HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنُّورِ  ٣٥٧ 
الجزء ١٨

وَاِذَا بَلَغَ الْاَطْفَالُ مِنْكُمُ الْحُلُمَ فَلْيَسْتَأْذِنُوا كَمَا اسْتَأْذَنَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ﴿ ٥٩ ﴾ وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَٓاءِ الّٰت۪ي لَا يَرْجُونَ نِكَاحًا فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ اَنْ يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِز۪ينَةٍۜ وَاَنْ يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَهُنَّۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ﴿ ٦٠ ﴾ لَيْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَر۪يضِ حَرَجٌ وَلَا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَنْ تَأْكُلُوا مِنْ بُيُوتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اٰبَٓائِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اُمَّهَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اِخْوَانِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخَوَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَعْمَامِكُمْ اَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخْوَالِكُمْ اَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ اَوْ مَا مَلَكْتُمْ مَفَاتِحَهُٓ اَوْ صَد۪يقِكُمْۜ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَأْكُلُوا جَم۪يعًا اَوْ اَشْتَاتًاۜ فَاِذَا دَخَلْتُمْ بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةًۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ۟ ﴿ ٦١ ﴾

سُورَةُالنُّورِ  ٣٥٧ 
الجزء ١٨
Nûr Sûresi  357 
Cüz  18

59  Siz (hürler)den (olan) çocuklar (bülûğa erip) rüyalan(arak olgunlaş)maya ulaştıkları zaman, ken dilerinden önceki (bülûğa ermiş) kimseler (dâima) izin istediği gibi onlar da (her vakit) izin istesinler! İşte Allâh (pek kıymetli) âyetlerini böylece (tam bir tafsîlatla) sizin için beyan etmektedir. Allâh (açıkladığı hükümlerin hikmetlerini çok iyi bilen bir) Alîm’dir; (bütün hükümlerinde kulların kârlarını esas alan bir) Hakîm’dir.

60  O (hayızdan ve çocuk doğurmaktan geri kalmış) oturucu kadınlar ki (yaşlılıklarından dolayı) hiçbir nikâh ümidi taşımamaktadırlar; işte onların (saç, boyun, boğaz ve diz gibi gizlemeleri gereken) ziynet (yer)lerini açığa çıkarma çabasında olmayanlar halinde (çar, çarşaf, ferâce gibi dış) giysilerini (çıkarıp) bırakmalarında onlar üzerine hiçbir günah olmamıştır. Ama (gençler gibi çarşaflarını çıkarmayarak) iffetli olmaya çalışmaları onlar(ın töhmetten uzak kalmaları) için daha iyidir. Zaten Allâh (onların erkeklerle ne konuştuklarını hakkıyla işiten bir) Semî’dir, (maksatlarını pek iyi bilen bir) Alîm’dir.
Görüldüğü gibi; bu hüküm, şehvetten kesilen çok yaşlı kadınlara örtünme hususunda belli şartlarla biraz daha serbest hareket imkânı vermekteyse de: “Her düşeni bir kapan bulunur!” kelâmınca; onların da tesettüre son derece riâyetleri daha uygun görülmüştür.

