HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَنْبِيَاءِ  ٣٢٨ 
الجزء ١٧

وَمِنَ الشَّيَاط۪ينِ مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلًا دُونَ ذٰلِكَۚ وَكُنَّا لَهُمْ حَافِظ۪ينَۙ ﴿ ٨٢ ﴾ وَاَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَۚ ﴿ ٨٣ ﴾ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه۪ مِنْ ضُرٍّ وَاٰتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرٰى لِلْعَابِد۪ينَ ﴿ ٨٤ ﴾ وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِدْر۪يسَ وَذَا الْكِفْلِۜ كُلٌّ مِنَ الصَّابِر۪ينَۚ ﴿ ٨٥ ﴾ وَاَدْخَلْنَاهُمْ ف۪ي رَحْمَتِنَاۜ اِنَّهُمْ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ﴿ ٨٦ ﴾ وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادٰى فِي الظُّلُمَاتِ اَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ ﴿ ٨٧ ﴾ فَاسْتَجَبْنَا لَهُۙ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّۜ وَكَذٰلِكَ نُنْجِي الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿ ٨٨ ﴾ وَزَكَرِيَّٓا اِذْ نَادٰى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْن۪ي فَرْدًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْوَارِث۪ينَۚ ﴿ ٨٩ ﴾ فَاسْتَجَبْنَا لَهُۘ وَوَهَبْنَا لَهُ يَحْيٰى وَاَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا وَرَهَبًاۜ وَكَانُوا لَنَا خَاشِع۪ينَ ﴿ ٩٠ ﴾

سُورَةُالْاَنْبِيَاءِ  ٣٢٨ 
الجزء ١٧
Enbiyâ Sûresi  328 
Cüz  17

82  İşte şeytanlardan öylelerini de (ona itaatkâr kıldık) ki, onun (emrini yerine getirmek) için (en derin denizlerin diplerine) dal(ıp inci ve mercan gibi mücevherler çıkar)maktaydılar ve (kaleler, hey keller, köşk ler, saraylar, havuz büyüklüğünde leğenler ve sabit kazanlar gibi) bundan başka (sanat harikası) birçok iş yapmaktaydılar! Böylece Biz onları (onun emrinden çıkmamaları ve insanlara saldırarak fesat çıkarmamaları için zaptedip) koruyanlardık.

83  (Habîbim!) Eyyûb’u da (hatırla)! Hani o, (şid detli bir hastalığa tutulmuş da, senelerce sabrettikten son ra artık namaza kalkacak güç bu lamayınca) Rabbi ne (dua ve) çağrıda bulunmuştu ki: “Gerçekten de ben; bedenime âit bir zarar dokundu bana! Sen ise, acıyanların en merhametlisisin!”

84  Biz hemen o(nun duası)na tam bir icâbette bu lunmuş ve kendisinde bulunan bedenî zararı aç(ıp kaldır)mıştık. Tarafımızdan büyük bir rahmet (eseri açıklamak) ve ibadet edenlere bir öğüt (ve sabır örneği) olsun diye de, (ölmüş olan çocuklarını diriltip, yaşlanmış olan eşini de gençleştirerek) ona âilesini ve (bir o kadar evlat ve torun bağışlayarak) beraberlerinde onların bir mislini (geri) vermiştik.

85  (Habîbim! İbrâhîm oğlu) İsmâ îl’i, (Şîs oğlu) İdrîs’i ve (Eyyûb oğlu) Zülkifl’i de (yâd et)! Her biri (dînî sorumlulukların zorluklarına ve hayatın ağır şartlarına) sabredenlerdendi!

86  Biz onları (dünyada)rahme-timiz(in eseri olan peygamberlik ni me tine mazhar olanlar arasına, âhi ret te ise rahmet mahallimiz olan cennet)in içine girdirdik. Gerçekten de onlar (iyi hallerine hiçbir bozukluk bulaşmamış) sâlih kimselerdendi.

