HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٣٩ 
الجزء ٢

اَلَمْ تَرَ اِلَى الْمَلَاِ مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ مِنْ بَعْدِ مُوسٰىۢ اِذْ قَالُوا لِنَبِيٍّ لَهُمُ ابْعَثْ لَنَا مَلِكًا نُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ اَلَّا تُقَاتِلُواۜ قَالُوا وَمَا لَنَٓا اَلَّا نُقَاتِلَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَقَدْ اُخْرِجْنَا مِنْ دِيَارِنَا وَاَبْنَٓائِنَاۜ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ تَوَلَّوْا اِلَّا قَل۪يلًا مِنْهُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالظَّالِم۪ينَ ﴿ ٢٤٦ ﴾ وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ اِنَّ اللّٰهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًاۜ قَالُٓوا اَنّٰى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ اَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِنَ الْمَالِۜ قَالَ اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰيهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةً فِي الْعِلْمِ وَالْجِسْمِۜ وَاللّٰهُ يُؤْت۪ي مُلْكَهُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ ﴿ ٢٤٧ ﴾ وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ اِنَّ اٰيَةَ مُلْكِه۪ٓ اَنْ يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ ف۪يهِ سَك۪ينَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِمَّا تَرَكَ اٰلُ مُوسٰى وَاٰلُ هٰرُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلٰٓئِكَةُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ۟ ﴿ ٢٤٨ ﴾

سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٣٩ 
الجزء ٢
Bakara Sûresi  39 
Cüz  2

246  (Ey öncekilerin tarihlerini bilen kişi!) Mûsâ( nın vefatın)dan sonraki o İsrâîloğullarından olan ulu kişileri görmedin mi? Hani onlar kendilerine özel(likle gönderilmiş) olan (Şem’ûn adındaki) bir peygambere: “Bizim için bir hükümdar tayin et de, (onunla birlikte) Allâh yolunda savaşalım!” demişlerdi de, o: “Ya üzerinize savaş (farz olarak) yazılır da siz savaşmamaya yanaşırsanız(, o zaman ne olacak)?” demişti.( Bunun üzerine) onlar: “Gerçekten biz yurtlarımızdan ve oğullarımızdan (uzaklaştırılıp) çıkarılmışken, bizim için ne (sebep) vardır ki Allâh yolunda savaşmayalım?!” demişlerdi. Fakat üzerlerine savaş (farz olarak) yazılınca, içlerinden pek azı müstesnâ onlar(ın ekseriyeti muharebe sözlerinden) dönüvermiştiler. Allâh ise o (söz bozan) zâlimleri (çok iyi bilen bir) Alîm’dir.

247  Peygamberleri onlara: “Şüphesiz Allâh (bu isteğinize karşılık) bir hükümdar olarak muhakkak size Tâlût’u gönderdi!” demişti. Onlar: “Biz (saltanat ve) mülke ondan daha lâyık iken ve kendisine maldan bir genişlik verilmemişken, onun için bizim üzerimize mülk (ve hâkimiyet) nasıl olabilir?” demişlerdi. O (peygamberleri de onlara): “Şüphesiz ki Allâh onu sizin üzerinize (birtakım meziyetlerle) seçmiş ve hem ilimde, hem cisimde (, özellikle de harp bilgisi açısından, ayrıca boy bos, güç, kuvvet ve güzellik hususunda) genişlik bakımından ona fazlalık vermiştir. (Hâkimiyet ve yöneticilik babadan atadan verâsetle olacak şey değildir.) Allâh mülkünü dilediğine verir. (Zira) Allâh (, fakir ve imkânsız kullarını zengin ve hâkim edecek derecede lütuf ve ihsânı geniş olan bir) Vâsi’dir; (mülk ve saltanata kimin daha lâyık olduğunu belirleyecek üstün ilme sahip bir) Alîm’dir.” demişti.