61  (Ey özürlüler! Sağlıklı kişiler sizinle birlikte yemek istemezler düşüncesiyle veya gazaya çıkarken anahtarlarını size teslim edenler, evlerinden bir şey yemeniz hususunda size izin verdiyseler de, gönülden rıza göstermezler endişesiyle, onlarla birlikte yemekten ya da evlerine girip ihtiyaçlarınızı gidermekten geri kalmayın! Ey sağlıklı kişiler! Siz de özürlü kişilerle birlikte yerken, hak geçer endişesine kapılmayın. Zira) kendi (eşlerinize ve çocuklarınıza âit) evlerinizden yahut babalarınızın evlerinden veya annelerinizin evlerinden ya da erkek kardeşlerinizin evlerinden yahut kız kardeşlerinizin evlerinden veya amcalarınızın evlerinden ya da halalarınızın evlerinden yahut dayılarınızın evlerinden veya teyzelerinizin evlerinden ya da (vekâleten veya koruma görevlisi olarak) anahtarlarına sahip olduğunuz (kölelerinizin evlerinden veya bostan ve ağıl gibi) şeylerden yahut (kendileri yokken evlerine girip yediğinizde son derece memnun olacaklarını bildiğiniz) dostlarınız(ın mekânların)dan yemeniz hususunda, kör olan üzerine hiçbir güçlük olmamıştır; topal üzerine de hiçbir darlık yoktur; hasta üzerine de hiçbir günah yoktur; kendileriniz üzerine de yoktur! (Ey Müslümanlar! Kiminizin tek başına misafirsiz yemeyerek kendini sıkıntıya sokmasına lüzum yoktur. Kiminizin de bir misafir geldiğinde mutlaka birlikte yemek için sıkıntılar çekmesine gerek yoktur. Bazınızın da; kiminiz az, kiminiz çok yediğinden veya iştah hususun da doğal farklılıklarınızdan ötürü ya da zengin fakir ayrımı yüzünden birlikte yemekten sakınması şart değildir. Çünkü) toplu halde veya dağınık kimseler olarak (tek tek) yemenizde üzerinize hiçbir günah olmamıştır. Artık (bahsi geçen mekânlardan) birtakım evlere girdiğiniz zaman, Allâh tarafından (vaad edilen büyük sevaplarla) bereketlenmiş (ve duyanın gönlünü) pek hoş (eden, hayırlı ve uzun) bir sağlık dileğiyle (din ve soy bakımından) kendileriniz (yerinde sayılan kimseler)e selâm verin/ (girdiğiniz yerler boş veya mescit gibi yerlerse: “Selâm bize ve Allâh’ın sâlih kulları üzerine olsun!” anlamına gelen: “es-Selâmü aleynâ ve alâ i’bâdillâhi’s-sâlihîn” sözünü söyleyerek) kendi nefislerinize selâm verin/! İşte Allâh (bu üstün ahkâmı ihtivâ eden) âyetleri böylece (misli görülmemiş bir açıklamayla) sizin için beyan etmektedir. Tâ ki siz (açıklanan hükümleri iyice) anlayasınız (da gereğiyle amel ederek iki cihan saâdetini kazanasınız)!
İbni Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)`dan rivayet edildiğine göre; Allâh-u Te`âlâ: “Ey iman edenler! Aranızda mallarınızı bâtıl yolla yemeyin!” âyetini indirince, Müslümanlar, hasta, kötürüm, topal ve kör gibi özürlülerle birlikte yemekten çekinmeye başladılar ve: “Yemek bizim en değerli malımız, Allâh bize mallarımızı bâtıl yolla yemeyi yasakladığına göre dikkatli olmalıyız, çünkü görmeyen kişi yemeğin güzel tarafını fark edemez, topal rahat oturup yemekte bize iştirak edemez, hasta da iştahsız olacağından hakkını yiyemeyebilir!” gibi laflar ederek sıkıntıya girdiler. Ayrıca özürlüler, misafir olarak birinin evine giderlerdi. Ev sahibi onlara ikram edecek bir şey bulamayınca onları alır, âyette zikredilen yakınlarının evlerine götürüp yedirirdi. Kötürümler de: “Bizi aldı başkasının evine götürdü!” diyerek bu hususta sıkıntıya girerlerdi. Yine böylece cihada gidenler evlerinin anahtarlarını kötürümlere verir ve: “Biz size evimizde bulunandan yemenizi helâl ettik!” derlerdi. Ama özürlüler: “Sahibi olmayan evlere giremeyiz!” diyerek bundan sakınırlardı. İşte Allâh-u Te`âlâ da bu âyet-i kerîmeyi indirerek onlardan bu sıkıntıları kaldırdı. (Hâzin)

Nûr Sûresi  357 
Cüz  18
cihanyamaneren