HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنُّورِ  ٣٥٣ 
الجزء ١٨

وَاَنْكِحُوا الْاَيَامٰى مِنْكُمْ وَالصَّالِح۪ينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَاِمَٓائِكُمْۜ اِنْ يَكُونُوا فُقَرَٓاءَ يُغْنِهِمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ ﴿ ٣٢ ﴾ وَلْيَسْتَعْفِفِ الَّذ۪ينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحًا حَتّٰى يُغْنِيَهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَالَّذ۪ينَ يَبْتَغُونَ الْكِتَابَ مِمَّا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ فَكَاتِبُوهُمْ اِنْ عَلِمْتُمْ ف۪يهِمْ خَيْرًاۗ وَاٰتُوهُمْ مِنْ مَالِ اللّٰهِ الَّذ۪ٓي اٰتٰيكُمْۜ وَلَا تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَى الْبِغَٓاءِ اِنْ اَرَدْنَ تَحَصُّنًا لِتَبْتَغُوا عَرَضَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَمَنْ يُكْرِهْهُنَّ فَاِنَّ اللّٰهَ مِنْ بَعْدِ اِكْرَاهِهِنَّ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿ ٣٣ ﴾ وَلَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍ وَمَثَلًا مِنَ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ۟ ﴿ ٣٤ ﴾ اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ مَثَلُ نُورِه۪ كَمِشْكٰوةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌۜ اَلْمِصْبَاحُ ف۪ي زُجَاجَةٍۜ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍۙ يَكَادُ زَيْتُهَا يُض۪ٓيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌۜ نُورٌ عَلٰى نُورٍۜ يَهْدِي اللّٰهُ لِنُورِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌۙ ﴿ ٣٥ ﴾ ف۪ي بُيُوتٍ اَذِنَ اللّٰهُ اَنْ تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ ف۪يهَا اسْمُهُۙ يُسَبِّحُ لَهُ ف۪يهَا بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِۙ ﴿ ٣٦ ﴾

سُورَةُالنُّورِ  ٣٥٣ 
الجزء ١٨
Nûr Sûresi  353 
Cüz  18

32  İçinizden bekârları, kölelerinizden ve cariyele rinizden (iman ve tak va sahibi olan) salih kişileri /(evlen me ye) elverişli kişileri/ evlendirin! Eğer onlar fakir kimseler olduysalar, Allâh onları fazlından (vereceği yeterli rızık ve kanaatle) zengin edecektir. (Dolayısıyla kız isteyeni fakir diye geri çevirmeyin!) Al lâh (, mahlûkatını rızıklandırmakla ni metleri tükenmeyecek derecede ge niş imkâna sahip olan bir) Vâsi’dir; (hikmeti gereği kimin rız kını genişletip kimin rızkını daraltacağını çok iyi bilen bir) Alîm’dir. Bu evlendirme emri; nedb için olup, bekârları ve dulları evlendir me gibi hayırlı bir amele velileri ve yetkilileri teşvik eder mâhiyettedir ve bu işin Allâh katında sevilen müstehap bir iş olduğunu beyan eder. Zira her emir lafzı, vücup (ve gereklilik) ifade etmez!

33  Evlenme (imkânı) bulamayan o (fakir) kişiler, Allâh kendilerini fazlından zengin (edip, mehir verme ve ev geçindirme imkânına sahip) edinceye kadar (zina ya düşmemek için) iffetli olmaya çalışsın! (Köle ve câriye olarak) sağ ellerinizin sahip olduğu o kimseler ki, (belli bir bedel ödeme karşılığında hürriyetlerine kavuşabilme leri için sizinle) yazışma talep etmektedirler; eğer on larda (söz verdikleri bedeli kazanma kabiliyeti, ahde vefa, güvenilirlik ve dindarlık gibi) bir hayır bildiyseniz, on larla yazışın! Allâh’ın size vermiş olduğu malından on lara (zekâtınızı) verin! (Câriyelerinizin zina yapmasına hiçbir zaman göz yummayın, hele de) kendileri (zinadan) tam bir korunma istemekteyseler, (fuhuştan para ka zanmak suretiyle) o en alçak (dünya) hayatın(ın) malını arayasınız diye câriyelerinizi zinaya zorlamayın! Her kim onları zorlarsa, şüphesiz Allâh, zor lanma larının ardından (onların günahlarını çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur; (kendilerine son derece acıyan bir) Rahîm’dir.

