HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْفُرْقَانِ  ٣٦٠ 
الجزء ١٨

اِذَا رَاَتْهُمْ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍ سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظًا وَزَف۪يرًا ﴿ ١٢ ﴾ وَاِذَٓا اُلْقُوا مِنْهَا مَكَانًا ضَيِّقًا مُقَرَّن۪ينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُورًاۜ ﴿ ١٣ ﴾ لَا تَدْعُوا الْيَوْمَ ثُبُورًا وَاحِدًا وَادْعُوا ثُبُورًا كَث۪يرًا ﴿ ١٤ ﴾ قُلْ اَذٰلِكَ خَيْرٌ اَمْ جَنَّةُ الْخُلْدِ الَّت۪ي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ كَانَتْ لَهُمْ جَزَٓاءً وَمَص۪يرًا ﴿ ١٥ ﴾ لَهُمْ ف۪يهَا مَا يَشَٓاؤُ۫نَ خَالِد۪ينَۜ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ وَعْدًا مَسْؤُ۫لًا ﴿ ١٦ ﴾ وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَيَقُولُ ءَاَنْتُمْ اَضْلَلْتُمْ عِبَاد۪ي هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَمْ هُمْ ضَلُّوا السَّب۪يلَۜ ﴿ ١٧ ﴾ قَالُوا سُبْحَانَكَ مَا كَانَ يَنْبَغ۪ي لَنَٓا اَنْ نَتَّخِذَ مِنْ دُونِكَ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ وَلٰكِنْ مَتَّعْتَهُمْ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى نَسُوا الذِّكْرَۚ وَكَانُوا قَوْمًا بُورًا ﴿ ١٨ ﴾ فَقَدْ كَذَّبُوكُمْ بِمَا تَقُولُونَۙ فَمَا تَسْتَط۪يعُونَ صَرْفًا وَلَا نَصْرًاۚ وَمَنْ يَظْلِمْ مِنْكُمْ نُذِقْهُ عَذَابًا كَب۪يرًا ﴿ ١٩ ﴾ وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ اِلَّٓا اِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْاَسْوَاقِۜ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةًۜ اَتَصْبِرُونَۚ وَكَانَ رَبُّكَ بَص۪يرًا۟ ﴿ ٢٠ ﴾

سُورَةُالْفُرْقَانِ  ٣٦٠ 
الجزء ١٨
Furkân Sûresi  360 
Cüz  18

12  O (cehennem) o (kâfir ola)nları (beş yüz senelik mesâfe gibi) pek uzak bir yerden gördüğü zaman/o onların görüş mesâfesinde olduğu zaman/ ona âit büyük ve müthiş bir öfkelenme (sesi) ve şiddetlice uzun uzun nefes alma işitirler.
Ebû Ümâme (Radıyallâhu anh)`dan rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Bana kasten iftira eden kişi cehennemin iki gözü arasında oturağını hazırlasın!” buyurmuştur. Bu, sahabeye çok ağır gelince: “Yâ Rasûlallâh! Biz senden bazı hadisler naklederken fazla-noksan yapabiliriz!” dediler. Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) de: “Ben sizi kastetmiyorum, ben ancak İslâm’ı lekeleme arayışıyla benim aleyhime iftira edeni kastediyorum!” buyurdu. O zaman: “Yâ Rasûlallâh! Sen ‘Cehennemin iki gözü arasında...’ buyurdun, cehennemin gözü de mi var?” diye sorduklarında Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bu âyeti okuyarak: “İki gözü olmayan onları nasıl görebilir?” buyurdu. (Taberânî, el-Mu’cemu’l-kebîr, no: 7599, 8/131; Müsnedü’ş-Şâmiyyîn, no: 3434, 4/320-321)

13  (Her biri kendi şeytanıyla aynı zincirde ve buka ğılar içerisinde elleri boyunlarına) sıkıcabağlananlar hâlinde onun (; o korkunç ateş tabakalarının) pek dar bir yerine (tahtaya çivi sokulurcasına zorla) atıldık ları zaman, işte orada (ölüm temennisiyle: “Ey ölümüm! Şimdi tam zamanın, neredesin gel!” diyerek) tam bir yok oluş çağrısı yaparlar.

