HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْقَصَصِ  ٣٩٠ 
الجزء ٢٠

وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الْغَرْبِيِّ اِذْ قَضَيْنَٓا اِلٰى مُوسَى الْاَمْرَ وَمَا كُنْتَ مِنَ الشَّاهِد۪ينَۙ ﴿ ٤٤ ﴾ وَلٰكِنَّٓا اَنْشَأْنَا قُرُونًا فَتَطَاوَلَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُۚ وَمَا كُنْتَ ثَاوِيًا ف۪ٓي اَهْلِ مَدْيَنَ تَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَاۙ وَلٰكِنَّا كُنَّا مُرْسِل۪ينَ ﴿ ٤٥ ﴾ وَمَا كُنْتَ بِجَانِبِ الطُّورِ اِذْ نَادَيْنَا وَلٰكِنْ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَٓا اَتٰيهُمْ مِنْ نَذ۪يرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ﴿ ٤٦ ﴾ وَلَوْلَٓا اَنْ تُص۪يبَهُمْ مُص۪يبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ فَيَقُولُوا رَبَّنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿ ٤٧ ﴾ فَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا لَوْلَٓا اُو۫تِيَ مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰىۜ اَوَلَمْ يَكْفُرُوا بِمَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى مِنْ قَبْلُۚ قَالُوا سِحْرَانِ تَظَاهَرَا۠ وَقَالُٓوا اِنَّا بِكُلٍّ كَافِرُونَ ﴿ ٤٨ ﴾ قُلْ فَأْتُوا بِكِتَابٍ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ هُوَ اَهْدٰى مِنْهُمَٓا اَتَّبِعْهُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿ ٤٩ ﴾ فَاِنْ لَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكَ فَاعْلَمْ اَنَّمَا يَتَّبِعُونَ اَهْوَٓاءَهُمْۜ وَمَنْ اَضَلُّ مِمَّنِ اتَّبَعَ هَوٰيهُ بِغَيْرِ هُدًى مِنَ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ ﴿ ٥٠ ﴾

سُورَةُالْقَصَصِ  ٣٩٠ 
الجزء ٢٠
Kasas Sûresi  390 
Cüz  20

44  (Habîbim!) Biz Mûsâ’ya o (Fira vun’a tebliğde bulunma) işi(ni) vahyettiğimiz zaman sen o (dağın) batı tarafında değildin; sen (vahiy esnasında Tuvâ vâdisinde ve Tûr dağında) hazır bulunanlardan/(ora da yaşananlara) şâhit olanlardan/ da değildin (ki, bu haberleri görüp duyarak anlatabilesin)!

45  Lâkin Biz (seninle Mûsâ arasında) birçok asır lar yarattık da onlar(ın halkı) üzerine ömürler uzun geldi. (Böylece üzerlerinden geçen uzun zamanlar zar fında şerî`at hükümleri değişikliklere uğradı. Bu yüz den yeni bir şerî`at gönderip, geçmişte yaşananları ge lecek nesillere doğru bir şekilde anlatmamız hikmeti mize uygun düştü. Bu sebeple Biz de sana vahiyde bulunarak doğru haberleri beyan ettik.) Sen Medyen halkı(nı teşkil eden Şu`ayb (Aleyhisselâm) ve ümmetinin) a ra sında yerleşmiş biri de de ğildin ki, Bizim (Mûsâ ile ilgili kıssaları anlatan) âyet lerimizi (kendilerinden öğrenip, ders tekrarı yapar gibi) art arda onlara okuyaydın! Lâkin Biz, (seni vahye muhatap kıldık da bu kıssalardan haberdar ettik. Zaten peygamber olarak) göndericiler dâimâ Biz olduk!

46  Biz (Mûsâ’ya Tevrât’ı verdiğimizde: “Kitâba kuvvetle sarıl!” diye) nidâ ettiğimiz zaman sen Tûr’un kenarında da değildin! Lâkin senden önce kendi lerine hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir toplumu (iman etmemeleri durumunda karşılaşacakları azap la) korkutasın diye, Rabbinden büyük bir rahmet olarak (seni Kur’ân’la gönderdik)! Tâ ki onlar iyice öğütlensinler (de, gereğiyle amel etsinler)!

47  (Kendilerinin işlediği ve) ellerinin öne sür müş olduğu (kâfirlik ve günahlar gibi kötü) şeyler yüzünden onlara (dünya ve âhirette) büyük bir mu sibet gelecek ve onlar: “Ey Rabbimiz! (Başımıza bu belalar gelmeden) bi ze bir rasûl gönderseydin de, (onunla göndereceğin ve elinde göstereceğin mucize ve) âyetlerine iyice uysaydık, böylece (Sana da peygamberine de) ina nanlardan olsaydık!” diyecek olmasalardı(, seni asla onlara gönderecek değildik)!

48  Fakat onlara tarafımızdan o hak (olan Kur’ân) gelince (, inanacak yerde inat ederek ve kendilerine göre mûcizeler istemeye kalkışarak): “(Topluca vahyedilen bir kitap, ejderha olan asâ ve gözleri kamaştıracak şekilde parlayan el gibi) Mûsâ’ya verilmiş olanın benzeri ona da verilseydi ya!” dediler. (Peki, onlar) Mûsâ’ya verilmiş olan şeyleri daha önce inkâr etmiş değillermiydi? O (müşrik ola)nlar: “(Tevrât ve Kur’ân, birbirini doğrulayıp) birbirinden yardım almış olan iki büyüdür!” demişler ve: “Şüphesiz ki biz (Allâh’tan gelen kitapların) hepsini de inkâr edicileriz!” demişlerdi.
Rivayete göre; bir bayram günü Mekke müşrikleri Yahudi önderlerine heyet gönderip, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in onların kitaplarında bahsi geçip-geçmediği hakkında sordurdular. Onlar: “Biz tüm vasıflarıyla ve özellikleriyle onu Tevrât’ta bulmaktayız!” diye cevap verince, müşrikler istedikleri cevabı alamamanın öfkesiyle bu âyet-i kerîmede zikredilen sözü sarf ettiler. (Nesefî, Hâzin, Âlûsî)

49  (Habîbim! İşlerine gelince, senden Tevrât gibi topluca indirilen bir kitap getirmeni isteyen, işlerine gelmeyince de Tevrât’a “Büyü” diyen o müşriklere) de ki: “O halde siz (bana) Allâh tarafından bir kitap getirin de o, ikisinden daha ziyâde hidâyet edici olsun, ben de ona hakkıyla uyayım! Eğer (Tevrât ve Kur’ân’ın, uydurulan birer büyü olduğu görüşün de) doğru kimseler olduysanız (haydi getirin de göreyim)!”

50  (Habîbim! Senin bu teklifin karşısında) onlar sana cevap veremezlerse, bil ki onlar (davalarında hiçbir delile dayanmaksızın) ancak (o) kötü arzula rına iyice uymaktadırlar. Allâh’tan (gelen) bir hidâyet (rehberine sarılmış) bulunmaksızın, tamamen (nefsinin) kötü arzusuna uymuş olandan daha sapık kim olabilir? Şüphesiz ki Allâh (dosdoğru yolu gösteren âyet leri bırakıp da, nefislerinin kötü arzularına daldıra rak kendilerine zulmetmiş bulunan) o zâlimler top lumunu (dinine) hidâyet etmez!

Kasas Sûresi  390 
Cüz  20
cihanyamaneren