HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنُّورِ  ٣٥٦ 
الجزء ١٨

قُلْ اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُمْ مَا حُمِّلْتُمْۜ وَاِنْ تُط۪يعُوهُ تَهْتَدُواۜ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ﴿ ٥٤ ﴾ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۖ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ د۪ينَهُمُ الَّذِي ارْتَضٰى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ اَمْنًاۜ يَعْبُدُونَن۪ي لَا يُشْرِكُونَ ب۪ي شَيْـًٔاۜ وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ ﴿ ٥٥ ﴾ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ﴿ ٥٦ ﴾ لَا تَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مُعْجِز۪ينَ فِي الْاَرْضِۚ وَمَأْوٰيهُمُ النَّارُۜ وَلَبِئْسَ الْمَص۪يرُ۟ ﴿ ٥٧ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لِيَسْتَأْذِنْكُمُ الَّذ۪ينَ مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ وَالَّذ۪ينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنْكُمْ ثَلٰثَ مَرَّاتٍۜ مِنْ قَبْلِ صَلٰوةِ الْفَجْرِ وَح۪ينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُمْ مِنَ الظَّه۪يرَةِ وَمِنْ بَعْدِ صَلٰوةِ الْعِشَٓاءِ۠ ثَلٰثُ عَوْرَاتٍ لَكُمْۜ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّۜ طَوَّافُونَ عَلَيْكُمْ بَعْضُكُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ﴿ ٥٨ ﴾

سُورَةُالنُّورِ  ٣٥٦ 
الجزء ١٨
Nûr Sûresi  356 
Cüz  18

54  (Habîbim!) De ki: “(Hem kalp lerinizle, hem de dillerinizle) Allâh’a da itaat edin, o Rasûl’e de tâatta bulunun! Eğer yüz çevirirseniz (, ona değil, ke size yüklenmiş olan şey de özellikle sizin üzerinizde (bir görev olarak bâki)dir. Eğer (tüm emirlerinde) ona itaat ederseniz, (hakka ve) hidâyete erişirsiniz. Zaten o Rasûl(üm) üzerine, pek açık/(hükümleri) açıklayıcı/ duyuru dan başka bir şey yoktur!

55  Allâh, o iman (şartlarını şeksiz şüphesiz tasdik) etmiş olan ve (namaz, oruç, hac, zekât gibi) salih ameller işlemiş bulunan sizlere (şöyle) vaad(ler)de bulunmuştur ki; kasem olsun; elbette onlardan önceki (imanlı ve itaatli) kimseleri (yeryüzünde hükümrân kılarak) halîfe kıldığı gibi/(düşmanları olan kâfirleri helâk ettikten sonra onların) yerlerine geçirdiği gibi/kesinlikle onları da yerin tamamında (diledikleri gibi yönetimi ele geçiren) halîfe(ler) yapacaktır/(düşmanlarını helâk edip) yerlerine geçirecektir/, yine andolsun ki; elbette onlar için seçip beğendiği (İslâm) dinlerini mutlaka kendileri için (yüceltip tüm dinlere gâlip kılarak ve düşmanlarının onun aleyhindeki gayretlerini boşa çıkararak, o dini her konuda hükümleriyle sürekli amel edebilecekleri şekilde) iyice sâbit kılacaktır ve yine yemin olsun ki; elbette (düşmanlarından) korkularının ardından onları(n durumlarını) gerçekten mükemmel bir güvenceyle değiştirecektir. Çünkü onlar (sadece) Bana ibadet etmektedirler, Bana hiçbir şeyi ortak koşmamaktadırlar! İşte her kim bu (müjdenin zuhûru)ndan sonra (dinden dönerek) kâfir olursa/ (bu mûcizeyi gördüğü halde iman etmeyerek) kâfir kalırsa/, işte (kâfirlik ve azgınlıkta haddi aşan) fâsıkların ta kendileri ancak onlardır./ İşte her kim bundan sonra nankörlük yaparsa, işte (isyanda sınır tanımayan) fâsıkların ta kendileri ancak onlardır./
Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve ashâbı Mekke’de on sene korku içerisinde yaşadılar. Medîne’ye hicretlerinden sonra da sabah akşam silah taşımak zorunda kalınca, içlerinden birinin: “Güven içinde yaşayacağımız ve silahımızı bırakabileceğimiz bir gün görmedik!” demesi üzerine bu âyet-i celîle nâzil oldu. O zaman Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Çok az bir zaman sonra sizden biri büyük bir topluluk içerisinde yanında hiç bir silah taşımadan güven içerisinde oturabilecektir!” buyurdu. Allâh-u Te`âlâ da bu vaadini yerine getirerek Habîbini doğru çıkardı. Böylece sahâbe topluluğunu Arap yarımadasına hâkim kıldı, doğu ve batının en ücra köşelerini bile onlara fethettirdi, Kisrâların, Kayserlerin imparatorluklarını onların eliyle parçalattı ve müminleri dünyada hükümrân kıldı. Tabiî ki bu âyet, gaybla ilgili bir haberin doğru çıkması yönüyle, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in nübüvvetinin doğruluğuna delil olduğu gibi, Hulefâ-i Râşidîn diye bilinen dört halîfenin hilâfetinin sıhhatine de delil teşkil etmektedir, zira bu âyette vaad edilen müjdelerin onlar döneminde gerçekleştiği ittifak konusudur! (Nesefî, Beyzâvî, Hâzin)

