HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالنَّمْلِ  ٣٨٠ 
الجزء ١٩

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ فَاِذَا هُمْ فَر۪يقَانِ يَخْتَصِمُونَ ﴿ ٤٥ ﴾ قَالَ يَا قَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِۚ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ﴿ ٤٦ ﴾ قَالُوا اطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَنْ مَعَكَۜ قَالَ طَٓائِرُكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ ﴿ ٤٧ ﴾ وَكَانَ فِي الْمَد۪ينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ ﴿ ٤٨ ﴾ قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللّٰهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَاَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّه۪ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ اَهْلِه۪ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ ﴿ ٤٩ ﴾ وَمَكَرُوا مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ﴿ ٥٠ ﴾ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ مَكْرِهِمْۙ اَنَّا دَمَّرْنَاهُمْ وَقَوْمَهُمْ اَجْمَع۪ينَ ﴿ ٥١ ﴾ فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةً بِمَا ظَلَمُواۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ﴿ ٥٢ ﴾ وَاَنْجَيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ ﴿ ٥٣ ﴾ وَلُوطًا اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ ﴿ ٥٤ ﴾ اَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَٓاءِۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ ﴿ ٥٥ ﴾

سُورَةُالنَّمْلِ  ٣٨٠ 
الجزء ١٩
Neml Sûresi  380 
Cüz  19

45  Andolsun ki; elbette Biz Semûd (toplumun) a (soy bakımından) kar deşleri olan Sâlih’i gerçek ten: “Al lâh’a ibadet edin!” diye (emretmesi için) gön derdik. Birdenbire onlar (mümin ve kâfir olan) iki fırka (ya ayrıldılar) ki; birbirleriyle çekişip duruyorlar.

46  (Sâlih (Aleyhisselâm) kâfirlere) dedi ki: “Ey kav mim! O (tevbe ve iman gibi) güzel olan şeyden önce o (başınıza gelecek azaplar gibi) kötü şeyi niçin acele istiyorsunuz?! Siz (be lâ isteyeceğinize, tevbeniz kabul edilerek) rahmet olunasınız diye Allâh’tan bağış lanma istesenize!”

47  Dediler ki: “Biz seninle de, beraberinde bulu nan (mümin) kimselerle de uğursuzluğa uğradık (, siz yeni bir din çıkardığınızdan beri kıtlıklar ve belâlar üzerimizden kalkmaz oldu)!” Dedi ki: “Sizin uğursuzluğunuz(a sebebiyet veren şey) Allâh katında (yazılı bulunan inkâr ve isyanınız)dır. Doğrusu siz öyle bir toplumsunuz ki (bazen nimet ler, bazen de musîbetlerle) imtihan olunmaktasınız/azâba uğratılmaktasınız/!”

48  O (Semûd kavminin yaşadığı Hicr isimli) şehir de (ileri gelen ailelerin çocuklarından) dokuz kişi vardı ki, (türlü türlü zulüm ve günahlar işleyerek) o yerde sürekli fesat çıkarıyorlar da, (bir kere olsun) ıslâha (ve insanların yararına) çalışmıyorlardı.

49  (Sâlih (Aleyhisselâm)`ın tebliğinden kur tula maya caklarını anlayan kâfirler birbirlerine) dediler ki: “Siz (aranızda) ‘Andolsun; elbette ona da, ailesi ne de kesinlikle bir gece baskını yapa cağız, sonra da yemin olsun ki; mutlaka (kan sahibi olan) velîsine: `(Onlara saldırmak bir yana) biz onun ailesinin helâk oluşuna bile şâhit olmadık/biz onun ailesinin he lâk edildiği yerde dahi bulunmadık/ şüphesiz ki biz elbette doğru söyleyen kimseleriz!` diyeceğiz’ diye Allâh (adın)a yeminleşin!”

