HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْعَنْكَبُوتِ  ٤٠٢ 
الجزء ٢١

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِۜ وَلَوْلَٓا اَجَلٌ مُسَمًّى لَجَٓاءَهُمُ الْعَذَابُۜ وَلَيَأْتِيَنَّهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ﴿ ٥٣ ﴾ يَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِۜ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُح۪يطَةٌ بِالْكَافِر۪ينَۙ ﴿ ٥٤ ﴾ يَوْمَ يَغْشٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْ وَيَقُولُ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿ ٥٥ ﴾ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ اَرْض۪ي وَاسِعَةٌ فَاِيَّايَ فَاعْبُدُونِ ﴿ ٥٦ ﴾ كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ اِلَيْنَا تُرْجَعُونَ ﴿ ٥٧ ﴾ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ مِنَ الْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ نِعْمَ اَجْرُ الْعَامِل۪ينَۗ ﴿ ٥٨ ﴾ اَلَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ﴿ ٥٩ ﴾ وَكَاَيِّنْ مِنْ دَٓابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَاۗ اَللّٰهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْۘ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ﴿ ٦٠ ﴾ وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۚ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَ ﴿ ٦١ ﴾ اَللّٰهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ وَيَقْدِرُ لَهُۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ﴿ ٦٢ ﴾ وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ۟ ﴿ ٦٣ ﴾

سُورَةُالْعَنْكَبُوتِ  ٤٠٢ 
الجزء ٢١
Ankebût Sûresi  402 
Cüz  21

53  Onlar (“Gökten bize taş yağdır da senin doğru olduğunu anlayalım!” gibi saçma sapan laflar sarf ede rek) senden acele azap istiyorlar. (Her kâfir topluma gönderilecek azap için, Levh-i Mahfûz’da) adı konmuş bir müddet bulunmasaydı, elbette azap onlara (çok tan) gelmişti. (Ama bu onların azaptan kurtulduğu anlamına gel mez, zira) andolsun ki; elbette (Bedir günü helâk olur larken ya da ecelleri geldiğinde ölürlerken) o (azap) onlara mutlaka ansızın gelecektir. Oysa onlar far kında bile olamayacaklardır.

54  Onlar senden acele azap istiyorlar, hâlbuki gerçekten de (fevkinde azap düşünülemeyecek olan) cehennem, o kâfirleri (şimdiden) elbette kuşatıcıdır. (Zira içine düştükleri kâfirlik ve günahların gerçek yüzü dünyada görülmese de, hakikatte o kötülükler, cehennem ateşinden başka bir şey değildirler.)

55  O azâbın onları, üzerlerinden ve ayaklarının altından (doğru, her taraflarından) kaplayacağı ve (Allâh-u Te`âlâ’nın): “Yapmakta bulunmuş olduğunuz şeyleri(n ceza sını) tadın!” buyuracağı günde (meydana gelecek korkunç hâdiseleri hiçbir söz, hakkıyla anlatamaz)!

56  Ey Benim (Mekke’de zor durumda kalan ve her hangi bir yerde İslâm’ı yaşama imkânı bulamayan) iman etmiş kullarım! Gerçekten Benim toprağım pek geniştir. Bu yüz den (bir yerde Bana ibadet imkânı bulamıyorsanız,) Bana kulluk (edeceğiniz yere hicret) edin, sadece Bana!

57  (Yurtlarınızdan çıkmak zorunuza gidiyorsa da, zaten dünya sürekli kalınacak bir yer değildir. Çünkü Allâh-u Te`âlâ’dan başka) her canlı (ruhun bedenden ayrılması demek olan) ölümü(n acısını) tadıcıdır! Sonra (diriltilip) ancak Bize döndürüleceksiniz! (O halde bu mühim âkıbet için hazırlık yapın!)

58  O kimseler ki (iman şartlarına şüphesiz bir şekilde) iman etmiştirler ve (namaz, oruç, hac, zekât gibi) salih amellerde bulunmuşturlar, andolsun ki; elbette Biz onları, içerisinde ebedî kalacakları cen net (mücevherlerin) den (yapılmış) birtakım yüksek köşklere mutlaka yerleştireceğiz ki, altlarından sürekli ırmaklar akmaktadır. O amel edenlerin ecri (olan bu köşkler) ne güzel olmuştur.

59  O kişiler ki; (Allâh uğrundaki hicret yolunda çektikleri zulüm ve eziyetlere karşı hiç pişmanlık çek meksizin) sabretmişlerdir ve (her hususta) ancak Rablerine tevekkül etmektedirler!

60  (Ey din uğrunda yurtlarını ve geçim imkânlarını terk edince sıkıntı çekeceklerinden endişelenen mümin ler! Hiç görmüyor musunuz ki ) nice hareket eden canlı vardır ki (zayıflığından dolayı) rızkını taşıya mamaktadır, (ama) Al lâh onları da sizi de rızıklan dır maktadır. (Sizin: “Biz hicret edersek fakir olacağı mızdan korkarız” şeklindeki söz lerinizi hakkıyla işiten) Semî’ de, (kalplerinizdeki niyetlerinizi tam ma nasıyla bilen) Alîm de ancak O’dur.

61  Andolsun ki; sen o (şirk koşa)nlara: “Gökleri ve yeri ya ratmış olan, güneşi ve ay`ı da emr(iniz)e âmâde kılmış bulunan kimdir?” diye soracak ol san, elbette (her akıllı gibi) muhakkak onlar (da, varlık ve yoklukları müm kün olan bütün varlıkların yaratılmasının, var lığı Kendinden olan bir Zât’a dayan ması gerektiğini bildikleri için mecburen): “Allâh!” diyeceklerdir. Öyleyse (bunu ikrâr ettikleri halde hâlâ) nasıl (bu sözleri gereğince amel edip İslâm’a girmekten) döndürülüyorlar?!

62  Allâh (istediği zaman) kullarından dilediği ne rızkı genişletir ve (dilediğinde) yine ona daral tır. Şüphesiz ki Allâh (kime ne zaman neyin yararlı veya zararlı olacağı dâhil) her şeyi (hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.

63  Andolsun ki; sen onlara: “Gökten bir su in dirip de, onun sebebiyle toprağa ölümünün ardın dan hayat vermiş olan kimdir?” diye soracak olsan, elbette muhakkak onlar (putların hiçbir şey ya pamayacağını çok iyi bildikleri için): “Allâh!” diye ceklerdir. De ki: “Bütün hamdler (sizi bu itirafa mecbur bı rakan ve beni bu yanlış inançtan koruyan) Allâh’a mahsustur!” Doğrusu onların pek çoğu (laflarıyla inançlarının çeliştiğini bile) anlamazlar.

Ankebût Sûresi  402 
Cüz  21
cihanyamaneren