HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاِسْرَاۤءِ  ٢٨٩ 
الجزء ١٥

وَاِنْ كَادُوا لَيَسْتَفِزُّونَكَ مِنَ الْاَرْضِ لِيُخْرِجُوكَ مِنْهَا وَاِذًا لَا يَلْبَثُونَ خِلَافَكَ اِلَّا قَل۪يلًا ﴿ ٧٦ ﴾ سُنَّةَ مَنْ قَدْ اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنْ رُسُلِنَا وَلَا تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْو۪يلًا۟ ﴿ ٧٧ ﴾ اَقِمِ الصَّلٰوةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ اِلٰى غَسَقِ الَّيْلِ وَقُرْاٰنَ الْفَجْرِۜ اِنَّ قُرْاٰنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا ﴿ ٧٨ ﴾ وَمِنَ الَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِه۪ نَافِلَةً لَكَۗ عَسٰٓى اَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا ﴿ ٧٩ ﴾ وَقُلْ رَبِّ اَدْخِلْن۪ي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْن۪ي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَانًا نَص۪يرًا ﴿ ٨٠ ﴾ وَقُلْ جَٓاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُۜ اِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا ﴿ ٨١ ﴾ وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ وَلَا يَز۪يدُ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا خَسَارًا ﴿ ٨٢ ﴾ وَاِذَٓا اَنْعَمْنَا عَلَى الْاِنْسَانِ اَعْرَضَ وَنَاٰ بِجَانِبِه۪ۚ وَاِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ كَانَ يَؤُ۫سًا ﴿ ٨٣ ﴾ قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلٰى شَاكِلَتِه۪ۜ فَرَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَنْ هُوَ اَهْدٰى سَب۪يلًا۟ ﴿ ٨٤ ﴾ وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الرُّوحِۜ قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّ۪ي وَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِلَّا قَل۪يلًا ﴿ ٨٥ ﴾ وَلَئِنْ شِئْنَا لَنَذْهَبَنَّ بِالَّذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ بِه۪ عَلَيْنَا وَك۪يلًاۙ ﴿ ٨٦ ﴾

سُورَةُالْاِسْرَاۤءِ  ٢٨٩ 
الجزء ١٥
İsrâ Sûresi  289 
Cüz  15

76  Yine onlar seni oradan çıkartsınlar diye (türlü türlü muhâsara ve sıkıştırmalara maruz bırakarak) elbette seni o (Mekke’deki) yer(in) den rahatsız etmeye gerçekten çok yaklaştılar. Ama o takdirde onlar da senin arkanda ancak pek az kalabileceklerdir.
Bu âyetin haberi bir mucize olarak aynen gerçekleşmiştir. Nitekim Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in hicretinden bir sene sonra küfrün elebaşları Bedir’de helâk edilmişlerdir.

77  Gerçekten senden önce göndermiş olduğu muz elçilerimizin (karşısına dikilip, onları yurtların dan çıkaran kâfirlere) sürekli (uyguladığımız) âdeti (miz) olarak (seni hicrete mecbur bırakanlara da aynı muameleyi yapacağız)! Sen Bizim sürekli âdetimiz için hiçbir değiştirme bulamazsın! (Zira Bizim kanunlarımızı değiştirecek hiçbir güç yoktur. Biz de kurallarımızı bozmamaya kararlıyız!)

78  Güneşin (gündüzün yarı dâiresinden) kayması ânında (öğle namazını), gecenin karanlığına dek (uzanan süreçte ise; ikindi, akşam ve yatsı vakitlerine ulaştığın zaman) o (farz) namaz(lar) ı ve (imsak vakti ile güneş doğumu arasında) sabah namazını hakkıyla kıl! Çünkü şüphesiz sabah (namazın)ın (diğer namaz lara nispetle çokça okunan) Kur’ân’ı (gece ve gündüz meleklerinin, ayrıca birçok namaz kılan insanların işti râkiyle, kalabalık topluluklar tarafından) hazır bulu nulan bir amel olmuştur.

