HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٤٢ 
الجزء ٣

اَللّٰهُ وَلِيُّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۙ يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَوْلِيَٓاؤُ۬هُمُ الطَّاغُوتُۙ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ اِلَى الظُّلُمَاتِۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ۟ ﴿ ٢٥٧ ﴾ اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ي حَٓاجَّ اِبْرٰه۪يمَ ف۪ي رَبِّه۪ٓ اَنْ اٰتٰيهُ اللّٰهُ الْمُلْكَۢ اِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّيَ الَّذ۪ي يُحْي۪ وَيُم۪يتُۙ قَالَ اَنَا۬ اُحْي۪ وَاُم۪يتُۜ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ فَاِنَّ اللّٰهَ يَأْت۪ي بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذ۪ي كَفَرَۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۚ ﴿ ٢٥٨ ﴾ اَوْ كَالَّذ۪ي مَرَّ عَلٰى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَاۚ قَالَ اَنّٰى يُحْي۪ هٰذِهِ اللّٰهُ بَعْدَ مَوْتِهَاۚ فَاَمَاتَهُ اللّٰهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُۜ قَالَ كَمْ لَبِثْتَۜ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍۜ قَالَ بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ فَانْظُرْ اِلٰى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْۚ وَانْظُرْ اِلٰى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَانْظُرْ اِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنْشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًاۜ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۙ قَالَ اَعْلَمُ اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿ ٢٥٩ ﴾

سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٤٢ 
الجزء ٣
Bakara Sûresi  42 
Cüz  3

257  İman etmiş olan kimselerin Velisi (; yardımcısı ve işlerinin yöneticisi) ancak Allâh’tır ki, O (tevfik ve hidâyetiyle) onları (, cehâlet, nefse uymak, kâfirliğe götüren vesvese ve şüphelere kapılmak gibi birçok) karanlıklardan (kurtarıp) o (iman) nur(un)a çıkarmaktadır. O kâfir olmuş kimseler ise; onların (dost ve) velileri ancak (saptırıcı şeytanlarla, nefsânî istekleri temsil eden) o tâğutlardır ki, onlar da onları (yaratılışlarında bulunan İslâm fıtratının) nur(un)dan (uzaklaştırıp, inkâr, şek ve şüphe gibi) karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ancak o (cehennem) ateşin( in ayrılmaz) arkadaşlarıdır. Kendileri onun içinde (bir daha çıkmamak üzere) ebedî kalıcılardır.

258  (Ey kıymetli peygamberim!) Allâh kendisine mülk (ve saltanat) verdi diye (şımarıp), Rabbi(nin birliği) hakkında İbrâhîm ile çekişmiş olan (Nemrud’un kıssasın)ı gör(ür gibi bil)medin mi? Hani (Rabbinin kim olduğunu sorması üzerine) İbrâhîm: “Benim Rabbim ancak O Zât’tır ki; (ölüleri) diriltir ve (dirileri) öldürür!” demişti de, o: “Ben de (ölüm cezası verdiğim bir kişiyi affedip canını bağışlayarak) diriltiyorum ve (istediğimi idam ettirerek) öldürüyorum!” demişti. (Onun bu sözünden, ne denli ahmak olduğunu anlayan) İbrâhîm (, onun yanlış anlayışına itirâza lüzum görmeyip, inadına da olsa cevap verme imkânı bulamayacağı değişik bir delil getirme yöntemine geçerek): “Şüphesiz Allâh (her sabah) güneşi doğu (tarafın)dan getirmektedir, haydi sen de (bir kere olsun) onu batı (tarafın)dan getir!” demişti de, o kâfir olmuş kimse hemen (tutulup) şaşakalmıştı. Zaten Allâh (hidâyeti kabul etmekten kaçınarak kendilerini zarara uğratan) o zâlimler gürûhunu (dünyada hakkı anlayıp doğru delil getirmeye, âhirette de kurtuluşa) hidâyet etmez.

