HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالرُّومِ  ٤٠٤ 
الجزء ٢١

وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ وَعْدَهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ﴿ ٦ ﴾ يَعْلَمُونَ ظَاهِرًا مِنَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَهُمْ عَنِ الْاٰخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ ﴿ ٧ ﴾ اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ۠ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّىۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا مِنَ النَّاسِ بِلِقَٓائِ۬ رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ ﴿ ٨ ﴾ اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا الْاَرْضَ وَعَمَرُوهَٓا اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۜ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَۜ ﴿ ٩ ﴾ ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذ۪ينَ اَسَٓاؤُا السُّٓوآٰى اَنْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ﴿ ١٠ ﴾ اَللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿ ١١ ﴾ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ ﴿ ١٢ ﴾ وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ مِنْ شُرَكَٓائِهِمْ شُفَعٰٓؤُ۬ا وَكَانُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ كَافِر۪ينَ ﴿ ١٣ ﴾ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ ﴿ ١٤ ﴾ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ ف۪ي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ ﴿ ١٥ ﴾

سُورَةُالرُّومِ  ٤٠٤ 
الجزء ٢١
Rûm Sûresi  404 
Cüz  21

6  (Rumların gâlip geleceği ve müminlerin sevineceğiyle alâkalı haber) Allâh’ın vaadi olarak (yerini bulacaktır)! Allâh sözünü bozmaz velâkin insanların pek çoğu (O’na yakışan ve yakışmayan sıfatlardan haberdâr olmadıkları için bu gerçeği) bilmezler.
Tefsirlerde rivâyet edildiğine göre; bu vaadi duyan Ebû Bekr-i Sıddîk (Radıyallâhu anh) Mekke kâfirlerine: “Kardeşlerinizin gâlibiyetiyle sevindiniz ama, çok sevinmeyin! Zira Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in bildirdiğine göre yakında Rumlar Fars toplumunu yenecektir!” dedi. Bunun üzerine müşriklerden Übeyy ibni Halef kalkarak: “Yalan söyledin! O zaman bir süre tayin et, seninle on devesine iddiaya girelim!” deyince, Hazret-i Sıddîk üç sene şartı koyarak bunu kabul etti. Sonra Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e durumu haber verince, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Âyet-i kerîmede geçen {Bıd’} kelimesi, üçle on arasında kullanılabileceği için sen süreyi de deveyi de artır!” buyurdu. Ebû Bekr-i Sıddîk’ın geldiğini gören Übeyy onun pişman olduğunu sandıysa da, o: “Süreyi dokuz seneye, deveyi de yüze çıkaralım!” dedi. Böylece anlaştılar. Ebû Bekir (Radıyallâhu anh) hicret ederken Übeyy ondan kefil istedi, o da oğlu Abdullah’ı kefil gösterdi. Sonra Bedir savaşına tesâdüf eden günlerde Rumların Farsları yenmesiyle bu mûcize gerçekleşti. Uhud’da Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in eliyle aldığı yara neticesinde Übeyy geberince, Ebû Bekr-i Sıddîk (Radıyallâhu anh) onun vârislerinden yüz deveyi tahsil edip Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in emriyle fakirlere verdi.

7  Onlar o en alçak hayattan (sadece, ekip biçme ve kazanıp harcama usulleri gibi), görünen bir şeyi bilirler. (En çok bilinmesi gereken) âhiretten gâfil (ve habersiz) olanlar iseonlardır, ancak onlar!

8  Onlar (sadece dünya yaşantısının görünen tarafı hakkında kafa yorarken,) kendi içlerinde inceden in ceye hiç düşünmediler mi ki, Allâh gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri (bo şu boşuna değil de,) ancak (ya ratılmalarını gerektiren bir) hak (ve mükelleflere imti han yurdu olma gibi yüce bir hikmet) ile, bir de (süresiz olmayıp, devamı için) adı konmuş bir süreyle yarat mıştır! Gerçekten de insanların birçoğu(, ölümlerinin ardından diriltilip mahşere çıkartılmayı ve bu suretle) Rablerine kavuşmayı elbette inkâr edicidirler.

9  Onlar yer(yüzün)de hiç gezmediler mi ki, ken dilerinden önce (helâke maruz kalmış) bulunan o (Âd ve Semûd toplumları gibi inkârcı) kimselerin (feci) âkıbetinin nice olduğuna baksaydılar? Onlar güç bakımından bunlardan daha kuvvetliydiler. Böylece (su bulmak, madenler çıkartmak ve ekip biçmek için) toprağı alt üst etmiştiler ve onlar onu, bunların onu imar ettiğinden daha fazlaca mamur etmiştiler. Rasûlleri de onlara pek açık mucizeler getirmişti. Fakat (onlar elçileri yalanlayınca İlâhî azâ ba çarptırıldılar. Ama böyle yaparak) Allâh onlara asla zulmeder olmadı, lâkin onlar (gördükleri bunca açık delil karşısında bile bile inkârı sürdürerek, kendilerini İlâhî gazaba müstehak etmekle) sadece kendilerine zulmeder oldular.

10  Sonra kötü işler yapmış olan o kimselerin âkıbeti, Allâh’ın âyetlerini yalanladıkları ve onlar la alay etmekte bulunmuş oldukları için o en kötü azap (olan cehennem) olmuştur.

11  Allâh halkı ilk başta (yok tan) yaratır, (öldür dükten) son ra da onları (dirilterek sonsuz hayata) geri döndürür. Sonunda ise ancak O’na döndürü leceksiniz.

12  O (kıyâmet kopma) ân(ı) meydana geleceği gün, o (şirk gibi en büyük suçu işlemiş) mücrimler bütün hayırlardan tamamen ümit kesecektir/de lilleri tükenip sessiz kalacaktır/ rezil (ü rüsvay) olacaktır/.

13  Onlar için ortakların dan şefaatçiler de bu lun ma ya caktır. Üstelik onlar (putlarının bir işe yaramadığını anlayınca) ortaklarını inkâr eden kim seler olmuşlardır./Hâlbuki onlar (dünyadayken) ortakları sebebiyle (Allâh-u Te`âlâ’yı inkâr eden) kâ firler olmuşlardı./

14  O (kıyâmet kopma) ân(ı) meydana geleceği gün, işte o gün (mü minlerle kâfirler birbirlerinden) iyice ayrılacaklardır.

15  İşte o kimseler ki (iman şartlarına şüphesiz bir şekilde) inanmışlardır ve (namaz, oruç, hac, ze kât gibi) salih amellerde bulunmuşlardır; artık on lar (ırmaklarla dolu yemyeşil ve) pek değerli bir (cen net) bahçe(sin)de her an (farklı lezzetlerle, nâmeler dinleyerek) sevindirileceklerdir / ik râm e dilecekler dir / taçlandırılacaklardır / süslendirileceklerdir/.

Rûm Sûresi  404 
Cüz  21
cihanyamaneren