HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْمُؤْمِنُونَ  ٣٤٤ 
الجزء ١٨

مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَۜ ﴿ ٤٣ ﴾ ثُمَّ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَاۜ كُلَّمَا جَٓاءَ اُمَّةً رَسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَاَتْبَعْنَا بَعْضَهُمْ بَعْضًا وَجَعَلْنَاهُمْ اَحَاد۪يثَۚ فَبُعْدًا لِقَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿ ٤٤ ﴾ ثُمَّ اَرْسَلْنَا مُوسٰى وَاَخَاهُ هٰرُونَ بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ ﴿ ٤٥ ﴾ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا عَال۪ينَۚ ﴿ ٤٦ ﴾ فَقَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَابِدُونَۚ ﴿ ٤٧ ﴾ فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا مِنَ الْمُهْلَك۪ينَ ﴿ ٤٨ ﴾ وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ﴿ ٤٩ ﴾ وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُٓ اٰيَةً وَاٰوَيْنَاهُمَٓا اِلٰى رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَع۪ينٍ۟ ﴿ ٥٠ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًاۜ اِنّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌۜ ﴿ ٥١ ﴾ وَاِنَّ هٰذِه۪ٓ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَاَنَا۬ رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ ﴿ ٥٢ ﴾ فَتَقَطَّعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُرًاۜ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ ﴿ ٥٣ ﴾ فَذَرْهُمْ ف۪ي غَمْرَتِهِمْ حَتّٰى ح۪ينٍ ﴿ ٥٤ ﴾ اَيَحْسَبُونَ اَنَّمَا نُمِدُّهُمْ بِه۪ مِنْ مَالٍ وَبَن۪ينَۙ ﴿ ٥٥ ﴾ نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِۜ بَلْ لَا يَشْعُرُونَ ﴿ ٥٦ ﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ خَشْيَةِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۙ ﴿ ٥٧ ﴾ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَۙ ﴿ ٥٨ ﴾ وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَۙ ﴿ ٥٩ ﴾

سُورَةُالْمُؤْمِنُونَ  ٣٤٤ 
الجزء ١٨
Mü`minûn Sûresi  344 
Cüz  18

43  (İnkâr eden) hiçbir ümmet (he lâk edilmesi için belirlenen) süresinin sonunu geçemez ve onlar (o yok ediliş vakitleri geldiğinde bir an bile) geri de kalamazlar!

44  Sonra rasûllerimizi peş peşe gönderdik. Her hangi bir ümmete rasûlü geldikçe onu yalanladılar, Biz de onların bir kısmını diğer bir kısma tâbi kıl dık. (Böylece hepsini birbiri peşine helâke uğrattık) ve onları(n başına gelenleri), şaşkınlıkla dinlenen birtakım havâdis (ve efsâneler) yaptık. Artık iman etmemekte bulunan bir toplum için (rahmetten) uzaklık olsun! /Artık iman etmemekte (ısrarcı) olan bir millet tam bir helâkle (yok edildiler)!/

45  (Nice peygamberlerden) sonra Mûsâ ve kar deşi Hârûn’u (dokuz mûcize ve diğer) âyetlerimizle, bir de (düşmanı susturacak) pek açık ve güçlü bir delille gönderdik.

46  Firavun’a ve ileri gelenlerine; fakat onlar (peygamberlere uymaktan) iyice büyüklendiler ve üstünlük taslayanlar/(zulüm ve haksızlıkla insanlara karşı) haddi aşanlar/toplumu oldular.

47  Bu sebeple onlar: “Kavimleri (olan İsrâîloğul ları) bize (hizmetçilik ve) kulluk eden kimselerken, bizim gibi olan (ve bizden hiçbir fazlalıkları bulun mayan) iki beşere mi iman edeceğiz?” dediler.

48  Böylece o ikisini yalanladılar da, bu yüzden kendileri (Kızıldenizde boğularak) helâk edilen lerden oldular.

49  Andolsun ki; Biz Mûsâ’ya elbette o (Tevrât) kitabı(nı) verdik. Tâ ki on(a ümmet olan) lar (o kita bın hükümleri ve öğütleriyle amel ederek, her bakım dan doğru yola) hidâyet bulsunlar!

50  (Annesine erkek eli değmeksizin doğan) Meryem’in oğlu (Îsâ) ile annesini de (yüce kudretimize delâlet eden) bir(er) âyet yaptık. O ikisini de yerle şim imkânına ve akıcı bir suya sahip (olan Kudüs topraklarındaki düzlük, geniş ve mahsûlü bol) bir te peye sığındır(ıp orada barındır)dık.

51  (Biz her dönemde gönderdiğimiz peygamberlere şöyle hitap ettik:) “Ey Rasûller! Lezzetli ve helâl şeylerden yiyin ve sâlih bir amel işleyin! Gerçek ten de Ben, sizin yapmakta olduklarınızı (hakkıyla bilip, karşılığını verecek olan bir) Alîm’im!

52  İşte şüphesiz bu (İslâm dini), (temel inanç hükümleri, asırların değişmesiyle değişime uğramayan) tek bir şerî`at olarak sizin dininizdir, Rabbi niz de ancak Benim! O halde sadece Ben(im emir lerime karşı gelmek)den sakının!”

53  Fakat onlar(ın ümmetleri, din) işlerini aralarında farklı birçok parçalara iyice böldüler (de, kimi Yahudi, kimi Hristiyan, kimi Mecûsî olarak, kitaplı-kitapsız birçok bâtıl dine bölündüler). Her bir fırka, (kendi doğruluğuna inanarak) yan larında bulunan (din ve inanç) la sevinçlidirler.

54  (Habîbim!) Şimdi sen onları (, tevbe edecekleri, ya da ölüp gidecekleri) bir zamana kadar, ken dilerini boğacakmışcasına kap layan bilgisizlikleri (ve kâfirlikleri) içerisinde (öylece) bırak!

55  (O inkârcılar) sanıyorlar mı ki; gerçekten kendisiyle onlara yardım etmekte olduğumuz mal ve oğullardan ibâret şeyler…

56  Biz, (bunları vererek) onlar için iyiliklerde koşuşuyoruz? Doğrusu onlar (hayvanlar gibi şuur suz varlıklar oldukları için, kendilerine verilen bunca imkânın, iyiliklerine değil de, azaplarının artmasına sebep olacağını) fark edemiyorlar!

57  O kimseler ki; gerçekten onlar Rablerinin (azâbının) korkusundan dolayı sakınıcıdırlar/ tit reyicidirler/.

58  O kimseler ki; onlar Rablerinin âyetlerin(in ve kitaplarının tümün)e iman etmektedirler.

59  O kişiler ki; onlar Rablerine (yaptıkları iba dete hiçbir kimseyi) ortak etme(yip, şirkin açığını ve gizlisini terk et)mektedirler.

Mü`minûn Sûresi  344 
Cüz  18
cihanyamaneren