HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَحْزَابِ  ٤١٨ 
الجزء ٢١

وَاِذْ اَخَذْنَا مِنَ النَّبِيّ۪نَ م۪يثَاقَهُمْ وَمِنْكَ وَمِنْ نُوحٍ وَاِبْرٰه۪يمَ وَمُوسٰى وَع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَۖ وَاَخَذْنَا مِنْهُمْ م۪يثَاقًا غَل۪يظًاۙ ﴿ ٧ ﴾ لِيَسْـَٔلَ الصَّادِق۪ينَ عَنْ صِدْقِهِمْۚ وَاَعَدَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابًا اَل۪يمًا۟ ﴿ ٨ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَٓاءَتْكُمْ جُنُودٌ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحًا وَجُنُودًا لَمْ تَرَوْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرًاۚ ﴿ ٩ ﴾ اِذْ جَٓاؤُ۫كُمْ مِنْ فَوْقِكُمْ وَمِنْ اَسْفَلَ مِنْكُمْ وَاِذْ زَاغَتِ الْاَبْصَارُ وَبَلَغَتِ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِاللّٰهِ الظُّنُونَا ﴿ ١٠ ﴾ هُنَالِكَ ابْتُلِيَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالًا شَد۪يدًا ﴿ ١١ ﴾ وَاِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ مَا وَعَدَنَا اللّٰهُ وَرَسُولُهُٓ اِلَّا غُرُورًا ﴿ ١٢ ﴾ وَاِذْ قَالَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ يَٓا اَهْلَ يَثْرِبَ لَا مُقَامَ لَكُمْ فَارْجِعُواۚ وَيَسْتَأْذِنُ فَر۪يقٌ مِنْهُمُ النَّبِيَّ يَقُولُونَ اِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌ وَمَا هِيَ بِعَوْرَةٍۜ اِنْ يُر۪يدُونَ اِلَّا فِرَارًا ﴿ ١٣ ﴾ وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِمْ مِنْ اَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ لَاٰتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَٓا اِلَّا يَس۪يرًا ﴿ ١٤ ﴾ وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللّٰهَ مِنْ قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ الْاَدْبَارَۜ وَكَانَ عَهْدُ اللّٰهِ مَسْؤُ۫لًا ﴿ ١٥ ﴾

سُورَةُالْاَحْزَابِ  ٤١٨ 
الجزء ٢١
Ahzab Sûresi  418 
Cüz  21

7  Hani Biz tüm peygamberlerden, (ilk başta ruh lar âleminin ilk peygamberi olan) senden, (özellikle de Ülü’l-azm sayılan) Nûh’tan, İbrâhîm’den, Mûsâ’dan ve Meryem oğlu Îsâ’dan (elçilik görevlerini tebliğ etme ve hak dine davet hususunda) kuvvetli sözle rini almıştık. (Gerçekten de) Biz onlardan (bu konuda) pek değerli, güvenilir ve (yeminlerle) kuvvetli bir söz almıştık.

8  Neticede O (Allâh-u Te`âlâ), (teb liğ görevini yerine getireceklerine dâ ir verdikleri sözlerinde) doğru olan (peygamberlere ve Kalû Belâ’da on lara inanacak larına söz verip, bu sözü îfâ eden mümin) kimselere (kıyâmet günü) sadâkatlerinden sora(rak, sa dâkat siz kâfirleri mahcup durumda bıraka)caktır. Zaten O, (bu sözü bozan) o kâfirler için çok acı verici büyük bir azap hazırlamıştır.

