HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْقَصَصِ  ٣٩٢ 
الجزء ٢٠

وَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَز۪ينَتُهَاۚ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ وَاَبْقٰىۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟ ﴿ ٦٠ ﴾ اَفَمَنْ وَعَدْنَاهُ وَعْدًا حَسَنًا فَهُوَ لَاق۪يهِ كَمَنْ مَتَّعْنَاهُ مَتَاعَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ هُوَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مِنَ الْمُحْضَر۪ينَ ﴿ ٦١ ﴾ وَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ فَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ ﴿ ٦٢ ﴾ قَالَ الَّذ۪ينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ اَغْوَيْنَاۚ اَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَاۚ تَبَرَّأْنَٓا اِلَيْكَۘ مَا كَانُٓوا اِيَّانَا يَعْبُدُونَ ﴿ ٦٣ ﴾ وَق۪يلَ ادْعُوا شُرَكَٓاءَكُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُمْ وَرَاَوُا الْعَذَابَۚ لَوْ اَنَّهُمْ كَانُوا يَهْتَدُونَ ﴿ ٦٤ ﴾ وَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ فَيَقُولُ مَاذَٓا اَجَبْتُمُ الْمُرْسَل۪ينَ ﴿ ٦٥ ﴾ فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ الْاَنْبَٓاءُ يَوْمَئِذٍ فَهُمْ لَا يَتَسَٓاءَلُونَ ﴿ ٦٦ ﴾ فَاَمَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَعَسٰٓى اَنْ يَكُونَ مِنَ الْمُفْلِح۪ينَ ﴿ ٦٧ ﴾ وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُ وَيَخْتَارُۜ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ﴿ ٦٨ ﴾ وَرَبُّكَ يَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ ﴿ ٦٩ ﴾ وَهُوَ اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَهُ الْحَمْدُ فِي الْاُو۫لٰى وَالْاٰخِرَةِۘ وَلَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿ ٧٠ ﴾

سُورَةُالْقَصَصِ  ٣٩٢ 
الجزء ٢٠
Kasas Sûresi  392 
Cüz  20

60  (Hayatınız boyunca mal ve mülk olarak) size verilmiş olan her şey, o en alçak (dünya) hayatın(ın birkaç günlük geçici) yaşantısı ve süsüdür. Allâh ka tında bulunan (cennet mükâfatları) ise (kendisine hiçbir keder karışmamış hâlis ve sonsuz bir lezzet ol duğundan,) daha iyi ve daha kalıcıdır. Siz hâlâ an la(yıp da, alçak olanı bırakarak değerli olanı al)mayacak mısınız?

61  (Geçici dünya metaıyla, Allâh indindeki sonsuz mükâfatlar asla eşit olmadığına göre;) peki, ya kendi sine pek güzel bir (cennet) vaad(i) ile söz vermiş bulunduğumuz, bu sebeple de kendisi (mutlaka) ona kavuşucu olan kimse, o kimse gibi midir ki, Biz onu (elemlerle karışık, kederlerle bulaşık) o en âdî (dünya) hayatın(ın) yaşantısıyla iyice yaşatmı şızdır da, sonra kıyâmet günü o, (cehennem için) hazır edilenlerdendir?

62  (Habîbim! Allâh-u Te`âlâ’nın) o (müşrik ola)nlara nidâ edeceği ve: “(Benim ortaklarım olduğunu) iddiâ etmekte bulunmuş olduğunuz o ortaklarım nerede(ler, niçin size yardım etmiyorlar)?” buyura cağı günü (onlara anlat)!

63  (İşte o gün) üzerlerine o (azap) söz(ü) hak olmuş kimseler (, saptırdıkları kimselerin sorumlu luğundan sıyrılabilmek için, dünyada kendilerine uyan adamlarını göstererek) dedi ki: “Ey Rabbimiz! İşte şunlar, saptırmış olduğumuz kimselerdir ki, (biz onları zorla saptırmadık,) kendi miz (isteyerek) saptığımız gibi onları da (vesvese verme ve kötülükleri güzel gösterme yoluyla) sap tırdık. (Şimdi) biz Sana doğru (yönelerek, onların seçmiş oldukları kâfirlik ve günahların sorumluluğundan) ta mamen uzaklaştık. Onlar bize tapmakta değiller di! (İşin gerçeğine bakılacak olursa, onlar nefislerinin arzularına tapmaktaydılar.)

64  (O zaman onlara:) “Ortakla rınızı çağırın (da sizi bu azaptan kurtarsınlar)!” denildi de, onlar azâ bı görmüş (, bu nedenle de bâtıl ilâhlarının kendilerini kurtaramayacağını bilmiş) lerken (, şaşkınlıklarından dolayı yine de bir umut diye) hemen onları çağırdı lar. Fakat bunlar onlara hiçbir cevap veremedi ler. Eğer gerçekten onlar (azaptan kurtulmak için herhangi bir vesileye) erişebilecek olsaydılar (,elbette her çareye başvururdular)!/Eğer şüphesiz on lar (dünyada) hidâyet bulacak olsaydılar (, âhirette bu azâba uğramazdılar)!/

65  (Habîbim! Allâh-u Te`âlâ’nın) o (müşrik ola)n lara çağrıda bulunacağı ve: “O (size) gönderilen (peygamber)lere ne ile cevap verdiniz?” buyura cağı günü de (kendilerine hatırlat)!

66  İşte o gün bütün haberler (, bil giler, mazeretler ve deliller) onlara körelmiştir. Artık onlar (hiçbir şey bilmeme hu susunda müş terek oldukları için) birbirlerine (de bir şey) sora mazlar!

67  Fakat her kim ki (şirkten ve kâfirlikten) tevbe etmiştir, iman etmiştir ve (namaz, oruç, hac, ze kât gibi) salih bir amel işlemiştir, artık onun (tüm isteklerine nâil olup, korktuklarından kurtularak) felâh bulanlardan olması kesinleşmiştir/o, felâh bu lanlardan olmayı umabilir/!

68  Senin Rabbin dilediğini yaratır ve (istediğini) seçer! Onlar için (, yaratılıp yaratılmama hak kında hiçbir tercih yetkisi yoktur. Kendilerine cüz`î irâde verilmiş olan konularda ise, Allâh’a rağmen) seçim (hakkı) yoktur. (Herhangi bir kimsenin, Kendisine karşı durabilecek güce sahip olmasından tenzîh ve) tesbîh O Allâh’a! Zaten O, onların ortak koştukları şeylerden dâ ima pek yüce olmuştur.

69  Senin Rabbin onların (bâtıl inançlar ve İslâm’a düşmanlık gibi ko nularda) göğüslerinin gizlemekte ol du ğu şeyleri de, açığa vurdukları (diğer kötü) şeyleri de (hakkıyla) bilmek tedir.

70  Allâh ancak O’dur! O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur! O en ilk olan (dünya)da da, o sona kalan (âhiret yurdun)da da bütün hamdler sadece O’na mahsustur! (Her konuda geçerli olan karar ve) hü küm ancak O’na aittir! (Ölümünüzün ardından diril tilerek) siz de ancak O’na döndürüleceksiniz!

Kasas Sûresi  392 
Cüz  20
cihanyamaneren