HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنَّمْلِ  ٣٧٩ 
الجزء ١٩

فَلَمَّا جَٓاءَ سُلَيْمٰنَ قَالَ اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۘ فَمَٓا اٰتٰينِ‌يَ اللّٰهُ خَيْرٌ مِمَّٓا اٰتٰيكُمْۚ بَلْ اَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ ﴿ ٣٦ ﴾ اِرْجِعْ اِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَٓا اَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ ﴿ ٣٧ ﴾ قَالَ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَيُّكُمْ يَأْت۪ين۪ي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ ﴿ ٣٨ ﴾ قَالَ عِفْر۪يتٌ مِنَ الْجِنِّ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَۚ وَاِنّ۪ي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ اَم۪ينٌ ﴿ ٣٩ ﴾ قَالَ الَّذ۪ي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَۜ فَلَمَّا رَاٰهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي۠ لِيَبْلُوَن۪ٓي ءَاَشْكُرُ اَمْ اَكْفُرُۜ وَمَنْ شَكَرَ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ رَبّ۪ي غَنِيٌّ كَر۪يمٌ ﴿ ٤٠ ﴾ قَالَ نَكِّرُوا لَهَا عَرْشَهَا نَنْظُرْ اَتَهْتَد۪ٓي اَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذ۪ينَ لَا يَهْتَدُونَ ﴿ ٤١ ﴾ فَلَمَّا جَٓاءَتْ ق۪يلَ اَهٰكَذَا عَرْشُكِۜ قَالَتْ كَاَنَّهُ هُوَۚ وَاُو۫ت۪ينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِم۪ينَ ﴿ ٤٢ ﴾ وَصَدَّهَا مَا كَانَتْ تَعْبُدُ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اِنَّهَا كَانَتْ مِنْ قَوْمٍ كَافِر۪ينَ ﴿ ٤٣ ﴾ ق۪يلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَۚ فَلَمَّا رَاَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَاۜ قَالَ اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَار۪يرَۜ قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمٰنَ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟ ﴿ ٤٤ ﴾

سُورَةُالنَّمْلِ  ٣٧٩ 
الجزء ١٩
Neml Sûresi  379 
Cüz  19

36  (Gönderilen heyetin başında bulunan kişi hedi yelerle) Süleymân’a geldiği zaman, o (onların getirdiği hediyeleri küçümseyerek) dedi ki: “Siz bana değer siz bir malla mı yardım etme(ye teşebbüs etme)ktesiniz?! İşte Allâh’ın bana vermiş olduğu (peygamberlik, ilim ve saltanat gibi) şeyler, size vermiş bulunduğu (dünya malları)ndan çok daha üstündür. Doğrusu hediyelerinizle ancak siz sevinirsiniz. (Çünkü siz görünen hayattan başka bir şey bilmediğiniz için, ara nızda alıp verdiğiniz hediyelerle mallarınızı artırır ve akranınıza karşı iftihar edersiniz. Ama benim bu gibi şeylere ihtiyacım yoktur!)

37  (Ey elçi! Getirdiklerini alarak) onlara dön(üp şu haberimi ulaştır), (Müslüman olmamaları hâlinde) andolsun ki; elbette hemen onlara güçlü birtakım ordularla geliriz ki, kendileri için onların karşısın da hiçbir mukabele (ve karşı durabilme imkânı) ola maz ve yemin olsun ki; muhakkak kendileri (esir edilerek) küçük düş(ürül)müş hakîr kimseler hâlindeyken onları oradan çıkarırız!”

38  (Elçi geri döndükten sonra Süleymân (Aleyhisselâm), Allâh-u Te`âl â’nın üstün gücünü Belkıs’a gösterip de İslâm’a girmesini kolaylaştırmak için etrafında bulu nan eşrâfa) dedi ki: “Ey ulular! Onlar bana Müslümanlar hâlinde gel meden önce , bana onun (kapalı kapılar ardında koru malarla muhâfaza ettiği ) tahtını hanginiz getirebilir?”

