HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُطٰهٰ  ٣١٦ 
الجزء ١٦

وَلَقَدْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَر۪يقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًاۚ لَا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشٰى ﴿ ٧٧ ﴾ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِه۪ فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْۜ ﴿ ٧٨ ﴾ وَاَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدٰى ﴿ ٧٩ ﴾ يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ قَدْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ وَوٰعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْاَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى ﴿ ٨٠ ﴾ كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا ف۪يهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَب۪يۚ وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَب۪ي فَقَدْ هَوٰى ﴿ ٨١ ﴾ وَاِنّ۪ي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدٰى ﴿ ٨٢ ﴾ وَمَٓا اَعْجَلَكَ عَنْ قَوْمِكَ يَا مُوسٰى ﴿ ٨٣ ﴾ قَالَ هُمْ اُو۬لَٓاءِ عَلٰٓى اَثَر۪ي وَعَجِلْتُ اِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضٰى ﴿ ٨٤ ﴾ قَالَ فَاِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنْ بَعْدِكَ وَاَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ ﴿ ٨٥ ﴾ فَرَجَعَ مُوسٰٓى اِلٰى قَوْمِه۪ غَضْبَانَ اَسِفًاۚ قَالَ يَا قَوْمِ اَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًاۜ اَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ اَمْ اَرَدْتُمْ اَنْ يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَخْلَفْتُمْ مَوْعِد۪ي ﴿ ٨٦ ﴾ قَالُوا مَٓا اَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلٰكِنَّا حُمِّلْنَٓا اَوْزَارًا مِنْ ز۪ينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذٰلِكَ اَلْقَى السَّامِرِيُّۙ ﴿ ٨٧ ﴾

سُورَةُطٰهٰ  ٣١٦ 
الجزء ١٦
Tâhâ Sûresi  316 
Cüz  16

77  Kasem olsun ki; gerçekten Biz Mûsâ’ya: “Kullarımı gece vakti (Mı sır’dan kaçırıp) yürüt de, (asânla vurarak) onlar için denizde kupkuru bir yol edin/on lar için denizde kupkuru bir yola (asân ile) vur/. Ar tık sen (ardınıza düşecek Firavun tarafından) yetişil mekten korkmazsın ve (önünüze çıkacak denizde boğulmaktan) endişelenmezsin!” diye vahyettik.

78  Bunun üzerine (o, İsrâiloğullarını gecenin baş langıcında yola çıkardı. Bunu geç öğrenen) Firavun, ordularıyla birlikte onların peşine düştü de, sonun da denizden onları kaplamış olan o (feci) şey ken dilerini kaplayıverdi.

79  Böylece (toplumuna: “Ben size ancak doğru yolu gösteriyorum!” diyen) Firavun kavmini saptırdı da, doğru yola iletemedi!/Firavun, kavmini (denizde) kaybetti de (onlara kurtuluş yolunu) bulduramadı!/

80  (Biz Firavun’u helâk edip, İsrâ iloğullarını selâmet sahiline çıkardıktan sonra buyurduk ki:) “Ey İsrâ iloğulları! Gerçekten Biz sizi (türlü türlü işkencelere maruz bırakan Firavun gibi büyük bir) düşmanınızdan kurtardık ve sizin (peygamberiniz Mûsâ) ile Tûr’un sağ tarafın(a geldiğinde mükâlemede bulunacağımıza ve orada ona Tevrât)ı (vereceğimize dâir) sözleştik. Bir de (Tîh çölünde bulunduğunuz sürece) üzerini ze kudret helvasıyla bıldırcın yağdırdık.

81  Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin lezzetli ve helâl olanlarından yeyin! (Şükrünü ihlal ederek, çok yeyip israf ederek, gıdalardan elde ettiğiniz gücü günahlara harcayarak, başkasının elinden haksız yere alarak, zekât ve sadaka gibi hakları sahiplerine verme yerek ve stok yaparak) o (size verilen rızıklar husu su) nda azgınlık yapmayın sonra gazabım üzerinize vacip olur/çöküverir/. Benim gazabım kimin üzerine konarsa, mu hak kak ki o helâk olmuştur/(cehenneme) yu varlanmış tır/(bir daha kalkamayacağı şekilde) düşmüştür/.

82  Muhakkak ki Ben; (şirkten ve kâfirlikten) tevbe etmiş olan, (Allâh-u Te`âlâ’ya ve tüm indirdiklerine) iman etmiş bulunan, bir de (farzları yerine getirerek) sâlih bir amel işlemiş olan, sonra da (ölünceye kadar İslâm üzere) hidâyette sebat etmiş olan kimseleri(n günahlarını) elbette (çokça bağışlayan bir) Ğaffâr’ım!”

83  (Mûsâ (Aleyhisselâm), Allâh-u Te’âlâ ile sözleşmesi akabinde Tevrât’ı almak için, kavmi içerisinden yetmiş kişi seçmişti. Fakat, Allâh-u Te`âlâ’ya kavuşma arzusun dan dolayı acele davranıp onları geride bırakarak mîkata tek başına varınca Allâh-u Te’âlâ ona:) “EyMûsâ! Seni kavminden (ayırıp) acele ettirmiş olan şey de nedir?” (diye sordu.)

84  O dedi ki: “Onlar işte şu kişilerdir ki, benim izim üzeredirler (ben onlardan ancak birkaç adım öndeyim. Dolayısıyla aramızdaki mesâfe çok yakındır). Ey Rabbim! (Benden daha fazla) râzı olasın diye ben Sa na (mânen yaklaşmak için emir buyurduğun yere gelmekte) acele ettim!”

85  (Bunun üzerine Mevlâ Te`âlâ) buyurdu ki: “Gerçekten de Biz senin (a ra larından ayrılmanın) ardından kavmini kesinlikle fitney düşürdük ve Sâmirî (denen adam bir buzağı yapıp) onları (ona tap maya davet ederek) saptırdı. (Birkaç bin kişilik azınlık dışında bütün ümmetin buzağıya tapmaya başladı.)

86  Derken, Mûsâ (vaat edilen kırk günlük süreyi doldurup Tevrât’ı alarak, ümmeti hakkında duyduğu haberden dolayı da) çok kızgın ve üzüntülü olarak kavmine döndü ve: “Ey kavmim! Rabbiniz (Tevrât’ı vereceğine dâir) pek güzel bir vaatle size söz vermedi mi? Peki size o (benden ayrı kal dığınız) süre mi uzun geldi, yoksa üzerinize Rabbinizden büyük bir gazap çökmesini mi istediniz de (, dinimde sebat edeceğinize dâir sizinle antlaşmış olduğum) sözümü boz dunuz?” dedi.

87  Onlar: “Biz senin sözünü kendimize mâlik olarak/isteyerek/bilerek/ bozmadık. Lâ kin biz (Mısır’dan ayrılırken) o (Firavun hâ nedânı olan Kıptî) toplumun süs eşyaların dan (emânet aldığımız) bir çok ağırlıklar yüklendik, sonra da (Sâmirî’nin em riy le) onları (onun yaktığı ateşe) at(ıp eriterek buzağı şeklinde bir put yap)tık. İşte Sâmirî (senin gecikmeni bahâ ne edere ve bunun sebebini yanımızda taşıdığımız takılara bağla yarak, tüm süs eşyalarını bizden isteyip, kazdığı bir çu kurda yaktığı ateş içerisine) böylece attı (ve Cebrâîl (Aley hisselâm) ın atının izinden aldığı toprağı da ona kat tı).” dediler.

Tâhâ Sûresi  316 
Cüz  16
cihanyamaneren