248  (Tâlût’un Allâh tarafından seçildiğine dâir kendisinden bir alâmet istemeleri üzerine) peygamberleri de onlara: “Gerçekten onun mülkünün âyet (ve alâmet)i; kendisini meleklerin taşımakta olduğu o Tâbût’un size gelmesidir ki, (savaşlarda kaçmamanız için) onda Rabbinizden (gelen) bir sekînet (; huzur ve güven), bir de Mûsâ ailesi ile Hârûn ailesinin bırakmış olduğu şeylerden bir kalıntı vardır (ki onlar da; Tevrât levhaları, Mûsâ (Aleyhisselâm)ın asası, giysileri ve papuçları, bir de Hârûn (Aleyhisselâm)ın sarığı gibi mukaddes emanetlerdir). İşte şüphesiz ki bu (Tâlût’un tekrar size rucûu)nda sizin için (Tâlût’un hükümdarlığına dâir) elbette büyük bir âyet bulunmaktadır. Eğer siz (bu söylediklerime) inanan kimseler olduysanız (bu Tâlût size gelecektir)!” demişti.
Mûsâ (Aleyhisselâm)`ın vefatının ardından İsrâîloğulları içinde Yûşa’ (Aleyhisselâm), ondan sonra Kâlib (Aleyhisselâm), onun peşine de Hızkîl (Aleyhisselâm) peygamber olarak Mûsâ (Aleyhisselâm)ın yerine geçip, Allâh-u Te’âlâ’nın emirlerini ve Tevrât’ın hükümlerini işlettiler. Hızkîl (Aleyhisselâm) dan sonra İsrâîloğullarında birçok olaylar çıktı ve Allah’ın ahdini unutarak putlara tapmaya başladılar. Sonra Allâh-u Te`âlâ İlyas (Aleyhisselâm)ı, onun ardından da Elyesa’ (Aleyhisselâm)ı gönderdi. Onun vefatından sonra türeyen kötü döller çok büyük günahlara düştüler. O sırada Mısır’la Filistin arasındaki sahil şeridinin sakinleri olan ve kendilerine Amâlika denen Câlût’un kavmi İsrâîloğullarına saldırıp onları mağlup ederek birçok topraklarını aldılar, zürriyetlerinin ekserisini esir ettiler, kraliyet ailesinden dört yüz kırk adet erkek çocuğu esir alıp Yahudileri cizyeye bağladılar ve Tevrât’larını ellerinden aldılar. Hâsılı; İsrâîloğulları onların elinden çok çekti. O sırada işlerini idare edecek bir peygamberleri de yoktu. Nübüvvet soyu tümüyle helâk olmuş, ancak bir hamile kadın kalmıştı. Derken o kadın bir oğlan çocuğu doğurup ona İşmevîl adını verdi. O çocuk büyüdüğünde annesi onu Beyt-i Makdis’ de Tevrât öğrenmesi için ulemâdan birisinin terbiyesine ısmarladı. Çocuk bülûğa erince Cibrîl (Aleyhisselâm) kendisine uykudayken gelip, şeyhinin sesiyle seslendi. O, telâşla uyanıp: “Babacığım! Beni çağırdın, buyur!” diye yanına gidince üstadı, telâşa kapılmasın diye ona “Hayır!” demek istemeyip: “Oğlum, dön uyu!” dedi. Bu hâdise üç kere tekrarlanınca, Cibrîl (Aleyhisselâm) ona görünerek: “Doğru kavmine gidip, Rabbinin risâletini tebliğ et! Şüphesiz ki Allah seni onlara peygamber olarak gönderdi.” dedi. O, kavmine gelip bu tebliği yapınca: “Henüz sana peygamberlik verilmiş değil, acele davrandın!” diyerek onu inkâr ettiler ve: “Eğer doğruysan, peygamberliğine bir nişan olmak üzere bize bir hükümdar tayin et de Allah yolunda cihad edelim!” dediler. O zaman İsrâîloğullarının yönetimi, krallar etrafında toplanmaları, krallarınsa peygamberlerine itaatleriyle yoluna girmekteydi. Hükümdar, toplulukları harekete geçiriyor, peygamber de Rabbinden haber getirerek onu irşâd ediyordu. Böylece İşmevîl (Aleyhisselâm) onları kırk sene en güzel şekilde yönetti. Daha sonra Câlût ve Amâlika savaşıyla alâkalı âyet-i kerîmelerde belirtilen olaylar gelişti. Kıssanın tafsilatı için bakınız: Rûhu’l-Furkan: 2/752-754

Bakara Sûresi  39 
Cüz  2
cihanyamaneren