39  Cinlerden (pis huylu, inatçı ve güçlü) bir ifrît dedi ki: “Sen (sabahları insanlara hüküm vermek için otur duğun bu) makamından (öğlen vakti) kalkmadan ön ce ben onu sana getiririm; gerçekten de ben buna karşı elbette pek güçlü ve çok güvenilir biriyim (; onu taşımak bana zor gelmeyeceği gibi, hiçbir parçasına zarar dokundurmadan sapasağlam bir şekilde onu sana teslim ederim).”

40  Kendi yanında (Tevrât ve Zebûr gibi, Süleymân (Aleyhisselâm)`dan ön ce indirilmiş) kitap(lar)dan büyük bir ilim bulunan o (Âsaf ibni Berhiyâ isimli sıddîk) kişi (kendisiyle dua edildiği anda kabul eseri görülecek olan ism-i a`zamı bildiği için): “Gözün(ü bir tarafa çevirdi ğinde, o) sana geri dönmeden ben onu sana getiri rim!” dedi. O (zatın, ism-i a`zamı okumasıyla Süleymân (Aleyhisselâm)) onu yanında yerleşmiş bir halde gö rünce(, bu nimete şükretmek üzere): “İşte (göz açıp kapayacak kadar kısa bir zamanda) bu (murâdımın gerçekleşmesi), Rabbimin (bana lût fetmiş bulunduğu) fazlındandır. Tâ ki O, şükürde mi bulunacağım yoksa (kendime bir pay çıkararak yahut hakkıyla şükredemeyerek) nankörlük mü yapacağım diye beni imtihân (edenin muâmelesine tâbi) etsin (için bunu bana vermiştir)! Kim şükrederse, (bununla nimetinin devamını ve artışını sağlayacağından) ancak kendisi için şükret miş olur; her kim de nankörlükte bulunursa, Şüphe siz ki benim Rabbim (kimsenin şükrüne ihtiyacı olma yan bir) Ğaniyy’dir, (nankörlük yüzünden nimetini kes meyecek derecede iyilik sahibi bir) Kerîm’dir.” dedi.

41  (Süleymân (Aleyhisselâm)) de di ki: “Onun (şaşır ması) için tahtını(n şeklini değiştirip) tanınmaz hâle getirin ki; bakalım (onu tanıma konusunda) doğruyu bulabilecek mi, yoksa doğruyu bulamayanlardan mı olacak?”

42  O geldiği zaman (tahtı kendisine gösterilerek) denildi ki: “İşte senin tahtın bunun gibi miydi?” O: “Sanki bu odur! Bu (mû cizenin zuhûru) ndan önce (, Hüd hüd’ün gelişiyle) bize (Allâh’ın üstün gücü ve senin peygamberliğin hakkında) ilim verilmişti de zaten biz Müslümanlar olmuştuk!” dedi.

43  (O, Hüdhüd’ün haberiyle İslâm’ı kabullenmişti) ama (evvelce) Allâh’ı bırakıp da tapar olduğu o şe y(in, kavmi tarafından vazgeçilemeyecek eski bir âdet olarak benimsenmiş olması) onu(n bunu daha önce açıklamasını) engellemişti, çünkü o, gerçekten de (azılı) kâfirler olan bir kavimden idi.

44  Ona: “(Cinlerin, su gibi berrak kristallerden kat lar hâlinde bina edip içerisine her türlü deniz hayvanını yerleştirdikleri) o köşke/o avluya/ gir!” denildi. O onu gördüğünde, onu derin bir su sandı da (etekleri ıslanmasın diye) ayaklarından (bir miktar) açtı. O(na bakmamak için gözünü çeviren Süleymân (Aleyhisselâm)): “(Eteğini açmana gerek yok! Çünkü) gerçekten de o, billurlardan düzlen(erek pürüzsüz ve kaygan bir hale getiril)miş bir köşktür/ avludur/!” dedi. O (Belkıs hayranlık uyandıran bu hâdise karşısında) dedi ki: “Ey Rabbim! Muhakkak ben (bunca zaman seni tanımayarak) nefsime zulmetmişim. (Şimdi ise) Sü leymân ile birlikte bütün âlemlerin Rabbi olan Allâh’a teslim oldu(ğumu açıkladı)m!”

Neml Sûresi  379 
Cüz  19
cihanyamaneren