v02.01.25 Geliştirme Notları
Ahzab Sûresi
423
Cuz 22
44﴿ O (Allâh-u Te‘âlâ’nın hesap yurdu)na kavuşacakları (ve O’nun cemâlini görecekleri) günde onlara tahiyyesi (ve onlar hakkında sonsuz ve mutlu hayat talebi): “(Ey mümin kullarım!) Selâm (olsun sizlere! Emirlerime uyarak dünyâda Beni râzı eden siz kullarıma merhaba! Ben sizden râzıyım)(sözüyle olacak)dır. Üstelik O (Allâh-u Te‘âlâ) onlar için çok değerli büyük bir mükâfât (olan cenneti de şimdiden) hazırlamıştır.
45﴿ Ey o (değerli) Nebî! Şüphesiz Biz seni (gönderildiğin ümmetlerin îmân edip etmedikleri husûsuna tanıklık edecek) büyük bir şâhit olarak, değerli bir müjdeleyici ve önemli bir uyarıcı olarak (bütün insanlara) rasûl gönderdik (ki; böylece sen îmân edip itâat edenleri cennetle müjdeleyecek, inkâr edip isyân edenleri de cehennemle korkutacaksın)!
46﴿ Ayrıca (seni) Kendisinin (emri, muvaffak kılması ve) izni ile Allâh’a (inanmaya insanları çağıran) büyük bir dâvetçi ve (cehâlet ve dalâlet karanlıklarını aydınlatarak insanların kalplerini) ziyâde nurlandırıcı mükemmel bir kandil olarak (gönderdik).
47﴿ (Habîbim! Ben seni diğer peygamberlere nazaran büyük lütuflarımla müjdelediğim gibi) sen de îmân eden kimseleri (diğer ümmetlerden üstün olduklarına dâir şu bişâretle) müjdele ki; özellikle onlar için Allâh tarafından (amellerine bir karşılık olmak üzere ihsân edilecek) çok büyük bir lütuf vardır.
48﴿ (Habîbim!) Ayrıca sen (kendileriyle iyi geçinmen ve onlara müsâmahalı davranmanla ilgili isteklerin husûsunda) kâfirlere ve münâfıklara itâat etme(meye devâm et). Onların eziyet vermelerini (önemsemeyi) de (bir kenara) bırak (ve sana karşı saldırılarına sabret). Bir de sen (yapacağın ve terk edeceğin her işte ancak) Allâh’a tevekkül et. Zâten (her hâlükârda tüm işler Kendisine ısmarlanan) bir Vekîl olarak Allâh (kullarına yeterli ve) kâfî olmuştur.
49﴿ Ey o îmân etmiş olan kimseler! Îmânlı kadınları nikâhladığınız zaman, sonra kendilerine (cinsî münâsebetle) temâs etmeden (ve birleşmeye hiçbir engel bulunmayan tenhâ bir yerde baş başa kalmadan) önce onları boşadığınızda, artık sizin için o kadınların üzerinde sâbit olup kendisini sayacağınız bir iddet (ve müddet) yoktur. (Çünkü bu durumda boşadığınız eşlerinizin, yeni biriyle evlenmesi için üç hayız müddeti beklemeleri gerekmediğinden, sizin de onları evlerinizde tutarak bu süreyi tâkibiniz lâzım gelmez!) Artık (evvelce mehir tâyin etmişseniz o zaman mehrin yarısını ödemeniz gerekir, değilse; iç kıyâfeti olarak elbise ve başörtüsü, dış kıyâfeti olarak da bir çarşaf vererek) o kadınları faydalandırın ve kendilerini (zarara uğratmadan, haklarından mahrum bırakmadan ve kırıcı sözlere muhâtap etmeden) çok güzel olan bir bırakma ile salıver(erek evlerinizden çıkmalarına müsaade ed)in.
50﴿ Ey o (değerli) Nebî! Mehirlerini vermiş olduğun o (mevcut) eşlerini (de, ayrıca câriye olarak) Allâh’ın sana ganîmet verdiklerinden sağ elinin mâlik olduklarını da, o seninle birlikte hicret etmiş olan amcanın kızlarını da, halalarının kızlarını da, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızları (ile nikâh kıyma)nı da şüphesiz Biz sana helâl kıldık! Yine bir kadın kendi nefsini o Nebî’ye (mehir almaksızın) bağışlarsa, o (değerli) Nebî de onunla evlenmek dilerse o kadını (da bu şekilde mehir vermeden nikâh etmeni) müminler dışında sırf sana mahsus olarak (helâl kıldık). Tâ ki (kendini sana bağışlayan bir kadınla mehirsiz evlenmen husûsunda) senin üzerine hiçbir darlık olmasın. Gerçekten Biz o (mümin ola)nların eşleri ve sağ ellerinin mâlik olduğu (câriyelerin mehirleri ve hakları gibi) şeyler husûsunda onların üzerine ne şeyleri farz kıldığımızı bilmiş (ve yüce hikmetlere dayanan yanılmaz ilmimize göre hükümler tespit etmiş)izdir. Ve Allâh (sakınılması zor olan şeylerden dolayı vukû bulan hatâları) dâimâ (çokça bağışlayan bir) Ğafûr ve (kullarına çok acıdığı için onlara tatbîki kolay bir din gönderen bir) Rahîm olmuştur. Bu âyet-i celîleden anlaşıldığı üzere; teyze, hala, amca ve dayı kızlarıyla evlenmekte, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e de, ümmetine de hiçbir sakınca bulunmamaktadır. Burada Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e mahsus olduğu bildirilen hüküm ise, kendisini ona bağışlayan bir kadınla mehirsiz evlenebilmesidir. Yoksa “Akrabâ evliliği sâdece ona mahsustur” gibi yanlış bir mânâ anlaşılmamalıdır. Demek ki; akrabâ evliliği yapanların çocuklarının sakat olacağı şeklindeki görüşün, dînî ve ilmî bir dayanağı yoktur. Zîrâ haramda şifâ olmayacağı gibi, helâlde de bir zarar mevzu bahis olamaz. Ne var ki akrabâ arasında süt bağının bulunması ihtimâli kuvvetli olduğundan bu hususta ihtiyatlı davranılmalıdır.
