HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْعَنْكَبُوتِ  ٤٠٣ 
الجزء ٢١

وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌۜ وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ ﴿ ٦٤ ﴾ فَاِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ اِذَا هُمْ يُشْرِكُونَۙ ﴿ ٦٥ ﴾ لِيَكْفُرُوا بِمَٓا اٰتَيْنَاهُمْۙ وَلِيَتَمَتَّعُوا۠ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ﴿ ٦٦ ﴾ اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا حَرَمًا اٰمِنًا وَيُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْۜ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ اللّٰهِ يَكْفُرُونَ ﴿ ٦٧ ﴾ وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُۜ اَلَيْسَ ف۪ي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِر۪ينَ ﴿ ٦٨ ﴾ وَالَّذ۪ينَ جَاهَدُوا ف۪ينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَاۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِن۪ينَ ﴿ ٦٩ ﴾
سُورَةُالرُّومِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
الٓمٓ۠ ﴿ ١ ﴾ غُلِبَتِ الرُّومُۙ ﴿ ٢ ﴾ ف۪ٓي اَدْنَى الْاَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَۙ ﴿ ٣ ﴾ ف۪ي بِضْعِ سِن۪ينَۜ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُۜ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ ﴿ ٤ ﴾ بِنَصْرِ اللّٰهِۜ يَنْصُرُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ ﴿ ٥ ﴾

سُورَةُالْعَنْكَبُوتِ  ٤٠٣ 
الجزء ٢١
Ankebût Sûresi  403 
Cüz  21

64  İşte (kâfirlerin kendisinden başka bir hayat tanımadıkları) o en alçak hayat, (dâimî menfaatlere ve hakîkî lezzetlere ulaştıracak sâlih amellerden insanları geri bırakan) basit bir eğlence ve kıymetsiz bir oyun dan başkası değildir (ki, bir süreliğine oyun başında toplanıp dağılan çocuklar gibi, buna aldananlar da kısa bir zaman içerisinde kendisinden ayrılırlar). Ama şüphesiz ki (kederlerden kurtuluşun ve ebe dî lezzetlerin mahalli olan) o son yurt, elbette gerçek hayat ancak odur. Eğer (bunu) bilmekte olsaydılar (asla dünyayı ona tercih etmezdiler)!

65  İşte o (Allâh’a ortak koşa)nlar (o derece tutar sız bir tavır içindedirler ki,) gemiye bindiklerinde (fırtınaya tutularak hayattan ümit kestikleri zaman), dîni (inancı ve duayı) sadece Kendisine tahsis eden ler olarak Allâh’a dua ederler. O onları karaya (çı karıp) kurtardığında ise, birdenbire onlar (eski hal lerine dönerek yine O’na) şirk koşarlar.

66  Nihâyet onlar (musîbetlerden kurtuluş nimeti olarak) kendilerine vermiş olduğumuz şeye nankörlükte bulunsunlar ve (putlara ibadette bir araya gelerek birbirlerinden) iyice yararlansınlar diye (böyle yapmaktadırlar)! Ama pek yakında (yaptıkları suçun âkıbetini) bileceklerdir!

67  (Habîbim! Müşrikler sana gelip: “Biz senin doğ ruluğunu bilmekteyiz, fakat bir avuç azınlık olan biz diğer Araplara muhâlefet ederek seninle birlikte hidâ yete uyacak olursak, toprağımızdan kapılıp götürülü rüz!” dediler. Peki,) onlar görmediler mi ki, etrafla rından insanlar kapılıp gö türülürken, gerçekten Biz (onların beldesi olan Mekke-i Mükerreme’yi, bas kın ve saldırılardan) güvenli bir harem kılmışızdır? Onlar hâlâ sadece bâtıl (putlarının faydasın) a ina nıyorlar da, Allâh’ın (bunca faydalı) nimetini mi in kâr ediyorlar?

68  Allâh(ın ortağı bulunduğuna inanarak O’n)a karşı bir yalan uydurmuş olandan, ya da kendisine (Kur’ân ve peygamber) geldiği anda (hiç düşünme gereği bile duymadan) hakkı yalanlamış bulunan dan daha zâlim kim olabilir? O kâfirler için cehennem içerisinde bir ikamet yok mudur?/O kâfirlere âit yerleşim yeri cehennem içerisinde değil midir?/

69  O kimseler ki (hem nefis ve şeytan gibi görünmeyen, hem de kâfirler gibi görünen düşmanlarla) Bizim uğrumuzda (sırf Bizim rızâmız için ihlâs ile) cihad etmişlerdir, andolsun ki; elbette Biz onları (cennet ve cemâlimize kavuşturacak) yollarımıza mutlaka hidâyet edeceğiz! Gerçekten (iki cihanda da) Allâh(ın yardım ve desteği), elbette o güzel işler yapan (ve yaptıklarını, Allâh’ı görür gibi huzur üzere işleyen) kimselerle beraberdir!

OTUZUNCU SÛRE-İ CELİLE
el-Rûm
SÛRE-İ CELîLESİ

Mekkî (Mekke-i Mükerreme döneminde inmiş)dir. 60 ayettir.
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle!

1  Elif! Lâm! Mîm!

2  (Ehl-i Kitap olan) Rumlar(, kitapsız Farslar tarafından) mağlup edildi!

3  (Rum diyârına göre) o (Mekke) toprağ(ın) a en yakın yerde! Ama onlar mağlubiyetlerinin ardından yakında (Farslara) gâlip geleceklerdir!

4  (Üçle on arası) birkaç sene içerisinde! Bun(ların gâlip olmaların)dan önce de, bundan sonra da tüm işler (bütün kararlar ve yetkiler) ancak Allâh’a aittir! İşte o (Rumların Farsları yeneceği) gün müminler sevinecektir.

5  Allâh’ın (kitapsızlara karşı Ehl-i kitaba) yardımıyla! O, dilediğine yardım eder(ek onu düşmanına gâlip kılar). (İstediğine yardım etme gücüne sahip olan) Azîz de, (âhiret rahmetini hak etmeyenleri, dilediğinde dünyadaki rahmetine mazhar kılacak) Rahîm de ancak O’dur.
Ehl-i Kitap olan Bizanslılarla, ateşperest Farslar arasında yaşanan savaşlarda, müşrikler, kendileri gibi kitapsız olan Mecûsîlerin gâlip gelmesini, Müslümanlar ise Ehl-i Kitap olan Rumların yenmesini temenni ediyorlardı. Şam arazisinin Arap ve Acem toprağına en yakın bölgesi olan Busrâ yöresindeki karşılaşmalarında Rumlar yenilince, müşrikler: “Bizim gibi kitapsızlar, sizin gibi kitap ehlini yendiği gibi, biz de sizi yeneceğiz!” diyerek sevinçlerini açığa vurunca Müslümanlar üzüldüler. Bunun üzerine Allâh-u Te`âlâ bu âyetleri indirerek, mağlup olan Ehl-i Kitabın on seneye kalmadan gâlip olacağını haber verdi. O zaman iç ve dış savaşlarla çok zor duruma düşmüş ve hazinesi ta mamen boşalmış olan Bizansın bir daha toparlanıp savaş kazanması hiç düşünülecek bir şey değilken, bu gaybî haberin yedinci senesi bu mûcize gerçekleşerek Rumlar Farsları yenilgiye uğrattı.

Ankebût Sûresi  403 
Cüz  21
cihanyamaneren