259  Yahut o kimse gibisini (gördün mü) ki o, (tahribat neticesinde) kendisi( nin duvarları), tavanları üzerine düşmüş olan bir karyeye uğramış ve (Allâh-u Te`âlânın diriltme gücünü takdir etmekle beraber yanı sıra, diriltme şeklini bilmekten acziyetini itiraf etmek üzere kendi kendine): “Ölümünün ardından Allâh işte bunu(n halkını) nasıl diriltecek (acaba)?” demişti de, Allâh hemen onu (oracıkta öldürüp) yüz sene ölü bırakmış sonra kendisini diriltmişti. O (anda Allâh-u Te`âlâ ona): “(Sen burada) ne kadar kaldın?” buyurmuş, o da: “Bir gün yahut bir günün bir kısmı (kadar az bir zaman) kaldım!” demişti. O (Allâh-u Te`âlâ) da: “Doğrusu sen( burada) yüz yıl (ölü olarak) kaldın! İşte yiyeceğine ve içeceğine bak( ıp gör) ki, (uzun zaman geçmesine rağmen onlar) hiç (bozulup) değişmemiştir. Bir de (kemikleri dağılmış ve çürümüş haldeki) merkebine bak! Böylece (Bizim üstün gücümüzü anlayasın ve) seni insanlar( ın, öldükten sonra dirilmeye inanmaları) için bir âyet (ve ibret) kılalım diye (seni tekrar dirilttik)! (Şimdi) o (merkebe âit) kemiklere de bak ki; onları nasıl (birleştirmek için üst üste) kaldırıyoruz da sonra onlara bir et giydiriyoruz?” buyurmuştu. Artık (merkebi gözü önünde diriltilerek, Allâh’ın kudreti) kendisine iyice belirince o: “(Şimdi görerek de) biliyorum ki şüphesiz Allâh (öldürme ve diriltme dâhil) her şeye (hakkıyla gücü yeten bir) Kadîr’dir!” demişti.
İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivayete göre; Allâh (Celle Celâlühû) Uzeyr (Aleyhisselâm)ı ve merkebini yüz sene ölü bıraktıktan sonra diriltince o, merkebine atlayıp mahallesine geldiğinde evini bulamadı, kimse onu tanımadığı gibi, o da kimseyi tanıyamadı. Tahmin üzere vardığı bir evin kenarında, evvelce kendilerinin câriyesi olan, yüz yirmi yaşındaki kör ve kötürüm bir neneye rastladı. Uzeyr (Aleyhisselâm)ı tanıdığında yirmi yaşında olan bu neneye: “Burası Uzeyr’in evi mi?”diye sorunca, o ağlamaya başlayarak: “Yüz sene oldu Uzeyr’i kaybettiğimiz! Şunca yıldır adını ananı bile duymadık!” dedi. Uzeyr (Aleyhisselâm) ona: “İşte ben Uzeyr’im! Allâh beni yüz sene ölü olarak sakladıktan sonra tekrar diriltti!” deyince o: “Uzeyr duası makbul bir zât idi, o halde dua et, Allâh gözlerimi bana geri versin de, seni göreyim! Eğer Uzeyr’sen seni tanırım!” dedi. Uzeyr (Aleyhisselâm) Rabbine dua edip, eliyle gözlerini sıvazladığı anda gözleri görmeye başladı. Elinden tutup: “Allâh’ın izniyle kalk!” deyince de, kadın sapasağlam kalkıverdi. Uzeyr (Aleyhisselâm)a bakınca: “Ben şâhitlik ederim ki gerçekten sen Uzeyr’sin!” dedi. Sonra birlikte İsrâîloğullarının topluca oturdukları meclise geldiklerinde kadın kendilerine başından geçenleri anlattıysa da onlar inkâr ettiler. O mecliste Uzeyr (Aleyhisselâm)ın torunları bile pîr-i fâni vaziyette oturuyorlardı, o an için yüz on sekiz yaşında bulunan oğlu: “Benim babamın iki omuzu arasında hilâl şeklinde siyah bir beni vardı!” diyerek babasının omuzlarını açınca, o beni görüp babasını tanıdı. O zaman İsrâîloğulları ondan, kaybolmuş olan Tevrât’ı kendilerine yazdırmasını istediler, o da bunu yazdırdı, sonra aslını bulduklarında bir harf bile şaşmadığını görünce: “Uzeyr, Allâh’ın oğludur!” dediler. (Kıssanın tafsilatı için bakınız: Rûhu’l-Furkan: 3/77-80)

Bakara Sûresi  42 
Cüz  3
cihanyamaneren