HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنُّورِ  ٣٥١ 
الجزء ١٨

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ وَمَنْ يَتَّبِعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَاِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِۜ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكٰى مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ اَبَدًاۙ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُزَكّ۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ﴿ ٢١ ﴾ وَلَا يَأْتَلِ اُو۬لُوا الْفَضْلِ مِنْكُمْ وَالسَّعَةِ اَنْ يُؤْتُٓوا اُو۬لِي الْقُرْبٰى وَالْمَسَاك۪ينَ وَالْمُهَاجِر۪ينَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۖ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُواۜ اَلَا تُحِبُّونَ اَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿ ٢٢ ﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ ﴿ ٢٣ ﴾ يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ اَلْسِنَتُهُمْ وَاَيْد۪يهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿ ٢٤ ﴾ يَوْمَئِذٍ يُوَفّ۪يهِمُ اللّٰهُ د۪ينَهُمُ الْحَقَّ وَيَعْلَمُونَ اَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ الْمُب۪ينُ ﴿ ٢٥ ﴾ اَلْخَب۪يثَاتُ لِلْخَب۪يث۪ينَ وَالْخَب۪يثُونَ لِلْخَب۪يثَاتِۚ وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّب۪ينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِۚ اُو۬لٰٓئِكَ مُبَرَّؤُ۫نَ مِمَّا يَقُولُونَۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ۟ ﴿ ٢٦ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتّٰى تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلٰٓى اَهْلِهَاۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ﴿ ٢٧ ﴾

سُورَةُالنُّورِ  ٣٥١ 
الجزء ١٨
Nûr Sûresi  351 
Cüz  18

21  Ey (Allâh’ın dostluğuna ve şeytanın düşmanlığı na) iman etmiş olan kimseler! (İftiralara kulak verip, onların yayılmasını arzulama hususunda) şeytanın adımlarına uymayın/izleri ardıncagitmeyin/yolla rını takip etmeyin/! Çünkü her kim şeytanın adım larına uyarsa, gerçekten de o (şeytan), dâima (gıy bet, dedikodu ve iftiragibi) pek çirkin olan şeyleri ve (şerî`at tarafından kabul görmeyen) münkeri emre de(n biri olduğuiçin, vesvesesine kulak vereni helâke sürükle)r! Eğer Allâh’ın fazl u rahmeti (iyiliği ve acıması) sizin üzerinizde olmasaydı (ve O size, günahları sildi ren tevbeyi nasip etmeyip, kötülüklere keffâret olacak had cezalarını meşrû kılmayaydı), içinizden hiçbiri (hayatı boyunca) ebediyyen (günah kirlerinden) te mizlenemezdi. Lâkin Allâh dilediği kimseyi (rahmet ve mağfiretiyle tüm kirlerden) tertemiz kılar. Allâh (, kullarının açıkladıkları tevbe dâhil tüm sözlerini hak kıyla işiten bir) Semî’dir; (niyetler dahil olmak üzere tüm mâlûmâtı lâyıkı vechile bilen bir) Alîm’dir.

22  İçinizden (Ebû Bekr-i Sıddîk gibi, dinde) fazî let ve (malda) genişlik sahibi olanlar, soy yakınlığına sahip olanlara, yoksullara ve Allâh yolunda hicret etmiş bulunanlara (yardım) vermeyeceklerine dâir yemin etmesin!/vermeleri hususunda kesinti yapmasın!/ Affetsinler ve (görmezden gelerek, ceza vermekten) yüz çevirsinler! (İnsanlara karşı takındığınız kötülüğe iyilik muamelesine karşılık) Allâh’ın sizin için (günahlarınızı) bağışlamasını sevmez misiniz? Allâh (sonsuz gücüne rağmen, kullarının hatalarını örten bir) Ğafûr’dur; (kendilerine çok acıyan bir) Rahîm’dir. (O halde siz de O’nun ahlâkını takının!)
Bu âyet-i kerîme Ebû Bekr-i Sıddîk (Radıyallâhu anh) hakkında inmiştir, şöyle ki o; kızı Âişe (Radıyallâhu anhâ) hakkındaki iftiraları dinleyip gülerek hata işleyen, fakat yoksulluk, muhâcirlik ve Bedir muhârebesine katılmış bulunmak gibi üstün vasıflara sahip olan, teyzesinin oğlu olduğu için de sıla-i rahim hakkı bulunan Mistah (Radıyallâhu anh)`a vermekte olduğu yardımı keseceğine dâir yemin etti. Fakat Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bu âyet-i kerîmeyi kendisine okuduğunda, “Tabiî ki Allâh’ın beni affetmesini isterim!” diyerek yemin keffâreti verip Mistah (Radıyallâhu anh)`a verdiği yardımı sürdürdü. Çünkü Mistah (Radıyallâhu anh) iftiraları dinlemekle hata etmişse de, hiçbir zaman iftiralara katılmamıştı.(Beyzâvî, Nesefî, Hâzin)

23  O kimseler ki, (zinadan) korunmuş olan ve (suçlandıkları şeyden) habersiz olan imanlı kadınla ra (zina suçu) atmaktadırlar; gerçekten onlar (tevbe etmedikleri sürece) dünyada ve âhirette lânetlen mişlerdir. Pek büyük bir azap da onlar içindir.

