HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَنْبِيَاءِ  ٣٢٤ 
الجزء ١٧

وَاِذَا رَاٰكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ يَتَّخِذُونَكَ اِلَّا هُزُوًاۜ اَهٰذَا الَّذ۪ي يَذْكُرُ اٰلِهَتَكُمْۚ وَهُمْ بِذِكْرِ الرَّحْمٰنِ هُمْ كَافِرُونَ ﴿ ٣٦ ﴾ خُلِقَ الْاِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍۜ سَاُر۪يكُمْ اٰيَات۪ي فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ ﴿ ٣٧ ﴾ وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿ ٣٨ ﴾ لَوْ يَعْلَمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ح۪ينَ لَا يَكُفُّونَ عَنْ وُجُوهِهِمُ النَّارَ وَلَا عَنْ ظُهُورِهِمْ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ ﴿ ٣٩ ﴾ بَلْ تَأْت۪يهِمْ بَغْتَةً فَتَبْهَتُهُمْ فَلَا يَسْتَط۪يعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ ﴿ ٤٠ ﴾ وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ﴿ ٤١ ﴾ قُلْ مَنْ يَكْلَؤُ۬كُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمٰنِۜ بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ ﴿ ٤٢ ﴾ اَمْ لَهُمْ اٰلِهَةٌ تَمْنَعُهُمْ مِنْ دُونِنَاۜ لَا يَسْتَط۪يعُونَ نَصْرَ اَنْفُسِهِمْ وَلَا هُمْ مِنَّا يُصْحَبُونَ ﴿ ٤٣ ﴾ بَلْ مَتَّعْنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى طَالَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُۜ اَفَلَا يَرَوْنَ اَنَّا نَأْتِي الْاَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ اَطْرَافِهَاۜ اَفَهُمُ الْغَالِبُونَ ﴿ ٤٤ ﴾

سُورَةُالْاَنْبِيَاءِ  ٣٢٤ 
الجزء ١٧
Enbiyâ Sûresi  324 
Cüz  17

36  O kâfir olmuş kimseler seni gördüğü zaman, seni ancak bir alay (malzemesi) edinirler (de, seni birbirlerine göstererek derler) ki: “İlâhlarınızı (kö tülükle) an(ıp ayıpla)makta olan o kişi işte bu mu?” Oysa onlar (kendilerine bunca nimetler ihsan eden) O Rah mân’ın (yüce sıfatlarla) anılmasını/(peygam berler gönderip, kitaplar in direrek kullarına) öğüt verme si ni/ tevhîdini/Kur’ân’ını/ inkâr (edip âciz put lara taptıkları için ayıplanmayı ve kınanmayı hak) eden lerin ta kendileridirler.

37  (Habîbim! Azâbı acele isteyen o kâfirlere şunu bildir ki:) İnsan (her işi vaktinden önce aradığından ve son derece sebatsızlığından dolayı sanki) aceleden yaratılmıştır. (Böylece acelecilik onun ayrılmaz bir tabiatı hâlini almıştır.) Pek yakında size (dünyada Be dir’de, âhi rette ise cehennemde azap ve intikam) âyet lerimi gös te rece ğim! Artık Benden acele istekte bulunmayın!

38  Onlar (sana ve ashâbına karşı): “İşte bu (kıyâmet kopacağı) vaad (inin gerçekleşmesi) ne zamandır? Eğer (azâbın geleceğine dâir sözünüzde) doğru kimse ler olduysanız (onu bize çabucak getirin)!” diyorlar.

39  O kâfir olmuş kimseler ne yüzlerinden, ne de sırtlarından o ateşi engelleyemeyecekleri ve kendi lerinin yardıma eriştirilmeyecekleri o zaman(da yaşayacakların)ı (bir) bilecek olsaydı (elbette kâfir liği bırakarak azâbı acele istemekten vazgeçerlerdi)!

40  Doğrusu o (kıyâmet ve cehennem) onlara ansızın gelecek de, he men onları mağlup edecektir/şaş kına çevirecektir/. Artık onu geri çevirmeye güç bulamayacaklardır. Onlar (tevbe ve özür dilemeleri için müsâade ve) mühlet verilen kimseler de olma yacaklardır.

41  (Habîbim!) Andolsun ki; elbette senden evvel (gönderilen) nice değerli rasûllerle de gerçekten alay edilmişti, fakat onlarla istihzâ etmiş olan o ki şileri, kendisiyle dalga geçmekte oldukları o şey(in azâbı) çepeçevre kuşatıvermişti.

42  (Habîbim! İslâm’la alay eden o kâfirlere) de ki: “(Allâh-u Te`âlâ sizi helâk etmek isterse,) sizi O Rah mân (ın azâbın)dan gece ve gündüz kim koruyabi lir? (Tabiî ki sadece sahip olduğu ismin ifade ettiği rah met sıfatı sebebiyle helâkinizi istememesi ancak sizi korumaktadır.)” Doğrusu onlar (Allâh-u Te`âlâ’nın azâbın dan kork mak bir yana,) Rablerini anmaktan (ve hatırlarına ge tirmekten bile) yüz çevir(meye devam ed)icidirler. (Dolayısıyla, nimetlerle uğraşma yüzünden nimet sahi bini unutmuş olan bu kişiler, sahip oldukları emniyet ve bolluğu bir nimet ve koruma olarak görmediklerin den, koruyucuyu arama ihtiyacı dahi hissetmemiştirler.)

43  Yoksa onlar için birtakım ilâhlar mı vardır ki, onları Bizim katımız(daki azaplar) dan korumakta dır?/Yoksa onların Biz den başka birtakım ilâhları mı vardır ki, onları korumaktadır?/ O (ilâh diye tapınıla)nlar (değil tapanlarına,) kendi nefisle rine (bile) yardım etmeye güç bulamazlar. Onlar Bizim tarafımızdan da korunmazlar/yardım görmezler/ hayırla desteklenmezler/. (Kendine yar dımdan âciz olan, Allâh’ın nusret ve te’yîdinden de mahrum olan bu zavallı varlıklardan, başkalarına yar dım nasıl beklenebilir?)

44  Hayır! (Onları koruyan an cak Biziz, başkaları değil!) Biz işte şu (kâfir ola)nları da, babalarını da (, sevdiğimiz için değil, ancak takdirimiz yerini bulsun, bir de günahları artarak azapları çok olsun diye) bolluk içinde yaşattık. Nihâyet (yaşadıkları) ömür (sürekli devam edecek miş gibi) kendilerine uzadı (da, böylece aldanarak haktan yüz çevirdiler ve nefislerinin kendilerine yal dızlamış olduğu kötülüklerin peşine düştüler. Ama bu, içi boş bir beklenti ve sahte bir emeldi)! O (müşrik ola) nlar hâlâ (tehditlerimizin ger çekleşe ceğini inkâr edip du rurlarken hiç) görmüyorlar mı ki gerçekten Biz o(nlara âit) top rağa (emrimizle) gel mekteyiz ve orayı kenarlarından (azar azar Müslü manlara fethettirerek İslâm diyarına katmak suretiy le) eksiltmekteyiz? Artık şimdi gâlip gelecekler onlar mıdır (yoksa Bizim taraftarlarımız mıdır)? (Tabiî ki elçimiz ve ashâbı Bizim yardımımızla onları pek yakında mağlup ede ceklerdir.)

Enbiyâ Sûresi  324 
Cüz  17
cihanyamaneren