HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْكَهْفِ  ٢٩٥ 
الجزء ١٥

وَكَذٰلِكَ اَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُٓوا اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاَنَّ السَّاعَةَ لَا رَيْبَ ف۪يهَاۚ اِذْ يَتَنَازَعُونَ بَيْنَهُمْ اَمْرَهُمْ فَقَالُوا ابْنُوا عَلَيْهِمْ بُنْيَانًاۜ رَبُّهُمْ اَعْلَمُ بِهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ غَلَبُوا عَلٰٓى اَمْرِهِمْ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِمْ مَسْجِدًا ﴿ ٢١ ﴾ سَيَقُولُونَ ثَلٰثَةٌ رَابِعُهُمْ كَلْبُهُمْۚ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ رَجْمًا بِالْغَيْبِۚ وَيَقُولُونَ سَبْعَةٌ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْۜ قُلْ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِعِدَّتِهِمْ مَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا قَل۪يلٌ۠ فَلَا تُمَارِ ف۪يهِمْ اِلَّا مِرَٓاءً ظَاهِرًۖا وَلَا تَسْتَفْتِ ف۪يهِمْ مِنْهُمْ اَحَدًا۟ ﴿ ٢٢ ﴾ وَلَا تَقُولَنَّ لِشَا۬يْءٍ اِنّ۪ي فَاعِلٌ ذٰلِكَ غَدًاۙ ﴿ ٢٣ ﴾ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۘ وَاذْكُرْ رَبَّكَ اِذَا نَس۪يتَ وَقُلْ عَسٰٓى اَنْ يَهْدِيَنِ رَبّ۪ي لِاَقْرَبَ مِنْ هٰذَا رَشَدًا ﴿ ٢٤ ﴾ وَلَبِثُوا ف۪ي كَهْفِهِمْ ثَلٰثَ مِائَةٍ سِن۪ينَ وَازْدَادُوا تِسْعًا ﴿ ٢٥ ﴾ قُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثُواۚ لَهُ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَبْصِرْ بِه۪ وَاَسْمِعْۜ مَا لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّۘ وَلَا يُشْرِكُ ف۪ي حُكْمِه۪ٓ اَحَدًا ﴿ ٢٦ ﴾ وَاتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ كِتَابِ رَبِّكَۚ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِه۪ وَلَنْ تَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَدًا ﴿ ٢٧ ﴾

سُورَةُالْكَهْفِ  ٢٩٥ 
الجزء ١٥
Kehf Sûresi  295 
Cüz  15

21  İşte Böylece Biz (kendi dönem lerindekilere onların yerlerini buldurarak ve bu vesileyle kıssala rını tüm insanlığa bildirerek, merak edenleri) onlardan haberdâr ettik. Tâ ki o (insa)nlar bilsin ki (Ashâb-ı Kehf’i bir âyet olarak uyutup, tekrar bir âyet olarak di rilttiği gibi) Allâh’ın (bütün insanları diriltme) vaadi (de) şüphesiz bir haktır, o (kıyâmet) ân(ın)a gelince; muhakkak on(un vukûun)da hiçbir şüphe yoktur. (Tam da insanlar) aralarında (diriltilmeleriyle ilgili) işlerini tartışıyorlarken (ve kimi sadece ruhların di riltileceğini, kimiyse ruhlarla bedenlerin birlikte dirilti leceğini savunuyorken, Allâh-u Te`âlâ Ashâb-ı Kehf’i buldurup sonra vefat ettirince, onların bu kerâmetleri ne vâkıf olanlar birbirlerine): “(İnsanlar gelip kendilerini rahatsız etmesin, bir de anıları canlı kalsın diye) on ların (mağaralarının kapısının) üzerine bir bina ya pın!” dediler. (Böylece onların soyları, halleri ve mağa rada kalma süreleriyle ilgili uzunca müzâkerelerde bulundular.) Hâlbuki onları en iyi bilen Rableriydi. (İnsanlar arasında, onların nerede gömülecekleri ve yanlarına bir bina yapılıp yapılmayacağı, yapılırsa ne çeşit bir bina olacağı hususunda konuşmalar uza yınca) onların (dirilmeleriyle, âhiretin hak olduğu) işin(i ispat etmeye, dolayısıyla da onlar hakkında ka rar vermey)e karşı güç kazanmış olan o (zamanın Müslüman hükümdârı ve onunla birlikte inanmış olan) kimseler: “Andolsun ki; elbette biz onların (mağara larının kapısının) üstüne bir mescit (yapıp, onu ibadet hâne) edineceğiz!” dedi(ler).