14  (O zaman kendilerine denilir ki:) Bugün bir kere yok olmayı davet etmeyin, birçok kere yok oluşu çağırın! (Çünkü sizin azâbınız çeşit çeşit olduğundan her biri bir ölüm sebebidir. Aynı zamanda azâbınız hiç tükenmeyip dâima tazelenmektedir.)

15  (Habîbim!) De ki: “İşte bu mu daha iyi, yoksa o takva sahiplerine vaad edilmiş olan ebedî lik cenneti mi? O (cennet) onlar için (Allâh-u Te`âlâ’nın ilminde ve Levh-i Mahfûz’da, iyi amellerine) bir karşı lık ve (neticede) varacakları bir yer olmuştur.

16  Ebedî kalıcılar olarak! Onlar için orada dile dikleri (rûhânî ve cismânî türlü türlü nimetler ve can ların çektiği pek lezzetli) her şey vardır. Bu (müjde), (gerçekleştirilmesi) Rabbin tarafından üstlenilen ve (mü minler tarafından arzulandığı gibi melekler tara fından da müminler adına) istenen/istenmeye değer/ bir vaad olmuştur.”

17  O (Allâh-u Sübhânehû)nun o (kâfir ola) nla rı, Allâh’ı bırakarak tapmakta oldukları (melekler, pey gamberler ve putlar gibi) şeyler le birlikte (manevî huzuruna toplamak üzere) haşredeceği ve (tapanlarını rezil etmek için onlara): “İşte Benim şu kullarımı (kendinize ibadete davet ederek) siz mi saptırdınız, yoksa (irşâd edici kitap ve peygamberden yüz çevirip, sağlıklı düşünceyi ihlal ederek) o (doğru) yolu şaşmış olanlar kendileri miydi?” diyeceği gün (yaşanacak dehşetleri hiçbir ibâre anlatamaz)!

18  Onlar (kendilerine yöneltilen bu ağır soru kar şısında şaşkınlığa kapılarak): “(Eş ve ortaktan tenzîh ve) tesbîh Sana! (Kimimiz masum, kimimiz de davetten âciz varlıklarolduğumuz için) Seni bırakıp da birta kım dostlar edinmemiz bizim için yakışık alan bir şey olma(zken, Sana ibadeti bıraktırıp bizi ilâh edinme ye başkalarını teşvik etmemiz, hakkımızda düşünüle cek bir şey olma)mıştır! (Dolayısıyla onları saptıran biz değiliz!) Lâ kin Sen onları da, babalarını da (Sana şükretsinler diye türlü türlü nimetlerle) faydalandırdın, (ama onlar hidâyet sebeplerini, sapıklıknedenlerine çevirerek şehvetleri ne boğuldular da) nihâyet onlar (Senin nimetlerini, âyetlerini ve tevhîdini anlamayıp) o (iman ve) zikri unuttular. Zaten onlar (Senin o yanılmaz ilminde ve isâbetli kaderinde) helâk olan/hayırsız/bozuk/ bir toplum olmuştular./Böylece onlar (imanı ve zikri terk ede rek) helâk olan bir topluluk oldular./” dediler.

19  (O zaman Biz onları rezil etmek üzere şöyle bu yurduk:)(Ey bâtıl ilâhlara tapanlar!) İşte (: ‘Bizi bunlar saptırdı!’ diye) söylemekte olduğunuz o şey hakkın da gerçekten onlar sizi yalancı çıkardılar. Artık siz ne (kendinizden) bir (azap) çevirmeye, ne de herhangi bir yardıma güç yetiremezsiniz! (Ey mükellefler!) İçinizden her kim (bunlar gibi şirk koşarak) zâlim olursa, Biz ona (, cehennemde ebe dî kalmak gibi) pek büyük bir azâbı tattıracağız.”

20  (Habîbim! Senin yemek yemeni ve çarşılarda do laşmanı peygamberliğine bir engelmiş gibi göstermeye çalışan o müşriklere tarafımızdan şunu bildir ki:) Sen den önce peygamberlerden hiçbirini gönderme dik ki, mutlaka onlar elbette yemek yerler ve gerçekten sokaklarda yürürlerdi. (Ey insanlar!) Biz sizin bazınızı diğer bir kısım için bir fitne (ve imtihan vesîlesi) yaptık. (Bakalım) sabredebilecek misiniz? Zaten senin Rabbin dâima (sabredeni de, isyan edeni de hakkıyla gören bir) Ba sîr olmuştur.

Furkân Sûresi  360 
Cüz  18
cihanyamaneren