen kadınların evlenemeyecekleri süreden ibâret olan iddet gibi işlerinin zamanlarını bilmeleri) ve (özellikle) hac (ibâdetinin zamânını tespit etmeleri) için vakit bildiren şeylerdir. (Siz ayın şekillerinin değişmesi gibi, peygamberlik ilminin konusu olmayan şeyler sormayı bırakın da, ibâdetlerinizi hangi zamanlarda yapacağınıza dâir kendinizi yakından ilgilendiren meseleleri sorarak nübüvvet ilminden istifâdeye bakın.) Birr(-u tâat) aslâ (câhiliyet devrinde olduğu gibi, hac ihramına girdiğinizde) evlere arkalarından gel(ip gir)meniz değildir. Velâkin birr(-u takvâ); (avlanmak gibi ihram yasakları dâhil tüm haramlardan ve uygunsuz suallerden) hakkıyla sakınmış olan kimse(nin ameli)dir. Öyleyse evlere kapılarından gelin. (Soru sormak dâhil hiçbir işi tersine çevirmeyip, doğrusu ne ise o şekilde icrâ edin. Çünkü Allâh-u Te‘âlâ yaptığı hiçbir şeyden sorumlu değildir, kullar ise her yaptıklarından mesuldürler.) Allâh(ın hükümlerini değiştirme ve fiillerine îtiraz)dan da hakkıyla sakının, tâ ki siz (hidâyet ve takvâya kavuşarak) felâha eresiniz.”
وَقَاتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ الَّذ۪ينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَ ﴿١٩٠
190﴿ Sizinle savaşmakta olan kimselerle de Allâh(ın dâvâsını yüceltme ve dînini aziz kılma) yolunda savaşın, ama (antlaşmalı olduğunuz kimselere karşı savaş başlatarak, zimmîyi öldürerek, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar gibi öldürülmesi yasak olanları katlederek) haddi aşmayın. Çünkü şüphesiz Allâh haddi aşanları sevmez (ve onların bu yaptığına rızâ göstermeyip onları gazabına çarptırır).