HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَحْزَابِ  ٤٢٣ 
الجزء ٢٢

تَحِيَّتُهُمْ يَوْمَ يَلْقَوْنَهُ سَلَامٌۚ وَاَعَدَّ لَهُمْ اَجْرًا كَر۪يمًا ﴿ ٤٤ ﴾ يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذ۪يرًاۙ ﴿ ٤٥ ﴾ وَدَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ بِاِذْنِه۪ وَسِرَاجًا مُن۪يرًا ﴿ ٤٦ ﴾ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ بِاَنَّ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ فَضْلًا كَب۪يرًا ﴿ ٤٧ ﴾ وَلَا تُطِعِ الْكَافِر۪ينَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَدَعْ اَذٰيهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلًا ﴿ ٤٨ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نَكَحْتُمُ الْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَاۚ فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحًا جَم۪يلًا ﴿ ٤٩ ﴾ يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّٓا اَحْلَلْنَا لَكَ اَزْوَاجَكَ الّٰت۪ٓي اٰتَيْتَ اُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ مِمَّٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ الّٰت۪ي هَاجَرْنَ مَعَكَۘ وَامْرَاَةً مُؤْمِنَةً اِنْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ اِنْ اَرَادَ النَّبِيُّ اَنْ يَسْتَنْكِحَهَاۗ خَالِصَةً لَكَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ ف۪ٓي اَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا ﴿ ٥٠ ﴾

سُورَةُالْاَحْزَابِ  ٤٢٣ 
الجزء ٢٢
Ahzab Sûresi  423 
Cüz  22

44  Kendisine kavuşacakları (ve O’nun cemâlini görecekleri) günde onlara (dileyeceği sonsuz ve mutlu) yaşam dileği: “(Ey mümin kullarım!) Selâm (olsun sizlere! Emirlerime uyarak dünyada Beni râzı eden siz kullarıma merhaba! Ben sizden râzıyım!)(şeklinde bir karşılama olacak)dır. Üstelik O onlar için (şimdiden cen net gibi) pek değerli büyük bir mükâfat da hazırlamıştır.

45  Ey Nebî(yy-i zîşân)! Şüphesiz Biz seni (gön derildiğin ümmetlerin inanıp inanmadıkları, kurtuluşa erip ermediklerine dâir) büyük bir şâhit, değerli bir müjdeleyici ve önemli bir uyarıcı olarak gönderdik (ki; iman edip itaat edenleri cennetle müjdeleyesin, inkâr edip isyan edenleri de cehennemle korkutasın)!

46  (Ayrıca seni) Kendisinin (emri ve) izniyle Allâh’a (inanmaya) bir davetçi ve nur saça(rak ce hâlet ve dalâlet karanlıklarını aydınlata) n büyük bir kandil olarak (gönderdik)!

47  (Habîbim! Ben seni diğer pey gamberlere naza ran büyük ih sân larımla müjdelediğim gibi) sen de (diğer ümmetlere nazaran) inananları müjdele ki, (amellerine bir karşılık olmak üzere) Allâh tarafın dan pek büyük bir lütuf özellikle onlar içindir!

48  (Kendileriyle iyi geçinmen ve onlara müsâma halı davranmanla ilgili isteklerinde) kâfirlere de, mü nafıklara da itaat etme(meye devam et)! Onların eziyetlerini (önemsemeyi bir kenara) bı rak (ve sana karşı saldırılarına sabret)! Sen (yapacağın ve terk edeceğin her işte ancak) Allâh’a tevekkül et! (Her hâlükârda tüm işler Ken disine ısmarlanan) bir Vekîl olarak Allâh yeterli ol muştur.

49  Ey iman etmiş olan kimseler! İmanlı kadınları nikâhladığınız, sonra da kendilerine (cinsî münasebetle) temas etmeden (ve birleşmeye hiçbir en gel bulunmayan tenha bir yerde baş başa kalmadan) önce onları boşadığınızda, artık sizin için onlar üzerinde bir iddet bulunmamaktadır ki, onların sayısını tamamlayasınız. (Bu durumda boşadığınız eşlerinizin, yeni biriyle evlenmesi için üç hayız müd deti beklemeleri gerekmediğinden, sizin de onları evlerinizde tutarak bu süreyi takibiniz gerekmez!) İşte (evvelce mehir tayin etmişseniz, o zaman mehrin yarısını ödemeniz gerekir, değilse; iç kıyafeti olarak el bise ve başörtüsü, dış kıyafeti olarak da bir çarşaf ve rerek) onları faydalandırın ve kendilerini (zarara uğratmadan, haklarından mahrum bırakmadan ve kırı cı sözlere muhatap etmeden) güzel bir bırakmayla (evlerinizden çıkararak) salıverin!

50  Ey Nebî(yy-i zîşân)! Şüphesiz Biz sana, mehirlerini verdiğin o eşlerini, (câriye olarak) Allâh’ın sana ganimet verdiklerinden o sağ elinin mâlik olduklarını, o seninle birlikte hicret etmiş olan amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını helâl ettik! Bir de imanlı bir kadın kendini peygambere bağışlarsa, o Nebî de onunla evlenmek dilerse, (bu şekilde mehirsiz evlilik) müminler dışında sırf sana mahsus olarak (helâl edilmiştir)! Tâ ki (kendini sana bağışlayan bir kadınla evlenmen hususunda) senin üzerine hiçbir darlık olmasın. Gerçekten de Biz, eşleri ve sağ ellerinin mâlik oldukları (câriyelerin mehirleri ve hakları) hususunda onlara ne farz ettiğimizi bilmekte (ve yüce hikmetlere dayanan yanılmaz ilmimize göre hükümler tespit etmekte) yiz! Allâh dâima (sakınılması zor olan şeylerden dolayı vuku bulan hataları çokça bağışlayan bir) Ğafûr ve (kullarına çok acıdığı için onlara tatbiki kolay bir din gönderen bir) Rahîm olmuştur.
Bu âyet-i celîleden anlaşıldığı üzere; teyze, hala, amca ve dayı kızlarıyla evlenmekte, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e de, ümmetine de hiçbir sakınca bulunmamaktadır. Burada Rasûlûllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)`e mahsus olduğu bildirilen hüküm, kendisini ona bağışlayan bir kadınla mehirsiz evlenebilmesidir. Yoksa “Akraba evliliği sadece ona mahsustur” gibi yanlış bir mana anlaşılmamalıdır. Demek ki; akraba evliliği yapanların çocuklarının sakat olacağı şeklindeki görüşün, dinî ve ilmî bir dayanağı yoktur. Zira haramda şifa olmayacağı gibi, helâlde de bir zarar mevzuu bahis olamaz. Ne var ki; akraba arasında süt bağının bulunması ihtimali kuvvetli olduğundan, bu hususta ihtiyatlı davranılmalıdır.

Ahzab Sûresi  423 
Cüz  22
cihanyamaneren