HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنُّورِ  ٣٥٥ 
الجزء ١٨

يُقَلِّبُ اللّٰهُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ ﴿ ٤٤ ﴾ وَاللّٰهُ خَلَقَ كُلَّ دَٓابَّةٍ مِنْ مَٓاءٍۚ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى بَطْنِه۪ۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى رِجْلَيْنِۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰٓى اَرْبَعٍۜ يَخْلُقُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿ ٤٥ ﴾ لَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍۜ وَاللّٰهُ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ﴿ ٤٦ ﴾ وَيَقُولُونَ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالرَّسُولِ وَاَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَر۪يقٌ مِنْهُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۜ وَمَٓا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ ﴿ ٤٧ ﴾ وَاِذَا دُعُٓوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اِذَا فَر۪يقٌ مِنْهُمْ مُعْرِضُونَ ﴿ ٤٨ ﴾ وَاِنْ يَكُنْ لَهُمُ الْحَقُّ يَأْتُٓوا اِلَيْهِ مُذْعِن۪ينَۜ ﴿ ٤٩ ﴾ اَف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَمِ ارْتَابُٓوا اَمْ يَخَافُونَ اَنْ يَح۪يفَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُۜ بَلْ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ۟ ﴿ ٥٠ ﴾ اِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِن۪ينَ اِذَا دُعُٓوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ﴿ ٥١ ﴾ وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَخْشَ اللّٰهَ وَيَتَّقْهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَٓائِزُونَ ﴿ ٥٢ ﴾ وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ اَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّۜ قُلْ لَا تُقْسِمُواۚ طَاعَةٌ مَعْرُوفَةٌۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ﴿ ٥٣ ﴾

سُورَةُالنُّورِ  ٣٥٥ 
الجزء ١٨
Nûr Sûresi  355 
Cüz  18

44  Allâh gece ile gündüzü (birbiri ardınca getire rek, birini eksiltip diğerini artırarak, sıcaklık ve soğuk luk durumlarını değiştirerek) çokça çevirmektedir. İşte gerçekten de bunda basî retlere (ve düşünen akıllara) sahip kimseler için elbette pek büyük bir ibret vardır (ki, böylece Kadîm yaratıcının varlığına, birliğine, üstün gücüne ve sonsuz ilmine dâir yakinî bir inanca sahip olabilirler).

45  Allâh (yerde) hareket eden her canlıyı (kendi ne âit) bir sudan yaratmış (ve suyu, o yaratığın dört temel unsurundan biri yapmış) tır. İşte onlardan (sü rüngenler gibi) karnı üzere yürümekte olanlar var dır; onlardan (insanlar ve kuşlar gibi) iki ayağı üzere yürümekte bulunanlar da vardır; yine onlardan (da varlar vesâir hayvanlar gibi) dört (ayak) üzere yürümekte olanlar da vardır. Allâh (aklınız erse de, ermese de) dilediği şeyi (dilediği şekilde) yaratmaktadır. Şüphesiz ki Allâh her şeye (hakkıyla gücü yeten ve Kendisine hiçbir şey zor gelmeyen bir) Kadîr’dir.

46  Andolsun ki; elbette Biz gerçekten (türlü türlü delillerle hakikatleri) iyice açıklayan/pek açık olan/ nice âyetler indirmişizdir. Allâh (delilleri düşünerek hidâyeti seçtiğini bildiği için, doğru inanca muvaffak kılmayı) dilediği kimseyi dosdoğru(ca cennete kavuş turacak) bir yola hidâyet etmektedir.

47  Ama o (Allâh’ın hidâyetinden mahrum kalarak münafık ola)nlar (sa dece dilleriyle): “Biz Allâh’a da, o Rasûl’e de iman ettik ve (onların emir ve yasakları na) itaat ettik!” derler. Sonra da işte bunun ardından onların içerisinden (bozgunculukta aşırı giden) bir fırka (bu iddiânın gereğini yerine getirmekten) yüz çevirir. İşte onlar asla (makbul mana da) mümin kimseler değildirler.
Bu âyet-i kerîme Bişr adındaki bir münafık hakkında inmiştir. Bu kişiyle bir Yahudi arasında arazi yüzünden bir anlaşmazlık çıktığında, Yahudi: “Kararı Muhammed versin!” demiş, o ise: “(Yahudi liderlerinden) Kâ`b ibni Eşref versin! Çünkü Muhammed hak yiyen biridir!” demiştir. İşte bu âyet: “İnandık!” dedikleri halde İslâm’ın hükmüne râzı olmayan münafıkların kâfirliğini tescillemiştir.

48  Onlar Allâh(ın kararın)a ve aralarında (ihtilaf ettikleri konuda) hüküm vermesi için O’nun Rasûlü ne çağrıldıkları zaman birdenbire içlerinden bir fırka (haksız olduklarını bildikleri için, İslâm’ın hük münden) yüz çeviricidirler.

49  (Ama) şayet hak (aleyhlerine değil de,) lehleri ne olsa, itaat edenler hâlinde koşarak o (peygambe rin kararı)na gelirler.

50  Onların kalplerinde (kâfirlik ve zâlimliğe meyil gibi) bir nevî hastalık mı vardır; yoksa (senden bir yanlışlık görüp de güvenleri sarsılarak senin hakkında) şüpheye mi düşmüşlerdir yahut Allâh’ın ve Rasûlü nün (yanlış karar vererek) onlara zulüm (ve haksızlık) yapacağından mı korkmaktadırlar? Hayır! (Bu sayılanların hiçbiri mevzuubahis değil dir, çünkü onlar İslâm’ın hükmündeki adâleti pekâlâ bil mektedir. Ama ) işte (aslında) ancak onlar (baş kalarına haksızlığa yeltenen) zâlimlerin ta kendileridir!

51  Aralarında (tartışılan meselelerde) hüküm ver mesi için Al lâh’a ve (O’nun hükmünü a çık layacak) Ra sûlüne çağrıl dıkları zaman, müminlerin sö zü ancak: “İşittik ve itaat ettik!” demeleri olmuştur. (Onlara yakışan budur!) İşte ancak onlar, fe lâha erenlerin ta kendileridir.

52  Her kim Allâh’a ve Ra sûlüne itaat eder, (geç miş günahları yüzünden) Allâh’tan korkar ve (gelecek te de) O’ndan hakkıyla sakınırsa, işte ancak onlar (sonsuz nimetleri kazanarak) kurtu luşa erenlerin ta kendileridir.

53  Onlar en güçlü yeminleriyle Allâh’a yemin ettiler ki; andolsun sen kendilerine (cihada çıkma ları için ) emir verecek olursan, elbette kesinlikle çıkacaklar! De ki: “(Yalan yere) yemin etmeyin! Bi linen (şekilde gücünüze göre) itaat (, yeminden da ha iyidir)!/(Sizin bu itaatiniz, yalan olduğu) bilinen bir tâattır!/ Şüphesiz ki Allâh sizin yapmakta olduklarınızı( n görünen ve görünme yen tüm yönlerinden hakkıyla ha berdâr olan ve herkese hak ettiği kar şılığı verecek olan bir) Habîr’dr.”

Nûr Sûresi  355 
Cüz  18
cihanyamaneren