HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُمَرْيَمَ  ٣٠٨ 
الجزء ١٦

وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْاَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا ﴿ ٥٢ ﴾ وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَٓا اَخَاهُ هٰرُونَ نَبِيًّا ﴿ ٥٣ ﴾ وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰع۪يلَۘ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّاۚ ﴿ ٥٤ ﴾ وَكَانَ يَأْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِۖ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه۪ مَرْضِيًّا ﴿ ٥٥ ﴾ وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِدْر۪يسَۘ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقًا نَبِيًّاۗ ﴿ ٥٦ ﴾ وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا ﴿ ٥٧ ﴾ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ مِنْ ذُرِّيَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۘ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْرَٓاء۪يلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَاۜ اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا ﴿ ٥٨ ﴾ فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّاۙ ﴿ ٥٩ ﴾ اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـًٔاۙ ﴿ ٦٠ ﴾ جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِيًّا ﴿ ٦١ ﴾ لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْوًا اِلَّا سَلَامًاۜ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ ف۪يهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا ﴿ ٦٢ ﴾ تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِيًّا ﴿ ٦٣ ﴾ وَمَا نَتَنَزَّلُ اِلَّا بِاَمْرِ رَبِّكَۚ لَهُ مَا بَيْنَ اَيْد۪ينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذٰلِكَۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّاۚ ﴿ ٦٤ ﴾

سُورَةُمَرْيَمَ  ٣٠٨ 
الجزء ١٦
Meryem Sûresi  308 
Cüz  16

52  Biz Tûr’un sağ tarafından /çok mübârek bir tarafından/ pek mübarek Tûr’un yanından/ ona(: “Ey Mûsâ! Gerçekten de Ben, âlemlerin Rab bi olan Allâh ancak Benim!” diye ) seslendik! Ve Biz onu bir sırdaş olarak/ (göğe) yükselmiş biri olarak/ (Zât’ımıza manen) yaklaştırdık.

53  Rahmetimizden dolayı da /bir rahmetimiz olarak da/ kardeşi Hârûn’u kendisine (destekçi) bir peygamber olarak bağışladık!

54  (Habîbim!) O Kitapta İsmâîl’i de an! Gerçek ten de o, sözüne çok sâdık biriydi. Hem (Allâh-u Te`âlâ’nın vahyettiği hükümleri tebliğle görevli) bir rasûl, hem de yüce bir nebî idi!

55  O, âilesine/halkına/ namazı ve zekâtı emre derdi. Zaten o, Rabbi katında râzı olunan bir kim seydi!

56  (Rasûlüm!) İdrîs’i de o Kitapta an! Gerçekten de o, hem (Allâh-u Te`âlâ tarafından kendisine bildirilen tüm gaybları çokça tasdik etmiş bulunan) bir sıddîk/(doğruluğu şi’âr edinmiş) dosdoğru bir insan/, hem de bir peygamberdi!

57  Biz onu (peygamberlik gibi) üstün bir makama/(cennet gibi) yüce bir mekâna/ yükselttik!

58  İşte onlar; Âdem’in zürriyetinden, (özellikle de) Nûh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımız(ın soyun)dan ve İbrâhîm’le İsrâîl (isimli Ya’kûb Nebi’n)in neslinden olan, o (İslâm’ın güzelliklerine) hidâyet buyurduğumuz ve (kullarımız arasından) seçkin kıldığımız kimselerdir ki, Allâh onlara (dînî ve dünyevî birçok) iyilikte bulunmuştur. Rahmân’ın âyetleri üzer lerine art arda okunduğu zaman, secde edenler ve ağlayanlar hâlinde (yere) kapanırlardı.

59  Nihâyet onların ardından birtakım kötü döller gelmişti ki onlar o (farz namazlara inanmayarak veya tamamen terk ederek yahut kazaya bırakarak ya da ta’dîl-i erkâna riâyet etmeyerek) namazı zâyi etmiştiler ve (içki, zina gibi haramlar işleyerek, na mazdan ve zikirden alıkoyan nefsâni arzulara ve) şehvetlere tamamen uymuştular. Muhakkak ki onlar büyük bir şerre /o azgınlığ(ın ağır cezasın)a/ (cehennemdeki diğer vadilerin bile, şerrinden Allâh’a sığınmakta oldukları) ğayy (kuyusu n)a/ kavuşacaklardır.

60  Ancak o kimse müstesnâdır ki (namaz hususundaki kusûrundan vesâir günahlardan) tevbe etmiştir, (şirkten ve kâfirlikten dönüp) iman etmiştir ve (bu imanına uygun şekilde) sâlih bir amel işle miştir! İşte onlar cennete gireceklerdir ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklardır!

61  O Adn cennetlerine (gireceklerdir) ki, Rahmân (Te`âlâ), (tevbe eden) kullarına (görmedikleri halde onu) gıyâben vaad etmiştir! Şüphesiz ki O (Allâh-u Te`âlâ), O’nun vaadi dâima yerine getiri len bir şey olmuştur.

62  Onlar orada fuzûli (ve gereksiz) hiçbir söz işitmeyeceklerdir. Fakat (hem Allâh-u Te`âlâ’dan, hem meleklerden, hem de birbirlerinden) çokça se lâm (duyacaklardır)!/ Lâ kin (tüm hatalardan ve nok san lıklardan) selâmette kalmış bir kelâm (işitecek lerdir)!/Onlar için orada (kendilerine âit özel) rızıkları da sabah ve akşam (devamlı) mevcuttur!

63  İşte ancak budur o cennet ki; Biz kullarımız içerisinden takvâ sahibi olmuş kimseyi mirasçı kılacağız!

64  (Habîbim! Cebrâîl sana dedi ki:) “Biz hiçbir zaman senin Rabbinin emri olmadıkça inemeyiz! İşte önümüzde olan (gelecek zamanlar)da, ardımızda kalan (geçmiş zamanlar) da ve bunların arasında olan (tüm zamanların ve mekânların bilgisi, yönetim ve tasarrufu) da sadece O’na âittir! Zaten senin Rabbin unutkan biri değildir! (Dolayısıyla kâfirlerin sandığı gibi seni asla unutmamıştır ve terk etmemiştir.)
Yahudilerin kışkırtmasıyla müşrikler Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e, Ashâb-ı Kehf, Zülkarneyn ve ruhla ilgili bazı suâller yöneltmişlerdi, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) de vahiy beklentisine girmişti. Ama uzun zaman gecikmeyle karşılaşınca müşriklerin: “Rabbi Muhammed’i terk etti!” gibi laflarını duyarak üzülmüştü. Nihâyet Cibrîl vahiy getirmeye başlayınca, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ona bu gecikmenin hikmetini sorduğunda, onun verdiği cevabı Allâh-u Te`âlâ bu âyet-i kerîmeyle açıkladı.

Meryem Sûresi  308 
Cüz  16
cihanyamaneren