HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاِسْرَاۤءِ  ٢٩٢ 
الجزء ١٥

وَبِالْحَقِّ اَنْزَلْنَاهُ وَبِالْحَقِّ نَزَلَۜ وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا مُبَشِّرًا وَنَذ۪يرًاۢ ﴿ ١٠٥ ﴾ وَقُرْاٰنًا فَرَقْنَاهُ لِتَقْرَاَهُ۫ عَلَى النَّاسِ عَلٰى مُكْثٍ وَنَزَّلْنَاهُ تَنْز۪يلًا ﴿ ١٠٦ ﴾ قُلْ اٰمِنُوا بِه۪ٓ اَوْ لَا تُؤْمِنُواۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِه۪ٓ اِذَا يُتْلٰى عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ سُجَّدًاۙ ﴿ ١٠٧ ﴾ وَيَقُولُونَ سُبْحَانَ رَبِّنَٓا اِنْ كَانَ وَعْدُ رَبِّنَا لَمَفْعُولًا ﴿ ١٠٨ ﴾ وَيَخِرُّونَ لِلْاَذْقَانِ يَبْكُونَ وَيَز۪يدُهُمْ خُشُوعًا ﴿ ١٠٩ ﴾ قُلِ ادْعُوا اللّٰهَ اَوِ ادْعُوا الرَّحْمٰنَۜ اَيًّا مَا تَدْعُوا فَلَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰىۚ وَلَا تَجْهَرْ بِصَلَاتِكَ وَلَا تُخَافِتْ بِهَا وَابْتَغِ بَيْنَ ذٰلِكَ سَب۪يلًا ﴿ ١١٠ ﴾ وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَر۪يكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ وَلِيٌّ مِنَ الذُّلِّ وَكَبِّرْهُ تَكْب۪يرًا ﴿ ١١١ ﴾
سُورَةُالْكَهْفِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًا ۜ۔ ﴿ ١ ﴾ قَيِّمًا لِيُنْذِرَ بَأْسًا شَد۪يدًا مِنْ لَدُنْهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْرًا حَسَنًاۙ ﴿ ٢ ﴾ مَاكِث۪ينَ ف۪يهِ اَبَدًاۙ ﴿ ٣ ﴾ وَيُنْذِرَ الَّذ۪ينَ قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًاۗ ﴿ ٤ ﴾

سُورَةُالْاِسْرَاۤءِ  ٢٩٢ 
الجزء ١٥
İsrâ Sûresi  292 
Cüz  15

105  Biz onu ancak (indirilmesini gerektiren bir) hak (ve hikmet) ile (koruyucu melekler gözetiminde, şeytanların bir şey katıp karıştırmalarından mahfuz olarak) indirdik, o da hak ile indi. Biz seni de ancak (itaat edenlere) bir müjdeleyici ve (isyan edenlere) bir uyarıcı olarak gönderdik.

106  Kur’ân’a gelince; Biz onu, sen kendisini in sanlara acele etmeden yavaşça okuyasın diye (bir anda göndermeyip, âyet âyet, sûre sûre) ayırdık ve böylece onu (lüzûm eden hâdiselere göre) parça parça indirdik.

107  (Habîbim! Kur’ân’ı reddedenlere) de ki: “Siz ona inanın ya da inanmayın (bir şey değişmez. Zira sizin Kur’ân’a inanmanız ona bir üstünlük kazandırma yacağı gibi, onu inkârınız da kendisine bir noksanlık getirmez)! (Siz ona inanmıyorsanız da, sizden çok daha hayırlıları ona inanmıştır. Nitekim) o kimseler ki on dan önce kendilerine (Tevrât’la ilgili büyük) ilim(ler) verilmiştir (ve böylece onlar geçmiş kitapları oku yup, vahyin hakikatini ve peygamberlik emârelerini iyice bilerek haklıyı haksızdan seçebilmişlerdir,) şüp hesiz o (Kur’ân) onlara peş peşe okunduğu zaman secde edenler hâlinde çeneleri üstüne (yüzükoyun) düşerler.

