HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْكَهْفِ  ٢٩٧ 
الجزء ١٥

وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ۚ قَالَ مَٓا اَظُنُّ اَنْ تَب۪يدَ هٰذِه۪ٓ اَبَدًاۙ ﴿ ٣٥ ﴾ وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُدِدْتُ اِلٰى رَبّ۪ي لَاَجِدَنَّ خَيْرًا مِنْهَا مُنْقَلَبًا ﴿ ٣٦ ﴾ قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَكَفَرْتَ بِالَّذ۪ي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوّٰيكَ رَجُلًاۜ ﴿ ٣٧ ﴾ لٰكِنَّا۬ هُوَ اللّٰهُ رَبّ۪ي وَلَٓا اُشْرِكُ بِرَبّ۪ٓي اَحَدًا ﴿ ٣٨ ﴾ وَلَوْلَٓا اِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَٓاءَ اللّٰهُۙ لَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِۚ اِنْ تَرَنِ اَنَا۬ اَقَلَّ مِنْكَ مَالًا وَوَلَدًاۚ ﴿ ٣٩ ﴾ فَعَسٰى رَبّ۪ٓي اَنْ يُؤْتِيَنِ خَيْرًا مِنْ جَنَّتِكَ وَيُرْسِلَ عَلَيْهَا حُسْبَانًا مِنَ السَّمَٓاءِ فَتُصْبِحَ صَع۪يدًا زَلَقًاۙ ﴿ ٤٠ ﴾ اَوْ يُصْبِحَ مَٓاؤُ۬هَا غَوْرًا فَلَنْ تَسْتَط۪يعَ لَهُ طَلَبًا ﴿ ٤١ ﴾ وَاُح۪يطَ بِثَمَرِه۪ فَاَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلٰى مَٓا اَنْفَقَ ف۪يهَا وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَا وَيَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي لَمْ اُشْرِكْ بِرَبّ۪ٓي اَحَدًا ﴿ ٤٢ ﴾ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ فِئَةٌ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَمَا كَانَ مُنْتَصِرًاۜ ﴿ ٤٣ ﴾ هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلّٰهِ الْحَقِّۜ هُوَ خَيْرٌ ثَوَابًا وَخَيْرٌ عُقْبًا۟ ﴿ ٤٤ ﴾ وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِه۪ نَبَاتُ الْاَرْضِ فَاَصْبَحَ هَش۪يمًا تَذْرُوهُ الرِّيَاحُۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُقْتَدِرًا ﴿ ٤٥ ﴾

سُورَةُالْكَهْفِ  ٢٩٧ 
الجزء ١٥
Kehf Sûresi  297 
Cüz  15

35  Böylece o, (kâfirliği ve gururu nedeniyle) nefsi ne zulmeden biri ola rak bağına girdi de dedi ki: “Ben işte bunun hiçbir zaman yok olacağını sanmıyorum!

36  O (kıyamet) ânı(nı) da var olarak düşünemiyorum! Ama andolsun ki; (senin inandığın gibi diriltilip de farz-ı muhal) Rabbime döndürülecek olursam, (bugün sahip olduğum varlıkları kendim hak ederek kazandığım için, âhirette de) elbette kendisine dönülecek bir âkıbet olarak bundan daha iyisini mu hakkak bulurum!”

37  Kendisi onunla (bu şekilde) ko nuşurken (mü min olan) arkadaşı ona dedi ki: “O Zât’ı mı inkâr ettin ki, O seni(n aslını) bir topraktan sonra da bir (damla) sâfî sudan yaratmıştır, daha sonra da seni bir adam olarak düzgün şekilde biçimlendirmiştir?

38  Lâkin ben (O’nu inkâr edemem)! Gerçek şu ki; Rabbim ancak Allâh’tır! Ben ise Rabbime hiçbir kimseyi ortak edemem!

39  Sen bağına girdiğin zaman: ‘(İşte bütün bu güzellikler) Allâh’ın dilediğidir! (Bunca bağı bostanı ma mur edip yönetmeye muvaffak olduysam, bu hususta tüm güç ve) kuvvet ancak Allâh(ın yardımı) iledir!’ deseydin ya! Sen beni görmekteysen ki, mal ve çocuk bakı mından ben senden daha azım...

40  Umarım ki Rabbim bana (dünyada ya da âhirette er-geç) senin bağından daha iyisini verir, o (se nin sahip bulunduğu)nun üzerineyse gökten bir azap /bir ateş/(yaptıklarından) hesap soracak bir azap /dolular/yıldırımlar/ gönderir de, artık o, (üzerin de hiçbir ağaç ve bitki barındırmayan) kaygan bir toprağa dönüşüverir.

41  Ya da onun suyu (yerin dibine doğru çekilerek kaybolup) gidiverir de, artık sen asla onu ara(yıp bul)maya güç yetiremezsin!”

42  Derken (Allâh-u Te`âlâ tarafından bahçesi üzeri negökten bir ateş gönderilip, suyu da yerin dibine batı rılarak,) onun (bütün) ürünleri (âfetlerle) çepeçevre kuşatıldı ve orası, çardakları üzere çökmüş bir hal deyken kendisi: “Ah ne olaydı ben Rabbime hiçbir kimseyi ortak etmeyeydim!” diyerek, o(nun bakımın) a harcadığına karşı (pişmanlığından dolayı) avuçlarını (alt üst) çe virir hale geldi.

43  (Kavim ve kabilesine çok güvenen o kişinin başına bu felâket geldiğinde) Allâh’tan başka onun için hiçbir topluluk bulunmadı ki kendisine yardım edebilsinler. Zaten o da (Allâh’ın intikamından kendi gücüyle) kaçın(ıp kurtul)abilen bir kimse olamadı!

44  İşte Burada (herkesin âciz kaldığı bu gibi durumlarda, hele de kıyâmet gününde) yardım (ve güç), (Kendisi) Hak (ve gerçeğin ta kendisi olduğu gibi, tüm kararları da hâlis bir adâlet) olan Allâh’a âittir! O, (dostlarına) mükâfat (verme) bakımından da çok hayırlıdır, (iyi kullarına güzel) âkıbet (temin etme) yönünden de pek iyidir!

45  (Habîbim! Yaşadıkları) o en alçak (dünya) hayatın(ın ilk başta güllük gülistanlık görülüp, sonra ça bucak elden çıkışıyla ilgili) acayip hâlini onlara bir su gibi (örneklendirerek) açıkla ki, Biz onu gökten indir mişizdir de, onun sebebiyle yerin bitkisi (ilk başta gelişerek, sık ve) karışık bir halde yetişmiş, sonra da rüzgârların kendisini savurmakta olduğu kuru ve dağınık bir kırıntıya dönüşüvermiştir. Zaten Allâh dâima (yoktan yaratmak ve tekrar yok etmek dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Muktedir olmuştur!

Kehf Sûresi  297 
Cüz  15
cihanyamaneren