87  (Habîbim!) O balık sahibini de (an)! Hani o (Yûnus (Aleyhisselâm) uzun süre davetle meşgul olması na rağmen, ümmetinin şirkte ısrarıyla karşılaşınca, Allâh için gazaplanmış ve ümmetini terk etmesinin kendisine bir sorumlulukgetirmeyeceğini sanarak) çok kızgın bir halde (Allâh-u Te`âlâ’dan izin beklemeksizin onları bırakıp) gitmişti de, Bizim kendisini asla darlığa sok mayacağımızı/asla aleyhine hüküm vermeyeceği mizi/asla aleyhine bir takdirde bulun mayacağımı zı/ sanmıştı. Nihâ yet (bindiği bir gemide çekilen kur’a neticesinde denize atıldıktan sonra kendisini yutan balığın karnındaki karanlık yerde, bir de denizin ve gece nin) karanlıklar(ı) içerisinde: “Senden başka hiçbir ilâh yoktur! (Haksız yere bir kuluna belâ vermekten ve beni kurtarmak dâhil herhangi bir şeyden âciz kal maktan, uzaklık ve) tesbîh Sana! Gerçekten de ben (Senden izinsiz ümmetimi bırakıp hicret ederek kendi mi tehlikeye arz ettiğim için, nefsine yazık eden) zâ limlerden oldum!” diye seslendi.

88  Biz de hemen o(nun duası)na tamamen icâbet ettik de, kendisini (taşıyan balığa: “Onu hazmetme, bir zaman sonra sahile bırak!” diye emrederek onu) o sıkıntıdan kurtardık. İşte (dualarında ihlâslı olan) müminleri de ancak böylece (güçlü bir yardımla tüm kederlerinden) kurtarırız!
Tefsirlerde zikredildiği üzere; Yûnus (Aleyhisselâm) kavminin imansızlığına kızarak onları terk ettiğinde, deniz kenarında yolculuğa hazırlanmış bir gemi görünce ona bindi. Biraz gittikten sonra denizin ortasında dalgalara maruz kalan gemi batacak hale geldi. Gemiyi idâre edenler: “Aramızda efendisinden kaçmış bir köle var ki, bu durumla karşılaştık, ama kur’a onun kim olduğunu meydana çıkarır. Âdetimiz üzere kur’a çekeriz, kime çıkarsa onu denize atarız!” dediler. Üç seferinde de kur’a Yûnus (Aleyhisselâm)a çıkınca onu denize attılar. Derken bir balık gelerek onu yuttu. Allâh-u Te`âlâ o balığa: “Ben seni ona hapishane yaptım, onu sana yemek yapmadım! Sakın ne etini ye, ne kemiğini kır, kıl kadar bile ona eziyet etme!” diye vahyetti. Dört saatle, kırk gün arasında değişen farklı rivayetlere göre balığın karnında tesbîhle meşgul olduktan sonra duası kabul edilerek, derisi incelmiş bir halde sahile bırakıldı. Hemen yanında bitirilen bir kabak ağacının gölgesine sığınıp, ürününden yedi, sabah akşam kendisine gelen bir ceylanın sütünü içerek de kuvveti yerine geldi. Sonra kavmine döndüğünde onları topluca iman etmiş bir halde buldu. (Âlûsî, Sâvî)

89  (Habîbim!) Zekeriyyâ’yı da (yâd et)! Hani o, (çocuğu olmadığından, arkasında hayırlıbir halef bı rakamayacağı için çok üzülmüş de,) Rabbine: “Ey Rabbim! (Ardımdan yoluma sahip olacak bir çocuk vermeksizin) beni tek biri olarak bırakma! (Ama sen böyle takdir buyurduysan, buna da râzıyım. Zira) vârislerin en iyisi ancak Sensin!” diye nidâ etmişti.

90  Biz de hemen o(nun duası)na tamamen icâbet ettik ve kendi si ne Yahyâ’yı bağışladık, eşini de (kısırlığının ardından doğurmaya elverişli yaparak) onun (yararlanması) için düzelttik. Şüphesiz ki on lar hayırlarda koşuşmakta idiler, bir de (mükâfatı mıza karşı) güçlü bir istek ve (azâbımızdan) büyük bir korkuyla Bize yalvarmaktaydılar. Zaten onlar, sadece Bize karşı (eğilen, yalvarıp boyun eğen ve sü rekli korku taşıyan) huşû’ sahibi kimseler olmuştu lar. (Bu yüzden dara düştüklerinde yaptıkları duaların kabul eserini hemen gördüler.)

Enbiyâ Sûresi  328 
Cüz  17
cihanyamaneren