108  Onlar: “(Sözünde durmamak tan) Rabbimizi tenzîh ederiz! Gerçekten Rabbimizin vaadi (ezelde takdir edilmesi hasebiyle vukûu kesin olduğundan), el bette yapılmış (bitmiş olarak kabul edilmesi gereken) bir şey olmuştur. (Nitekim O bize in dirdiği kitaplarda, âhir zamanda Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`i göndereceğini ve ona bir kitap indireceğini vaad etmişti, işte bu sözünü tuttu.)” derler.

109  Böylece (Allâh korkusundan) ağlar oldukları halde çeneleri üstüne (secdeye) kapanırlar ve bu (Kur’ân’ı dinlemek onların ilmini artır dığı gibi, aynı zamanda) onları huşû’ (ve Rablerine karşı derin saygı) bakımından artırır.

110  (Habîbim!) de ki: “(O Rabbinize) Allâh ismi verin, ya da (O’nu) Rahmân ismiyle adlandırın! Hangisiyle isim verirseniz, (her ikisi de yerinde olur) zaten (her biri tazim ve yüceltme ifade eden) en güzel isimler sadece O’na aittir.” Namazın(daki okuman)ı (müşriklere duyurup da ha kâretlerine sebebiyet verecek şekilde) sesli yapma, onu (arkanda kılanların duyamayacağı kadar) çok da kısma! İşte Bu(nlar) ara(sın)da (orta) bir yol ara!
Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in Rahmân ismiyle dua yaptığını duyan müşriklerin: “Bizi iki ilâha tapmaktan nehyediyorsun, kendinse iki ilâha dua ediyorsun!” demeleri üzerine, ayrıca Yahudilerin: “Allâh Tevrât’ta Rahmân ismini çok kullanmaktayken, sen bu ismi az zikrediyorsun!” sözlerine karşı bu âyet inmiştir.(Hâzin, Nesefî, Beyzâvî)

111  (Rasûlüm! Sana ve ümmetine lütfetmiş oldu ğum bunca nimetlerime karşı Bana hamd etmek üzere) “Bütün hamdler O Allâh’a mahsustur ki, O hiçbir çocuk edinmemiştir, mülkte Kendisi için hiçbir or tak mevcut olmamıştır, (güçsüz bir duruma düşmek ten münezzeh olduğu için) Kendisini âcizlikten koru yanı da bulunmamıştır!” de! Ve (yine de hakkıyla Kendisine tazimde bulunamadığını itiraf etmek üzere) O’nu iyice yücelterek büyüklükle vasıfla!

ONSEKİZİNCİ SÛRE-İ CELİLE
el-Kehf
SÛRE-İ CELîLESİ

Mekkî (Mekke-i Mükerreme döneminde inmiş)dir. Ancak İbni Abbâs ve Katâde (Radıyallâhu anhüm)den rivayet edildiğine göre 28. âyet-i kerîme, Mukatil (Rahimehullâh)`dan rivayete göreyse son dört âyet-i kerîme Medenî’dir. 110 ayettir.
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle!

1  Bütün hamdler O Allâh’a mahsustur ki, (insanları iki cihan saadetine ulaştıracak) o (Kur’ân-ı Kerîm gibi büyük bir) kitabı (en büyük) kulu (Muhammed Mustafa’sı)na indirmiştir ve (lafız düşüklüğü, mana çelişkisi ve haktan ayrılış gibi) en ufak bir eğrilik bile onun içerisine koymamıştır.

2  (O Rabbiniz Kur’ân’ı hiçbir aşırılık ve noksanlık bulunmayan mutedil ve) dosdoğru (bir kitap) olarak/ (kulların menfaatlerini) düzenleyici olarak/(geçmiş kitapların doğruluğuna) şâhit olarak/ (indirmiştir)! Tâ ki O (Allâh), Kendi tarafından (uygulanacak) pek çetin ve çok büyük bir azapla (kâfirleri) korkutsun, salih ameller işlemekte bulunan o imanlı kimsele ri de müjdelesin ki; gerçekten pek güzel ve çok de ğerli bir mükâfat sadece onlara âittir!

3  (Cennet gibi o yüce makam) içerisinde ebediyyen kalıcılar olarak!

4  (Allâh-u Te`âlâ Kur’ân’ı) Özellikle de: “Allâh bir çocuk edindi!” demiş olan o (müşrik) kimseleri (ebe dî azaplarla) korkutsun diye (indirmiştir)!

İsrâ Sûresi  292 
Cüz  15
cihanyamaneren