34  Andolsun ki; elbette gerçekten Biz si ze (bu sû rede; hükümler, edepler ve had cezalarıyla ilgili) pek açık nice âyetler, sizden önce geçmiş olan (Yûsuf ve Meryem (Aleyhimesselâm) gibi iftiraya uğrayan)lar(ın başlarından geçen ilginç kıssalar) dan birine benzeyen (Âişe (Radıyal lâhu anhâ)`nın) acayip kıssa(sı ve ibret destanı), takvâ sa hipleri için de (İslâm’ın hükümlerini tatbik ederken kimseye acımamaları ve iftiralara aldanmamalarına dâir) büyük bir öğüt indirmişizdir!

35  Allâh, göklerin ve yerin nurunun sahibidir / (güneş, ay ve yıldızlarla maddeten, peygamberler ve meleklerle de manen) aydınlatıcısıdır/yöneticisidir (; zira her şey ışıkla görünür hale geldiği gibi, tüm işlere O’nun yönetimiyle erişilir)/varlık sahasına çıkarıcısıdır (; ışık başkasını gösterdiği gibi, O da her şeyi var ederek görünür hale getiricidir)/(âlemlerde bulunanların) hidâyetçisidir (; nitekim tüm yaratıklar O’nun nuruyla, hidâyete erişebilmektedir)/! O’nun nurunun (aydınlatıcı özelliğinin) acayip sıfatı; içerisinde büyük ve parlak bir kandil bulunan ve penceresiz (olduğu için ışığı iyice koruyan) bir oyuk gibidir ki, o kandil parlak ve berrak bir cam içerisin dedir. O cam ise sanki kendisi inci gibi pâk ve parlak bir yıldızdır ki; (içinde bulunan fitil,) doğuya da ait olmayan, batıya da nispet edilemeyen(, dolayısıyla ara sıra güneş almayıp gün boyu güneşe maruz kalan Ortadoğu bölgesinin bereketli topraklarında yetişen çok faydalı) ve mübârek bir ağaç olan zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulmaktadır. Onun yağı (o kadar parlaktır ki), kendisine hiçbir ateş değmese bile, yakın olur ki (neredeyse kendi kendine ortalığı) aydınlatacaktır. (İşte bu Hakk’ın nuruna misal olan nur;) nur üzerine (katlanan) pek büyük bir nurdur! Allâh dilediği kimseleri nuruna eriştirir. Allâh in sanlar(ın ibret alması) için (, anlayabilecekleri şekilde) örnekler açıklamaktadır. Zaten Allâh (görünen-görünmeyen, gizli-açık) her şeyi (hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.
Buradaki teşbihlerin tefsirlerde birçok îzâh şekli varsa da, bazı ulemânın beyanına göre; İlâhî irşâd, tereddüde mahal bırakmayacak şekilde sağladığı yakînî inanç bakımından, ışığı koruyup dağılmasını önleyerek güçlendirmeküzere duvarda bulunan penceresiz bir oyuğa; kandilin orada sönmeyerek korunması, Kur’ân’ın değiştirilmekten korunmasına; İslâm’ın hidâyeti, gerçekleri ortaya koyma bakımından, yanan kandile; zaman aşımıyla şüphelere maruz kalmaması yönünden, şeffaf bir cama; Kur’ân ve Sünnet’in temsil ettiği vahiy, irşad delillerinin kaynağı olması bakımından mübârek bir ağaca; İslâm’ın müsâmahakârlığı ve kolaylığı, o ağacın yetiştiği ılımlı iklime; dinî irşatların kıyâmete kadar yenilenerek devamı, fitilin devamlı tutuşturulmasına; Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in Kur’ân hükümlerini ümmetine açıklaması, sürüldüğü yeri parlatan hâlis zeytinyağına; o hükümlerin, bir öğreticiye ihtiyaç olmadan, neredeyse kendiliğinden anlaşılacak derecede âşikârlığı, o yağın ateş değmeden de kendi kendine aydınlatacak derecede parlaklık vasfına; kandilin ağaçta yetişen zeytinden çıkarılan yağdan tutuşturulması ise, asırlar boyu din âlimlerinin ictihâdının önemine benzetilmiştir.

36  Yüksek yapılmasına/yüksek (ve değerli) tutulmasına/ ve içerlerinde adının anılmasına Allâh’ın izin (ve emir) vermiş olduğu o çok değerli evlerde (tüm mescitlerde); işte oralarda sabahları ve akşamları/sabahleyin ve zevâlden sonraları (sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kılarak)/ O’nu sürekli tesbîh eder!..

Nûr Sûresi  353 
Cüz  18
cihanyamaneren