HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْعَنْكَبُوتِ  ٣٩٦ 
الجزء ٢٠

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَحْسَنَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿ ٧ ﴾ وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنًاۜ وَاِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَاۜ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿ ٨ ﴾ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِح۪ينَ ﴿ ٩ ﴾ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ فَاِذَٓا اُو۫ذِيَ فِي اللّٰهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللّٰهِۜ وَلَئِنْ جَٓاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ اِنَّا كُنَّا مَعَكُمْۜ اَوَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِمَا ف۪ي صُدُورِ الْعَالَم۪ينَ ﴿ ١٠ ﴾ وَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَافِق۪ينَ ﴿ ١١ ﴾ وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّبِعُوا سَب۪يلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْۜ وَمَا هُمْ بِحَامِل۪ينَ مِنْ خَطَايَاهُمْ مِنْ شَيْءٍۜ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ﴿ ١٢ ﴾ وَلَيَحْمِلُنَّ اَثْقَالَهُمْ وَاَثْقَالًا مَعَ اَثْقَالِهِمْۘ وَلَيُسْـَٔلُنَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟ ﴿ ١٣ ﴾ وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ فَلَبِثَ ف۪يهِمْ اَلْفَ سَنَةٍ اِلَّا خَمْس۪ينَ عَامًاۜ فَاَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ ﴿ ١٤ ﴾

سُورَةُالْعَنْكَبُوتِ  ٣٩٦ 
الجزء ٢٠
Ankebût Sûresi  396 
Cüz  20

7  O kimseler ki (Muhammed (Sal lâl lâhu Aleyhi ve Sellem)`e, Kur’ân’a ve diğer iman şartlarına şüphesiz bir şekilde) iman etmişlerdir ve (namaz, oruç, hac, ze kât gibi) salih ameller işlemişlerdir, andolsun ki; kötü işlerini onlardan kesinlikle tamamen örteceğiz ve yemin olsun ki; yapmakta bulunmuş olduk ları şey(e verilecek ecr)in en güzeli (olan; bire on ve daha fazla sevap) ile onları elbette mükâfatlandı racağız.

8  Biz insana, ana babasıyla ilgili (olarak, güzelden öte, tümüyle) bir güzellik (sayılacak şekilde iyi davranmasını) emretmişizdir (ve ona şöyle buyurmuşuzdur): “Ama senin için (ilâhlığı) hakkında hiç bir bilgi bulunmayan (putlar gibi âciz) şeyleri (körü körüne) Bana ortak koşasın diye o ikisi seni zorlayacak olurlarsa, artık (yaratıcının hakkı karşısında hiçbir yaratığın hakkı gözetilmeyeceği için) onlara itaat etme! (İçinizden; iman eden, şirk koşan, ana-babasına iyilik eden ve kötü davrananlar dâhil hep birlikte) dönüşünüz ancak Banadır; Ben de size yapmakta bulunmuş olduğunuz şeyleri(n karşılığını vererek, onların gerçek yüzünü) haber vereceğim!”
Bu âyet-i kerîme; Sa`d ibni Ebî Vakkas (Radıyallâhu anh) hakkında inmiştir. Şöyle ki; o İslâm’a girdiğinde annesi Hımne: “Ey Sa`d! Bana ulaşan habere göre sen yoldan çıkmışsın! Vallâhi sen Muhammed’i inkâr edinceye kadar, bir gölge altına girmek ve yiyip içmek bana haram olsun!” dedi. Sa`d (Radıyallâhu anh) bu teklifi kabul etmeyince üç gün kadar bu sözünü tuttu. Sa’d (Radıyallâhu anh)ın, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e gelip durumdan şikâyetlenmesi üzerine bu âyet-i celîle inince, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ona İslâm’da sebat etmesini fakat annesiyle iyi geçinmesini ve kendisine iyilik yaparak rızasını almasını emretti.

9  O kimseler ki (inanılması gereken hususlara) iman etmişlerdir ve (İslâm şartlarından ibaret) salih ameller işlemişlerdir, kasem olsun; muhakkak ki onları (bütün iyilikleri kendilerinde toplayan) salih ler (topluluğu) içerisine elbette girdireceğiz.

10  İnsanlardan öyle (münafık) kim se vardır ki: “Biz (de) Allâh’a iman ettik!” der. Ama Allâh uğrunda eziyete uğradığında, insan ların fitne (ve işkence)sini, Allâh’ın (âhirette kâfir lere uygulayacağı ebedî) azâbı gibi tutar (da, O’nun azâbından kor. kan kişi, nasıl iman edip itaat ediyorsa, o da, kâfirlerin dünyada yapacakları geçici sıkıntılar dan korkup, onlara itaat ederek Allâh’ı inkâr eder). Andolsun ki; elbette Rabbinden (müminlere) bü yük bir yardım(, fetih ve ganimet) gelecek olsa, mutlaka şüphesiz onlar: “Muhakkak biz (din bakımın dan) sizinle beraberdik. (Öy leyse ganimete bizi de ortak edin.) ” derler. (Öyle de,) âlemlerin sînelerinde bulunan (niyet ve inançları, ahlâk ve nifak)ları (herkesten, hatta kendilerinden) daha iyi bilen/ hakkıyla bilen/, sadece Allâh değil midir?

11  Yemin olsun ki; elbette Al lâh o (ihlâsla) iman etmiş olan kimseleri de kesinlikle bil(diği üzere mükâfata mazhar ed)ecektir, kasem olsun ki; elbet te O, münafıkları da kesinlikle bil(diği şekilde azâ ba tâbi ed)ecektir.

12  O kâfir olmuş kimseler, iman etmiş olan ki şilere: “Siz bizim yolumuza uyun, (eğer bun da her hangi bir zararınız söz konusu olursa, Allâh’tan size gelecek her sorumluluğa biz kefil olalım ve) hatala rınızı biz yüklenelim!” dedi. Oysa kendileri, asla onların (şirke bulaşmaları durumunda kazanmış olacakları o büyük) hatalarından hiçbir şeyi taşıyacak kimseler değildirler. Şüphesiz ki onlar elbette ya lancıdırlar.

13  Yemin olsun ki; elbette onlar hem kendi ağır yüklerini, hem de kendi ağır yükleriyle birlikte (, sapıtmasına sebep oldukları kimselerin) nice ağır yük leri(ni) de mutlaka taşıyacaklardır. Andolsun ki; elbette kıyâmet günü onlar, (dünya da) uydurmakta bulunmuş oldukları(: “Sen günah işle, ve bâli benim olsun!” gibi yalan-yanlış) şeyler den (dolayı) mutlaka (azarlanıp) sorulacaklardır.

14  Andolsun ki; elbette Biz Nûh’u kendi kavmi ne (peygamber olarak) gönderdik de, muhakkak o, elli sene hâriç bin sene onların arasında kaldı. Nihâyet onlar (kâfirlik ve günahlardan vazgeçme yen) zâlim kimseler (olmayı sürdürür) ken o (dün yayı kaplayan büyük) tûfan onları yakalayıverdi.

Ankebût Sûresi  396 
Cüz  20
cihanyamaneren