HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُمَرْيَمَ  ٣١١ 
الجزء ١٦

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمٰنُ وُدًّا ﴿ ٩٦ ﴾ فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّق۪ينَ وَتُنْذِرَ بِه۪ قَوْمًا لُدًّا ﴿ ٩٧ ﴾ وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍۜ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُمْ مِنْ اَحَدٍ اَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًا ﴿ ٩٨ ﴾
سُورَةُطٰهٰ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
طٰهٰۜ ﴿ ١ ﴾ مَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لِتَشْقٰىۙ ﴿ ٢ ﴾ اِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشٰىۙ ﴿ ٣ ﴾ تَنْز۪يلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْاَرْضَ وَالسَّمٰوَاتِ الْعُلٰىۜ ﴿ ٤ ﴾ اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى ﴿ ٥ ﴾ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرٰى ﴿ ٦ ﴾ وَاِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَاِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَاَخْفٰى ﴿ ٧ ﴾ اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى ﴿ ٨ ﴾ وَهَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ ﴿ ٩ ﴾ اِذْ رَاٰ نَارًا فَقَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَارًا لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ اَوْ اَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى ﴿ ١٠ ﴾ فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ يَا مُوسٰى ﴿ ١١ ﴾ اِنّ۪ٓي اَنَا۬ رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَۚ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۜ ﴿ ١٢ ﴾

سُورَةُمَرْيَمَ  ٣١١ 
الجزء ١٦
Meryem Sûresi  311 
Cüz  16

96  Şüphesiz o kimseler ki, iman etmişlerdir ve (namaz, oruç, hac, ze kât gibi) sâlih ameller işlemiş ler dir; gerçekten de Rahmân onlar için (kullarının kalplerinde) büyük bir sevgi yaratacaktır.

97  Biz onu ancak, senin dilin (o lan Arap lisanı) ile (indirmek suretiyle) çok kolaylaştırdık ki, sen onunla takvâ sahiplerini müjdeleyesin, düşmanlığı şiddetli olanlar / haktan sağır olanlar/hakkı kabul etmeyerek zâlim olanlar/ toplumunu da yine onunla uyarasın.

98  Biz onlardan önce nice asırlar ahâlisini helâk etmişizdir! Sen onlardan hiçbirini (ortalıkta mevcut olarak) bulabiliyor musun /görebiliyor mu sun / bilebiliyor musun/? Ya da onlar için çok gizli bir ses bile duyabiliyor musun? (Asla! Çünkü Biz onları öyle bir helâke çarp tırmışızdır ki; kendileri de, eserleri de, bahisleri de kalmamıştır!)

YİRMİNCİ SÛRE-İ CELİLE
el-Tâhâ
SÛRE-İ CELîLESİ

Mekkî (Mekke-i Mükerreme döneminde inmiş)dir. 135 ayettir.
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle!

1  Tâ! Hâ!

2  (Habîbim!) Biz bu Kur’ân’ı sana (“Kâfirler niye inanmıyor?” diye üzülerek, teheccüd namazında çok ayakta durarak ve sıralı oruçlarla aç susuz kalarak) yorulasın diye indirmedik.

3  Fakat (Allâh-u Te`âlâ’dan) korkmakta olan/ korkacak olan/ kimselere büyük bir öğüt olsun diye (indirdik)!

4  Yeri ve yüce gökleri yaratmış olan O Zât tarafından peyderpey bir indirilişle!

5  O Rahmân (olan Allâh-u Te`âlâ, bir mekâna yerleşmekten münezzeh olarak, Kendi murad ettiği mana üzere, Zât’ına yakışır şekilde) Arş’a istivâ buyurmuştur/Rahmân(ın emri ve hükmü) Arş’a (yönelip) isti vâ etmiştir/ Rahmân (en büyük cisim olan) Arş (dâhil tüm yaratıklar) ı (hükmü altına almış ve hepsini ilmen kuşatarak) istîlâ etmiştir/.
Bu ve benzeri bazı âyet-i kerimeler, “Müteşâbih âyetler”den oldukları için kendilerini yanlış yorumlayan bazı sapık fırkalar, Allâh-u Te’âlâ’nın gökte olduğunu ve Arş’ın üzerinde oturduğunu iddiâ etmektedirler. Hâlbuki Allâh-u Te`âlâ, sonradan yaratılanlara herhangi bir yönden benzemekten, zaman ve mekân bağımlılığı gibi ihtiyaçlardan son derece münezzehtir! Bu hususta geniş mâlûmât için bakınız: Âl-i İmrân Sûresi: 9; A’râf Sûresi: 54

6  Göklerde bulunanlar da, yerde olanlar da, ikisi arasında bulunan (hava, bulut, kuşlar ve bilinme yen nice varlıklar)lar da, o (yedi kat yerin dibindeki) nemli toprak altında olanlar da (mülkiyet ve yönetim bakımından) sadece O (Allâh-u Azîmüşşâ)na âittir.

7  (Habîbim! Zikir, dua veya herhangi bir iş için yüksek sesle konuşarak) sözü açığa vuracak olursan, (bil ki, Allâh-u Te`âlâ’nın buna ihtiyacı yoktur. Çünkü) gerçekten de O, (başkasıyla fısıldaştığın, hattâ konuş mayıp kalbinde sakladığın) sırrı da, (bir zaman sonra kalbine neler geleceğiyle alâkalı senin dahi bilmediğin, bu nedenle henüz kalbinde bulunanlardan) daha gizli olanı da bilmektedir.

8  Allâh ki; Kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur! (Delâlet et tikleri takdîs, tahmîd, ta’zîm ve tenzîh manaları açısından) en güzel isimler sadece O’na âit tir. (Ama isim ve sıfatlarının çokluğu Zât’ının birliğine zıt değildir.)

9  (Ey peygamberlik görevini yüklenen Habîbim! Senden ön ce de peygamberler bu dava uğrunda çok büyük eziyetlere katlanmıştır. Nitekim) sana Mûsâ’nın o önemli haberi geldi değil mi?

10  Hani o, (annesini ziyaret için kayınpederi Şu`ayb (Aleyhisselâm)`dan izin alıp Mısır’a doğru giderken, Tûr dağının bulunduğu Tuvâ vâdisine gelmiş, o sırada karlı ve karanlık bir kış gecesi hanımı çocuk doğururken) bir ateş görmüş de, âilesine: “Yerinizde durun! Gerçekten de ben net olarak bir ateş gördüm, ola ki ben size ondan alınan bir meş’ale getiririm (de ısınırsınız) ya da o ateş yanında (bana yol gösterecek) bir rehber bulurum!” demişti.

11  Oraya vardığında (kendisine) nida edildi ki: “Ey Mûsâ!

12  Şüphesiz ki Ben; senin Rabbin ancak Benim! Hemen iki ayakkabını çıkar (ki ayakların da bereket lensin)! Muhakkak ki sen, o mukaddes (ve mübârek) Tuvâ vâdisindesin!

Meryem Sûresi  311 
Cüz  16
cihanyamaneren