50  Böylece onlar (Sâlih (Aleyhisselâm)`a sûikast düzenleme niyetiyle) büyük bir hile yaparak tuzak kurdular; Biz de kendileri farkında bile değillerken onları görülmedik bir helâk edişle helâke uğrattık/tam bir ceza olarak, hile yapmalarının karşılığını verdik/.
Rivayete göre; Sâlih (Aleyhisselâm) Hicr’deki bir vâdide kendi sine bir mescit edinmişti ki orada namaz kılardı. Ona suikast düzenlemek isteyen kâfirler:“Sâlih üç güne kadar bizden kurtulacağını sanıyor ama üçüncü gün olmadan biz ondan da ailesin den de kurtulacağız!” dediler ve: “Namaz kılmak için buraya geldiğinde onu öldürürüz, sonra da âilesine dönüp onları da öldürürüz, akrabasından arkalarını arayanlar olursa, onlara da: ‘Bizim bir şeyden haberimiz yok!’ diyerek mevzuyu kapatırız!” dediler. Bunun üzerine onlar o vâdiye doğru giderlerken etraflarına düşen bir kaya ile hiç çıkamayacakları bir yerde mahsur kaldılar. O sırada kavimleri çokça aramalarına rağmen onların yerini tespit edemedi. Böylece onlar bulundukları yerde helâk olurlarken, Sâlih (Aleyhisselâm)a sûikast düzenlemelerine rıza gösteren kavimleri de Cebrâîl (Aleyhisselâm)`ın öldürücü nârasıyla helâk edildiler. İşte Allâh-u Te`âlâ Sâlih (Aleyhisselâm)`ı ve müminleri onların şerrinden bu şekilde kurtardı. (Nesef î, Beyzâvî, Âlûsî)

51  Şimdi bak (gör) ki; tuzak kurmalarının (feci) âkıbeti nasıl olmuş ki, gerçekten Biz onları da, (sûi kaste iştirâk etmeseler de, râzı olarak ortak olan) top lumlarını da bir daha (bellerini doğrultup) düzele meyecekleri bir şekilde topluca kırıp geçirmişiz!

52  İşte bunlar, onların (şirk koşarak ve mûcize talepleri üzerine kayadan çıkarılan deveyi keserek, Allâh’ın âyetlerine yapmış oldukları) zulümleri sebe biyle ıssız kalan/yıkılarak alt üst olan/ evleridir! İşte gerçekten de bu (şe kilde helâke uğratıl ma ları)nda, (bilinmesi gereken şeyleri) bilmekte olan bir toplum için elbette pek büyük bir âyet (ve zulüm den caydırıcı bir ibret) bu lunmaktadır.

53  Böylece Biz (Sâlih (Aleyhisselâm) ile birlikte) o (binleri aşkın) kimseleri (, kâfirlerin başına gelen be lâdan) kurtardık ki, iman etmiştiler ve (inkârlardan da günahlardan da) hakkıyla sakınmakta olmuştular.

54  Lût’u da (ümmetine peygamber olarak Biz gön dermiştik)! Hani o, kavmine demişti ki: “Siz (fuhuş esnasında birbirinizi) görmekte oldu ğunuz halde o (livâta gibi) en çirkin işi mi yapıyor sunuz?/Siz o en çirkin işi mi yapıyorsunuz? Oysa siz (yaptığınız işin çirkinliğini) biliyorsunuz!/

55  Gerçekten de siz, elbette ka dın ları bırakıp, şehvet yüzünden erkeklere mi yaklaş( arak eşcinsel lik yap)ıyorsunuz? Doğrusu siz öyle (bozuk) bir top lumsunuz ki (bu işin fenalığını) bilmiyor(muş gibi dav ranıyor)sunuz/siz öyle bir toplumsunuz ki (bu işin kötü sonucunu) bilmiyorsunuz/siz öyle bir top lumsunuz ki beyinsizlik ediyorsunuz/!”

Neml Sûresi  380 
Cüz  19
cihanyamaneren