HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٤٠ 
الجزء ٢

فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِالْجُنُودِۙ قَالَ اِنَّ اللّٰهَ مُبْتَل۪يكُمْ بِنَهَرٍۚ فَمَنْ شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنّ۪يۚ وَمَنْ لَمْ يَطْعَمْهُ فَاِنَّهُ مِنّ۪ٓي اِلَّا مَنِ اغْتَرَفَ غُرْفَةً بِيَدِه۪ۚ فَشَرِبُوا مِنْهُ اِلَّا قَل۪يلًا مِنْهُمْۜ فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُۙ قَالُوا لَا طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِه۪ۜ قَالَ الَّذ۪ينَ يَظُنُّونَ اَنَّهُمْ مُلَاقُوا اللّٰهِۙ كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَل۪يلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَث۪يرَةً بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِر۪ينَ ﴿ ٢٤٩ ﴾ وَلَمَّا بَرَزُوا لِجَالُوتَ وَجُنُودِه۪ قَالُوا رَبَّنَٓا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَۜ ﴿ ٢٥٠ ﴾ فَهَزَمُوهُمْ بِاِذْنِ اللّٰهِۙ وَقَتَلَ دَاوُ۫دُ جَالُوتَ وَاٰتٰيهُ اللّٰهُ الْمُلْكَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُ مِمَّا يَشَٓاءُۜ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَفَسَدَتِ الْاَرْضُ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْعَالَم۪ينَ ﴿ ٢٥١ ﴾ تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّۜ وَاِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ﴿ ٢٥٢ ﴾

سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٤٠ 
الجزء ٢
Bakara Sûresi  40 
Cüz  2

249  Böylece Tâlût, (memleketi olan Kudüs’den) ordular( ıy)la ayrıl(ıp, susuz bir ovada hararete kapıl)ınca: “Şüphesiz Allâh sizi bir nehirle imtihan ede(nin muamelesine tâbi ede)cektir (ki böylece Filistin ırmağını önünüze çıkararak, cihat isteğinde sâdık olanla olmayanı meydana çıkaracaktır). Artık her kim ondan (kana kana) içerse, işte o benden değildir. Ancak eliyle bir avuç daldır(ıp al)mış olan müstesnâ! Ama her kim onu tatmazsa, şüphesiz ki o bendendir!” dedi. Derken (o nehri görür görmez) içlerinden pek azı müstesnâ onlar(ın ekseriyeti) ondan (doya doya) içtiler. O (Tâlût) ve beraberinde bulunup iman etmiş olan (ve emrine karşı gelmeyen azınlığa mensup) kimseler (bir avuç suyla yetindikleri halde Allâh-u Te`âlâ’nın verdiği kuvvetle) onu geçtikleri zaman (, komutanlarının emrine karşı gelip doya doya içtikleri için, İlâhî bir ceza olarak susuzlukları artan ve bu yüzden ırmağı geçemeyip geri kalanlar, inananlara özür beyan etmek üzere:) “Bugün Câlût ve ordularına karşı (duracak) bizim için hiçbir tâkat (ve güç) yoktur.” dediler. Kendilerinin gerçekten Allâh’a kavuşucu kimseler olduklarını yakînen bilen o (az) kişilerse (, sudan içip yolda kalanlara): “Allâh’ın izni (; kararı ve kolaylaştırması) ile nice pek az bir fırka, birçok büyük topluluğa gâlip gelmiştir. Allâh(‘ın yardım ve mükâfatı) sabredenlerle beraberdir.” dedi(ler).

250  O (müminlerden Tâlût’a uyanlar) Câlût ve orduları (ile savaşmak) için ortaya çıktıkları zaman (Allâh- u Te`âlâ’ya iltica etmek üzere): “Ey Rabbimiz! (Cihadın zorluklarına tahammül edebilmemiz için) üzerimize (yağmur gibi) bir sabır boşalt, (düşmanlarımızın kalplerine korku salıp bizim kalplerimizi güçlendirerek er meydanında) ayaklarımızı sabit kıl ve bu kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!” dediler.

251  Derken (düşmanla karşılaştıklarıanda) Allâh’ın izniyle hemen onları hezimete uğrattılar. (Tâlût’un ordusunda babası Îşâ ile birlikte bulunan en küçük oğlu) Dâvûd da Câlût’u öldürdü. Böylece Allâh (zamanın peygamberi İşmevîl (Aleyhisselâm)ın ve Tâlût’un vefatından sonra, o zamana kadar ayrı olan mülkle nübüvveti ilk olarak Dâvûd (Aleyhisselâm) da birleştirerek) ona saltanatı da, hikmeti (ve peygamberliği) de verdi ve ona dilediği şeylerden bir kısmını (, özellikle zırh dokuma ve hayvanlarla konuşmagibi meziyetleri) öğretti. Allâh’ın, insanları; bir kısımla(rının hayrıyla) diğer kısımlarını(n şerrini) savması olmasaydı, elbette yerin tamamı(nın yararlı düzenleri çoktan) bozulmuştu. Velâkin Allâh tüm âlemlere karşı büyük fazl (ve iyilik) sahibidir.
(Bu yüzden; inananlar hürmetine, inanmayanlardan; namaz kılanlar hürmetine, kılmayanlardan; hacca gidenler hürmetine, gitmeyenlerden fesâdı gidermektedir.Hatta salih bir kişinin bereketiyle, yüz komşusunun hânesinden bile belâyıkaldırmaktadır.) Dâvûd (Aleyhisselâm)ın babası Îşâ, Tâlût’un ordusunda bulunup, ırmağı geçen üç yüz on üç kişi arasında altı oğluyla birlikte yer almıştı. Dâvûd (Aleyhisselâm) onların yedincisi ve en küçükleri olduğundan koyun otarıyordu. Allâh-u Te`âlâ o zamanın peygamberine: “Câlût’u öldürecek kişi budur!’’ diye haber verince Tâlût onu babasından istedi, böylece Dâvûd (Aleyhisselâm) peygamberin yanına geldi. Gelirken yolda üç taş dile gelip her biri: “Câlût’u bizimle öldüreceksin!” diyerek kendilerini yanında taşımasını istediler, o da onları torbasına koydu. Câlût’la karşılaştığında üç taşı tek taş halinde sapana yerleştirdi. Allâh-u Te`âlâ’nın da rüzgârı müsahhar kılması sebebiyle, bir atışla miğferinin deliğinden Câlût’un beynine isabet ettirdi. Ardından da otuz kişiyi öldürdü ve Câlût’un leşini sürükleyerek Tâlût’un önüne attı. İsrâîloğulları buna çok sevindi. Bundan sonra Dâvûd (Aleyhisselâm)ın şânı İsrâîloğulları arasında çok yaygınlaştı. Tâlût da Câlût’u öldürecek olana vermiş olduğu sözü tutarak kızını Dâvûd (Aleyhisselâm)la evlendirdi. Kıssanın tafsilatı için bakınız: Rûhu’l-Furkan: 2/780-782

252  (Habîbim!) İşte bunlar Allâh’ın âyetleridir ki, onları sana (, ne Ehl-i Kitab’ın, ne de tarihçilerin şüphe edemeyeceği bir) hak ile (; gerçeğe uygun bir şekilde) art arda okumaktayız. (Ey Muhammed!) Şüphesiz ki sen elbette (Allâh tarafından) gönderilenlerdensin (ki, hiçbir kitap okumadan ve kimseden duymadan bu kıssaları anlatabiliyorsun).

Bakara Sûresi  40 
Cüz  2
cihanyamaneren