HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنَّمْلِ  ٣٧٦ 
الجزء ١٩

سُورَةُالنَّمْلِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
طٰسٓ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْقُرْاٰنِ وَكِتَابٍ مُب۪ينٍۙ ﴿ ١ ﴾ هُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ ﴿ ٢ ﴾ اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ﴿ ٣ ﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ اَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَۜ ﴿ ٤ ﴾ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَهُمْ سُٓوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ ﴿ ٥ ﴾ وَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْاٰنَ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ عَل۪يمٍ ﴿ ٦ ﴾ اِذْ قَالَ مُوسٰى لِاَهْلِه۪ٓ اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَارًاۜ سَاٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ اٰت۪يكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ ﴿ ٧ ﴾ فَلَمَّا جَٓاءَهَا نُودِيَ اَنْ بُورِكَ مَنْ فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَاۜ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿ ٨ ﴾ يَا مُوسٰٓى اِنَّهُٓ اَنَا۬ اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۙ ﴿ ٩ ﴾ وَاَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْۜ يَا مُوسٰى لَا تَخَفْ اِنّ۪ي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَۗ ﴿ ١٠ ﴾ اِلَّا مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًا بَعْدَ سُٓوءٍ فَاِنّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿ ١١ ﴾ وَاَدْخِلْ يَدَكَ ف۪ي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ ف۪ي تِسْعِ اٰيَاتٍ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِق۪ينَ ﴿ ١٢ ﴾ فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ ﴿ ١٣ ﴾

سُورَةُالنَّمْلِ  ٣٧٦ 
الجزء ١٩
Neml Sûresi  376 
Cüz  19

YİRMİYEDİNCİ SÛRE-İ CELİLE
el-Neml
SÛRE-İ CELîLESİ

Mekkî (Mekke-i Mükerreme döneminde inmiş)dir. 93 ayettir.
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle!

1  Tâ! Sîn! İşte bu (sûre-i celîlede anlatıla)n lar, Kur’ân’ın; (hükümleri) pek açık olan/ (hakkı-bâ tılı, helâl ve haramı) iyice açıklayan/ büyük bir Ki tab’ın âyetleridir./Bu (sûre-i celîlede anlatıla)nlar, Kur’ân’ın ve (kıyâmete kadar olacaklar kendisinde) pek açık (bir şekilde yazılıp ilgililerine açıklanmış olan Levh-i Mahfûz nâmındaki) bir Kitab’ın âyetleridir.

2  (Bu âyetler,) inananlar için (doğru yolu gösteren) büyük bir hidâyet (rehberi) ve (cennet) müjde(si)dir.

3  O (mümin) kimseler ki; o (farz) namaz(lar) ı hakkıyla kılarlar, zekâtı verirler, onlar, sadece on lar âhirete de yakînen inanırlar.

4  O kimseler ki âhirete inanmamaktadırlar; ger çekten de Biz (imtihan olsun diye kendilerine şehvet ve kuruntular vererek) onlar için (kötü) amellerini süslemişizdir. Bu sebeple onlar (yaptıklarının âkîbe tini düşünmeksizin o işlerle uğraş içinde) bocalayıp durmaktadırlar.

5  İşte ancak onlar, (dünya da öldürülmek ve esir edilmek gibi) kö tü azap sadece kendilerine ai t olan kimselerdir. Âhirette ise ancak onlar (iman etmeleri hâlinde kazanacakları birçok mükâfatı kaçırmalarının yanı sıra, sonsuz azâbı hak ettiklerinden) en çok zarar edenlerin ta kendileridirler.

6  Muhakkak ki bu Kur’ân sana(, bütün hükümleri ve hikmetleri her yönüyle kavrayıcı bir şekilde bilen) büyük bir Hakîm ve (geçmiş- gelecek, mevcut olan ve olmayan her şeyi hakkıyla bilen) yüce bir Alîm tara fından elbette iyice öğretilip verilmektedir.

7  Hani Mûsâ (Medyen’den Mısır’a giderken karlı ve karanlık bir havada yolunu kaybedince), ailesine: “Gerçekten de ben net olarak bir ateş gördüm, yakında o (yolun durumu)ndan size bir haber geti receğim yahut siz ısınasınız diye size ateşten alın ma bir meş`ale getireceğim!” demişti.

8  Oraya geldiğinde ise nidâ olundu ki: “Gerçek ten bu ateş(in bulunduğu yer)deki (Mûsâ (Aleyhisselâm) ve melek)ler de, etrafında bulunan (peygamberlerin mabet ve mezarlarını barındıran Şâm toprak)lar(ı) da (birçok hayır ve berekete mazhar olarak) mübârek olsun! (Kelâmının beşer sözüne benzemesinden ten zîh ve) tesbîh; bütün âlemlerin Rabbi olan Allâh’a!..

9  Ey Mûsâ! Muhakkak şu bir gerçek ki; (her is tediğini yapmaya güçlü bir) Azîz ve (yaptığı her şeyde hikmetli bir) Hakîm olan Allâh ancak Benim!

10  (Şimdi sana verdiğim mûcizeyi görmen için) asânı (yere) bırak!” O onu (attığında), sanki gerçek ten o küçük bir yılanmış gibi çokça kıpırdanır bir halde görünce, arka dönerek kaçtı da geri dönmedi/(tarafına bile) bakmadı/. (O zaman Biz buyurduk ki:) “Ey Mûsâ! (Benden başka hiç kimseden) korkma! Çünkü gerçekten Ben (varken ); Benim katımda (vah ye muhâ tap olan) peygamberler (o manevî hâle daldır dıkları bir sırada hiçbir şeyden) korkmaz(lar)!..

11  Lâkin (diğer insanlardan) her kim (bir günah işleyerek) zulmeder, (fakat) sonra (o) kötülüğün ar dından (tevbe ederek onu amel defterinden sildirip) yerine bir güzellik getirirse (onun da korkması ge rekmez); (zira) şüphesiz ki Ben (tüm günahları çokça bağışlayan bir) Ğafûr’um, (kullara çok acıyarak korku larını gideren bir) Rahîm’im!..

12  Bir de (sağ) elini (elbisenin) yaka(sı)nın içe risine sok ki o, (alaca hastalığı gibi) hiçbir kusur bu lunmaksızın (, bakılamayacak bir şe kilde parlak ve) bembeyaz bir halde çıksın! (Artık haydi sen) dokuz mûcizeyle birlikte Firavun’a ve kavmine (git)! Zira şüphesiz onlar (Allâh’ın emrinden çıkan) fâsıklar toplumu olmuşlardır.”

13  Böylece apaçık bir halde â yet lerimiz onlara geldiği zaman (, Firavun ve adamları inanacakları yer de): “İşte bu âşikâre bir büyüdür!” dediler.

Neml Sûresi  376 
Cüz  19
cihanyamaneren