HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْقَصَصِ  ٣٨٩ 
الجزء ٢٠

فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَ ﴿ ٣٦ ﴾ وَقَالَ مُوسٰى رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِمَنْ جَٓاءَ بِالْهُدٰى مِنْ عِنْدِه۪ وَمَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ ﴿ ٣٧ ﴾ وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَاُ مَا عَلِمْتُ لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْر۪يۚ فَاَوْقِدْ ل۪ي يَا هَامَانُ عَلَى الطّ۪ينِ فَاجْعَلْ ل۪ي صَرْحًا لَعَلّ۪ٓي اَطَّلِعُ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰىۙ وَاِنّ۪ي لَاَظُنُّهُ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ﴿ ٣٨ ﴾ وَاسْتَكْبَرَ هُوَ وَجُنُودُهُ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ اِلَيْنَا لَا يُرْجَعُونَ ﴿ ٣٩ ﴾ فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّۚ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِم۪ينَ ﴿ ٤٠ ﴾ وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَدْعُونَ اِلَى النَّارِۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ لَا يُنْصَرُونَ ﴿ ٤١ ﴾ وَاَتْبَعْنَاهُمْ ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةًۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ هُمْ مِنَ الْمَقْبُوح۪ينَ۟ ﴿ ٤٢ ﴾ وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ الْاُو۫لٰى بَصَٓائِرَ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ﴿ ٤٣ ﴾

سُورَةُالْقَصَصِ  ٣٨٩ 
الجزء ٢٠
Kasas Sûresi  389 
Cüz  20

36  Mûsâ onlara apaçık bir halde âyetlerimizi getirince (, inanacakları yerde): “İşte bu, (ilk olarak senin tarafından) uydurul( up uygulanır ol)muş bir bü yü den başkası değildir. (Kendimiz görmediğimiz gibi,) evvelki baba larımız (ve atalarımız zamanın)da da işte bunu(n gibi büyülerin ve peygamberlik iddialarının olduğunu) işitmedik!” dediler.

37  Mûsâ dedi ki: “Benim Rabbim, Kendi ka tın dan hidâyet (ve dosdoğru yol rehberi) getirmiş olan kişiyi de, o (dünya) yurdun(un güzel âkıbeti (olan cennet) kendisine mahsus olacak kimseyi de çok iyi bi len dir. (Dolayısıyla haklıyı haksızdan ayıracak da ancak O’dur.) Ger çek ten hakikat şu ki; o (gördükleri mucizelere rağmen, inan mayarak onlara haksız lık eden) zâlimler felâh bulamayacaktır (; hiçbir istek lerine kavuşamayacak ve hiçbir korkularından kurtulamayacaktır).

38  (Mûsâ (Aleyhisselâm)`ın açık mucize leri karşısında kendisini aşağılık gören ve üstünlüğü yüksek bina yap makta sanan) Firavun (, kavminin eş râ fını toplayarak): “Ey ulu kişiler! Ben sizin için ken dimden başka bir ilâh (bulunduğunu, bu zamana kadar) bilmiş de ği lim; haydi ey Hâmân! Benim için çamur üzerine (ateş) yak(ıp tuğlalar yap) da, (onları kullanarak) bana ait büyük ve görkemli bir saray yap ! Umulur ki ben, Mûsâ’nın(, ‘Âlemlerin Rabbi’ diye dâima Kendisinden bahsettiği) İlâh’ına doğ ru yükselirim. Gerçi şüphe siz ben onu elbette yalancılardan biri sanıyorum (do layısıyla kendisinin bir İlâh’ı bulunduğu ve onu elçi olarak bize gönderdiğiiddiâsı bâtıl da olabilir)!” dedi.

39  Böylece o ve orduları (Mısır ve civarındaki) o toprakta (ululuğu kendilerine mahsus görüp, nefisleri dışındaki herkesi köle yerine koyarak) haksız yere büyüklendi(ler) de, gerçekten kendilerinin (ölüm leri nin ardından diriltilerek) Bize döndürülmeyecek lerini zannettiler!

40  Bunun üzerine Biz onu da ordularını da ya kaladık ve onları o (Kızıl)deniz içerisine (fırlatıp) attık (da, yüz binlerce kâfiri bir anda boğuverdik)! Şimdi bak ki o zâlimlerin (feci) âkıbeti nice olmuş?!

41  Biz onları(n, sâhip oldukları irâde ve kudreti, insanları saptırma yolunda kullandıklarını gördüğümüz için, onları) o (cehennem) a teş(in)e (sürükleye cek kötülüklere) davet etmekte olan birtakım önderler yaptık./Biz onları “O ateşe çağır mak ta olan önderler” diye adlan dırdık./ Kıyâmet gününde ise (azaptan kurtulmaları için hiçbir şekilde) yar dım olunmayacaklardır.

42  Biz işte (aldanmış oldukları) bu dünyada, (yü ce Zât’ımızın, ayrıca melekler ve müminlerin) büyük bir lâneti(ni) onların ardına taktık. Kıyâ met gü nün de ise onlar (, gözleri ma vi, suratları ise simsiyah bir hâle getirilerek) çirkinleştirilen/(tüm rahmet ve ha yırlardan) uzak laştırılan/ helâk edilen/ kimse ler dendir.

43  Andolsun ki; elbette (Nûh, Hûd, Sâlih ve Lût kavimleri gibi ) evvelki asırlar (halkın)ı helâk etmemizin ardından Biz Mûsâ’ya, insanlar için (kalp gözlerini açacak) basîretler, (cennete kavuşturacak hükümleri öğreten) üstün bir hidâyet ve (kendisiyle amel edenler hakkında) büyük bir rahmet (vesîlesi) olmak üzere gerçekten o (Tevrât) Kitabı(nı) verdik. Tâ ki o (dönemde buluna)nlar iyice öğütlensinler (de gereğiyle amel etsinler)!
Burada; Tevrât’la ilgili zikredilen övgüler, kendi döneminde bulunan insanlara aittir. Dolayısıyla Müslümanların bugün Tevrât’tan alacakları hiçbir hidâyet yoktur. Nitekim bir kere Ömer (Radıyallâhu anh) ilmini artırmak için Tevrât’ı inceleme konusunda izin isteyince Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), öfkesi yüzünde belirecek şekilde gazaplanarak: "Mûsâ (bugün) diri olsaydı, onun da ancak bana uyması gerekecekti!" buyurunca, Ömer (Radıyallâhu anh) pişman olarak o hususta topladığı sayfaları elinden atmıştır. (Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, No: 15156, 23/349) Zaten bugün Yahudilerin ellerinde bulunan Tevrât, Mûsâ (Aleyhisselâm)`a indirilenin aynısı olmayıp, artırma ve eksiltme yoluyla tahrife uğramış bir kitaptır. Allâme ibni Hacer (Rahimehullâh)`ın da beyan ettiği gibi; günümüz insanının Tevrât`ı gözden geçirmesi haramdır. (Âlûsî, 20/85) Hal böyleyken bazı meâl sahiplerinin, hiçbir tahrife uğramamış kur`ân ayetlerini, ekserisi değiştirilmiş olan Tevrât ve İncil`deki konularla mukayese ederek tefsir etme gayretine girmelerinin ve rakamlarla gönderme yaparak, okuyucuları oralara bakmaya teşvik etmelerinin, iyi niyetle bağdaştırılacak bir tarafı asla bulunamaz!

Kasas Sûresi  389 
Cüz  20
cihanyamaneren