24  Dillerinin, ellerinin ve ayaklarının (konuştu rulup), yapmakta bulunmuş oldukları (iftira gibi) şeylere dâir aleyhlerinde şâhitlik ede ce ği gün!...

25  İşte o gün; Allâh onlara hak ettikleri cezalarını tastamam verecektir, onlar da bileceklerdir ki gerçekten Allâh, o pek açık olan/(her şeyi) açıklayan/ Hakk’ın (; O ilâhlığı sabit ve zâhir olan Zât’ın) ta Kendisidir!
Allâh-u Te’âlâ Kur’ân-ı Kerîm’de hiçbir günahın tehdidi hakkında Âişe (Radıyallâhu anhâ)`ya iftira edenleri tehdit mâhiyetinde kullandığı ağır ifadelere yer vermemiştir. Bu yüzden ibni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ): “Kim bir günah işlemiş de sonra tevbe etmişse, tevbesi kabul edilmiştir, ancak Âişe (Radıyallâhu anhâ) hakkındaki iftiraya karışanlar müstesnâ!” demiştir. (Nesefî)

26  Kötü kadınlar (ve sözler) kötü erkeklere mahsustur, kötü erkekler de kötü kadınlara âittir. Temiz kadınlar da temiz erkeklere mahsustur, temiz erkekler de temiz kadınlara âittir. (Ancak bunların bir birleriyle evlenmeleri yakışıkalır.) İşte o (temizlerin temizi olan Habîbimin nikâhı altında buluna)nlar, bun(ca münafık)ların söylemekte oldukları şeylerden tamamen temiz tutulmuşlardır. Onlar(ın beşeriyet gereği kaçınamadıkları günahları) için büyük bir mağfiret ve (kendileri için cennet nimetleri gibi) pek değerli yüce bir rızık vardır!
Tefsirlerde zikredildiği üzere; Allâh-u Te`âlâ Yûsuf (Aleyhisselâm)`ın beraatını, beşikteki çocuğu konuşturarak; Mûsâ (Aleyhisselâm)`ın beraatini, elbiseleri kaçıran taşı konuşturarak; Meryem (Radıyallâhu anhâ)`nın beraatını da çocuğu Îsâ (Aleyhisselâm)`ı konuşturarak açıklamıştır. Âişe (Radıyallâhu anhâ)`nın beraatini ise kıyâmete kadar okunacak mucize olma unvanına sahip tek kitabında bunca büyük âyetlerle ve bu kadar te’kitli ifadelerle ortaya koymuştur ki, bu da Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in makamının yüceliğini gösteren büyük bir delildir. Âişe (Radıyallâhu anhâ)`nın, kendisinden başka hiçbir kimseye nasip olmayan bazı şeylerle iftihar ettiği rivayet edilmiştir ki bunlar da: O daha çocukken Cibrîl (Aleyhisselâm) bir ipek parçasında onun resmini Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e göstererek: “İşte bu senin hanımındır!” demiştir. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ondan başka hiçbir bakireyle evlenmemiştir. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onun gününde ve onun koynun da vefat etmiş ve onun evine defnedilmiştir. Sadece onunla bir yorgan altındayken vahiy gelmeye devam etmiştir. Beraatı gökten inmiştir. Bir de o, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in halifesi olan Ebû Bekr-i Sıddîk (Radıyallâhu anh)`ın, Sıddîka olan kerîmesidir ve bu âyetle ona büyük bir mağfiret ve pek hoş rızıklar vaad edilmiştir. (Hâzin, Nesefî, Beyzâvî)

27  Ey iman etmiş olan kimseler! Kendi (oturdu ğunuz) evlerinizden başka birtakım evlere, (sahip lerinden) izin almadığınız sürece ve halkına selâm vermediğiniz müddetçe girmeyin! İşte size bu (şe kilde selâm verip izin istemek, câhiliyet devrindeki gibi ansızın girmekten) sizin için hayırlıdır! (Böylece siz üstün bir ahlâka irşâd olundunuz.) Tâ ki siz iyice düşü n(üp gereğiyle amel ed)esiniz!

Nûr Sûresi  351 
Cüz  18
cihanyamaneren