22  (Habîbim!) O (senin döneminde bulunan Ehl-i Kitaba mensup ola)nlar(dan) ve müminlerdenkimi, ka ranlığa taş fırlatırmışçasına, hakkında hiçbir bilgiye sa hip olmadıkları) gizli bir şeye atış yaparak/gaybla ilgili tahminde bulunarak/: “(Onlar) üçtür, dördün cüleri de köpekleridir!” diyecekler. (Bazıları da:) “Beş (kişi)dir, altıncıları köpekleridir!” diyecekler. (Ki mi de Allâh-u Te`âlâ’nın bildirmesiyle hakka isâbet ede rek:) “Yedi (kişi)dir, sekizincileriyse köpekleridir!” diyecekler. (Habîbim! Hâlâ bilgisizce konuşan Ehl-i Ki tab’a) de ki: “Rabbim onların sayısını en iyi bilendir! Pek az bir kimse dışında onları(n gerçek sayısını) kimse bilemez. Artık (derinlemesine dalmadan, kimse yi de câhillikle suçlamadan) onlar hakkında ancak (sana vahyedilen delillere dayalı) pek açık bir mücâ deleyle tartış! Kendileri hakkında onlardan hiçbi rine de sual sorma! (Zira Kur’ân sana yeterlidir. Zaten onların da doğru bir bilgileri yoktur. İnadına soru sorarak muhâtabı rezil etmeye kalkışmak ise, sahip olduğun güzel ahlâkla bağdaşmaz!)

23  “Bir de sakın olaki sen (yapmayı kastettiğin) hiçbir şey için (kimseye): ‘İşte Gerçekten ben bunu yarın (veya ileride) yapıcıyım!’ deme!
Yahudilerin teşvikiyle Kureyş, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e gelip, ruh, Ashâb-ı Kehf ve Zü’l-Karneyn’le ilgili sualler yönelttiklerinde o: “İnşâAllâh” demeyi unutarak kendilerine ertesi gün geldiklerinde bunları haber vereceğini söyledi. Bundan dolayı da on küsûr gün vahiy gecikince Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in sıkıntıya girmesi üzerine bu ve bir sonraki âyet-i kerîmeler nâzil oldu.

24  ‘Ancak Allâh’ın dilemesiyle (yapabilirim)!’ (anlamına gelen ‘İnşâAllâh’ sözünü söyle.)” Ama (bunu) unuttuğun zaman Rabbini(n irâdesinin unutulmaması gerektiğini) hatırla ve: “Umulur ki Rabbim beni (doğru yola) isâbet bakımından işte bundan daha yakın olana eriştirir (ve böylece bana: ‘İnşâAllâh!’ demeyi unutmuş bulunduğum As hâb-ı Kehf’in kıssasına nispetle , peygamberliğimi daha açık bir şekilde ifade edecek diğer peygamber kıssalarını öğretir)!” de!

25  Böylece onlar mağaralarında üçyüz sene kaldılar. (Buna ilâveten de, küsûrâtı hakkında hiçbir ihti lâfa mahal bırakmaksızın) dokuz (yıl) daha kattılar.

26  (Habîbim! Bu beyanımızdan sonra hâlâ onların mağarada kalış süresi hakkında ihtilâfa düşen Ehl-i Ki tab’a) de ki: “Onların ne kadar kaldıklarını hakkıyla bilen ancak Allâh’tır! Zaten göklerin ve yerin (barın dırdığı her gizli şey ve onlarda bulunan yaratıkların hal leriyle ilgili gizli-kapalı her türlü) ğaybı(n bilgileri) sa dece O’na mahsustur! O (her varlığı) ne acayip gören dir, (her duyulanı) ne kadar şaşılacak bir şekilde işitendir! O (yer ve gökte buluna)nlar için O’ndan başka (işlerini takip edecek ve kendilerine yardım edecek) hiçbir dost yoktur! O ise (kararlarında ve) hükmünde hiçbir kimseyi ortak yapmaz!”

27  (Habîbim! Sen onların: “Bize başka bir Kur’ân getir, ya da bunu değiştir!” şeklindeki hezeyanlarına aldırmayıp) sana vahyolunmakta olan Rabbinin o kitabını art arda oku! O’nun kelimelerini değiştire cek hiçbir şey yoktur! (Ama) sen (onların bu fikirlerine birazcık bile mey ledecek olursan, şunu bilesin ki) O’ndan başka bir sığınak da asla bulamazsın!

Kehf Sûresi  295 
Cüz  15
cihanyamaneren