79  Gecenin bir kısmını da (boş geçirmeyip) sa dece senin için (beş vakit namaza) fazlaca ilâve edil miş bir farz olarak onunla uyanık geçir (böylece Kurân okuyarak teheccüd namazı kıl)! Rabbinin seni (kıyâmet günü dirilterek) Makam-ı Mahmûd’a (o herkesin imrenip övgüler yağdıracağı şefaat makamına) yerleştirmesi kesinleşmiştir.

80  (Habîbim!) de ki: “Ey Rabbim! Beni (hicret edeceğim Medîne-i Münevvere’ye ve vefatımın ardın dan kabrime, günahlardan arınmış olarak ) dosdoğru (ve hayırlı) bir girdirişle girdir ve beni (Mekke’den çıkartırken de, kabirden diriltirken de, tenkitlerden uzak) dosdoğru (ve hayırlı) bir çıkarışla çıkar! (Düş manlarıma gâlip olmam için) Kendi tarafından da bana çokça yardımcı bir güç ihsan et!”

81  (Habîbim! Sana Mekke fethi müyesser olduğun da, Kâ’be’nin etrafındaki putları bir bir kırarken) de ki: “Hak (olan İslâm ve Kur’ân) geldi, bâtıl (olan şirk ve şeytan) ise helâk olup gitti! Zaten bâtıl (bir zaman köpük gibi üstte görünse de) gerçekten (varlığı sürekli olmayan ve neticede) sönmeye mahkûm (olan) bir şey olmuştur.”

82  Biz, inananlar için öyle bir Kur’ân indirmek teyiz ki o, büyük bir şifadır ve yüce bir rah mettir. Ama o (Kur’ân-ı Kerîm), (inkârda ısrar eden) zâlim leri ancak büyük bir zarar bakımından artırır.

83  Biz insana (sağlık ve bolluk gibi nimetler) lüt fettiğimiz zaman (Allâh’ın zikrinden) yüz çevirir ve yanını uzaklaştırır (böylece kibrinden dolayı Bizim taatimize sırt çevirir). Bir de kendisine (hastalık ve fakirlik gibi bir) şer dokununca, (Allâh’ın rahmetin den) tamamen ümit kesen biri oluverir.

84  (Habîbim!) De ki: “Herkes (hidâyet ve dalâlet hususunda) kendi (yaratılış ve bünye) sine uygun bir yol üzere çalışıp durmaktadır. Ama Rabbiniz, yol bakımından kendisi en çok hidâyette olanı hakkıyla bilendir.”

85  (Habîbim!) Sana (insan bedeninin--- ken disiyle hayat bulup yönetildiği) ruhtan--- soruyorlar. De ki: “Ruh (hiçbir ana madde bulunmaksızın, sa dece) Rabbimin (‘Meydana gel!’) emrinden (yara tılmış olan şeylerden biri)dir. / Ruh (sadece) Rabbi min (bildiği ve mâhiyetini kimseye bildirmediği özel)(ler)inden (biri)dir./ Size ise (Allâh-u Te`âlâ’ya âit sonsuz ve sınırsız) ilim(ler)den ancak pek az bir şey verilmiştir (ki, duyularınız vasıtasıyla o bilgilere ulaşmaktasınız. Böylece ruhu diğer yaratıklardanayıracak bazı özel vasıf larıyla ilgili bilgi edinebilirsiniz, ancak gerçek mâhi yetini bilmeniz mümkün değildir).”

86  Andolsun ki; Biz dileseydik ger çekten sana vahyetmiş olduğumuz o (çok değerli) şe yi elbet te (mushaflardan da, zihinlerden de tümüyle) giderirdik. Sonra da sen onun (geri alınması) hakkında ken din için Bize karşı (mücâdele verecek ve Bizi mecbur bırakabilecek) bir vekil de bulamazdın!

İsrâ Sûresi  289 
Cüz  15
cihanyamaneren