56  (Artık ey müminler!) O (farz) namaz(lar)ı hak kıyla kılın, zekâtı verin ve o Rasûl(ün diğer bütün emirlerin)e itaat edin! Tâ ki siz (tarafımdan) rahmet olunasınız!

57  (Habîbim!) Sakın o kâfir olmuş kimseleri yer (yüzün)de (kendilerini yakalamaktan Allâh’ı) âciz bıra kacak kimseler sanma! Barınacakları yer ancak o ateştir! Andolsun ki; elbette o, ne kötü varılacak yer ol muştur. (Artık sonları böyle bir azap olan kişilerin, dünyada ve âhirette Allâh’ın azâbından kurtulmaları nasıl beklenebilir?)

58  Ey iman etmiş olan kimseler! Sağ ellerinizin sahip olduğu (köle ve câriyeleriniz olan ) kimseler ve içinizden (bülûğa erip) rüyalan(arak olgunlaş)maya ulaşmamış kişiler; sabah namazından önce, kuşluk vakti (kaylûle yapmak için) elbisenizi (çıkarıp) bırakmakta olduğunuz zaman, bir de yatsı namazından sonra (yatarken bir iş için yanınıza girmeleri gerektiğinde, bir gün ve bir gecede toplam) üç kere sizden izin istesin(ler)! (Bu üç vakit,) sizin (istirahat) için üç (kere) avret (yerlerinizi açık bırakabileceğiniz halvet vakitleri) dir. Onlardan sonra ne sizin üzerinize, ne de onlar üzerine (izinsiz yanınıza girmeleri hususun da) hiçbir günah olmamıştır. (Köleler, hizmetçiler ve çocuklar ev ihtiyaçlarınızı görmek için) yanlarınızda; bir kısmınız diğer bir kısmın çevresinde dönüp dolaş(mak zorunda kal)ıcıdırlar. (Bu yüzden her vakit sizden izin isteyemeyebilirler.) İşte Allâh âyetleri böylece (eşsiz bir açıklamayla) sizin için beyan etmektedir. Zaten Allâh (kullarının yararlarını çok iyi bilen bir) Alîm’dir; (bütün hükümlerinde onların kârını gözeten bir) Hakîm’dir.
Rivayete göre; Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) Müdlic isimli bir çocuğu kuşluk vakti Ömer (Radıyallâhu anh)`ı çağırmaya göndermiş, o da âniden yanına girdiğinde onu, görülmek istemediği bir halde görmüş, bunun üzerine Ömer (Radıyallâhu anh): “İsterdim ki Allâh-u Te`âlâ bu vakitlerde çocuklarımızın ve hizmetçilerimizin yanımıza girmesini yasaklasa!” diye bir temennide bulunmuş, Allâh-u Te`âlâ da bu âyeti indirmiştir. Bunu duyan Ömer (Radıyallâhu anh) secdeye kapanmıştır. Dolayısıyla insanlar, avret konularını ve mahrem durumlarını yabancılara anlatabilecek vasıfta olan çocuklara İslâm’ın bu hükmünü öğretip uygulattırmalıdırlar. (Âlûsî)

Nûr Sûresi  356 
Cüz  18
cihanyamaneren