9  Ey iman etmiş olan kimseler! Allâh’ın, üzerinizde bulunan (bunca) nimet(ler)ini hatırlayın! Hani size (saldırmak için, Kureyş’le ittifak kuran Arap ve Yahudi kabilelerinden on beş bin kişilik) ordular gelmiş, Biz de onlar üzerine (dondurucu) büyük bir rüzgâr ve kendilerini görmediğiniz (bin kişilik melek) ordular(ını) göndermiştik. Allâh sizin (hendek kazma, harp hazırlığı yapma ve Kendisine ümitle yalvarma gibi) yapmakta olduğunuz şeyleri dâima (hakkıyla gören ve bu yüzden size yardım eden bir) Basîr olmuştur.
Buradan itibaren yirmi beş âyet-i kerîme, hicretin beşinci senesinde vuku bulan Hendek muharebesinden bahsetmektedir. Ebû Süfyan önderliğindeki Kureyş, Benû Esed, Gatafan, Benû Âmir ve Benû Süleym’den oluşan müşrik kabileleriyle birleşmiş, Yahudilerden, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in aleyhine kimseyle birleşmeyeceklerine dâir söz veren Kureyza oğulları ise, Nadîr oğullarının lideri Huyey’in kışkırtmalarıyla bu birliğe katılmış ve böylece on beş bin kişiye ulaşan birleşik güçler Medîne’yi kuşatmışlar, sahâbe-i kiram ise şehrin etrafına kazdıkları hen dekler arkasına mevzilenip, Allâh-u Te`âlâ’nın gönderdiği melek ordularının yardımıyla, bir de düşman karargâhını darmadağın eden kasırgayla zafere ermişler, şer güçler de zelîl bir durumda kaçmaya mecbur kalmışlardır.

10  Bir zaman ki onlar(dan Gatafan oğulları, bu lunduğunuz vâdiye göre) üstünüzden ve (Kureyş ise) aşağı (tarafı)nızdan size gelmişlerdi. Hani gözler (korku ve şaşkınlıkla yerlerinden) kaymış, kalpler boğazlara ulaşmıştı ve böylece siz Allâh’la ilgili türlü türlü zanlarla tahminde bulunuyordunuz. (İçinizden ihlâslı olanlar Allâh-u Te`â lâ’nın, dînine ve Habîbine mutlaka yardım edeceğine kanaat ediyorlar, münafıklar ise kandırıldıklarına inanıyorlardı!)

11  İşte (içlerindeki münafıklar iyice belirlensin diye) o zaman müminler imtihan olundu ve onlar çok güçlü bir zelzele ile (maddîmanevî her yönden) sarsıldılar. (Fakat Rablerinin korumasıyla her türlü fitneden kurtuldular.)

12  Hani o münafıklar ve kalplerinde (inanç zafi yeti gibi) bir nevi hastalık bulunan o kimseler: “Allâh ve Rasûlü bi ze (zafer vaad ederken) bir aldatmaca dan başka bir şey vaad etmemiş!” diyordu.

13  Vaktâ ki; içlerinden (münafık) bir topluluk: “Ey Yesrib halkı (ve Medîne ahâlisi)! (Bu güç kar şısında) si zin için hiçbir duruş/dura cak yer/ yoktur, öyleyse (Medî ne’deki evlerinize ve eski şirkinize) dö nün!” demişti. Onlardan bir fırka da: “Şüphesiz bizim evlerimiz açık (ve duvarları za yıf olduğundan hırsız tehlikesiyle karşı karşıya) dır!” demekte oldukları halde o Nebi’den (geri dönüş için) izin istiyordu. Hâlbuki onlar(ın evleri) asla açık değildi (bilakis çok muhafazalıydı)! (Aslında) onlar kaçmaktan başka bir şey istemiyorlardı.

14  Eğer onlar üzerine (Medîne’nin ve evlerinin) etraflarından girilecek olsa, sonra da onlardan (en büyük) fitne (olan dinden dönüş ve Müslümanlarla savaş) istense, (kendilerinden bunu talep edenlere) elbette bunu verirlerdi ve bunu ancak (cevap hazır lığı yapacak kadar) pek az (bir zaman) bekletirlerdi.

15  Oysa andolsun ki, elbette onlar bundan önce “(Düşmana karşı) arkaları(nı) dönmeyecekler!” diye Allâh ile kesinkes sözleşmişlerdi. Al lâh’ın ahdi (ve O’na verilen tüm sözlerin yerine getirilip getirilmediği) ise (kullardan) sorulacak bir şey olmuştur!

Ahzab Sûresi  418 
Cüz  21
cihanyamaneren