سُورَةُ الْاَحْزَابِ
الجزء ٢٢
٤٢٣
تَحِيَّتُهُمْ يَوْمَ يَلْقَوْنَهُ سَلَامٌۚ وَاَعَدَّ لَهُمْ اَجْرًا كَر۪يمًا ﴿٤٤
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذ۪يرًاۙ ﴿٤٥
وَدَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ بِاِذْنِه۪ وَسِرَاجًا مُن۪يرًا ﴿٤٦
وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ بِاَنَّ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ فَضْلًا كَب۪يرًا ﴿٤٧
وَلَا تُطِعِ الْكَافِر۪ينَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَدَعْ اَذٰيهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلًا ﴿٤٨
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نَكَحْتُمُ الْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَاۚ فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحًا جَم۪يلًا ﴿٤٩
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّٓا اَحْلَلْنَا لَكَ اَزْوَاجَكَ الّٰت۪ٓي اٰتَيْتَ اُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ مِمَّٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ الّٰت۪ي هَاجَرْنَ مَعَكَۘ وَامْرَاَةً مُؤْمِنَةً اِنْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ اِنْ اَرَادَ النَّبِيُّ اَنْ يَسْتَنْكِحَهَاۗ خَالِصَةً لَكَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ ف۪ٓي اَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا ﴿٥٠
Ahzab Sûresi
423
Cuz 22
تَحِيَّتُهُمْ يَوْمَ يَلْقَوْنَهُ سَلَامٌۚ وَاَعَدَّ لَهُمْ اَجْرًا كَر۪يمًا ﴿٤٤
44﴿ O (Allâh-u Te‘âlâ’nın hesap yurdu)na kavuşacakları (ve O’nun cemâlini görecekleri) günde onlara tahiyyesi (ve onlar hakkında sonsuz ve mutlu hayat talebi): “(Ey mümin kullarım!) Selâm (olsun sizlere! Emirlerime uyarak dünyâda Beni râzı eden siz kullarıma merhaba! Ben sizden râzıyım)(sözüyle olacak)dır. Üstelik O (Allâh-u Te‘âlâ) onlar için çok değerli büyük bir mükâfât (olan cenneti de şimdiden) hazırlamıştır.
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذ۪يرًاۙ ﴿٤٥
45﴿ Ey o (değerli) Nebî! Şüphesiz Biz seni (gönderildiğin ümmetlerin îmân edip etmedikleri husûsuna tanıklık edecek) büyük bir şâhit olarak, değerli bir müjdeleyici ve önemli bir uyarıcı olarak (bütün insanlara) rasûl gönderdik (ki; böylece sen îmân edip itâat edenleri cennetle müjdeleyecek, inkâr edip isyân edenleri de cehennemle korkutacaksın)!
وَدَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ بِاِذْنِه۪ وَسِرَاجًا مُن۪يرًا ﴿٤٦
46﴿ Ayrıca (seni) Kendisinin (emri, muvaffak kılması ve) izni ile Allâh’a (inanmaya insanları çağıran) büyük bir dâvetçi ve (cehâlet ve dalâlet karanlıklarını aydınlatarak insanların kalplerini) ziyâde nurlandırıcı mükemmel bir kandil olarak (gönderdik).
وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ بِاَنَّ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ فَضْلًا كَب۪يرًا ﴿٤٧
47﴿ (Habîbim! Ben seni diğer peygamberlere nazaran büyük lütuflarımla müjdelediğim gibi) sen de îmân eden kimseleri (diğer ümmetlerden üstün olduklarına dâir şu bişâretle) müjdele ki; özellikle onlar için Allâh tarafından (amellerine bir karşılık olmak üzere ihsân edilecek) çok büyük bir lütuf vardır.
وَلَا تُطِعِ الْكَافِر۪ينَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَدَعْ اَذٰيهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلًا ﴿٤٨
48﴿ (Habîbim!) Ayrıca sen (kendileriyle iyi geçinmen ve onlara müsâmahalı davranmanla ilgili isteklerin husûsunda) kâfirlere ve münâfıklara itâat etme(meye devâm et). Onların eziyet vermelerini (önemsemeyi) de (bir kenara) bırak (ve sana karşı saldırılarına sabret). Bir de sen (yapacağın ve terk edeceğin her işte ancak) Allâh’a tevekkül et. Zâten (her hâlükârda tüm işler Kendisine ısmarlanan) bir Vekîl olarak Allâh (kullarına yeterli ve) kâfî olmuştur.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نَكَحْتُمُ الْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَاۚ فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحًا جَم۪يلًا ﴿٤٩
49﴿ Ey o îmân etmiş olan kimseler! Îmânlı kadınları nikâhladığınız zaman, sonra kendilerine (cinsî münâsebetle) temâs etmeden (ve birleşmeye hiçbir engel bulunmayan tenhâ bir yerde baş başa kalmadan) önce onları boşadığınızda, artık sizin için o kadınların üzerinde sâbit olup kendisini sayacağınız bir iddet (ve müddet) yoktur. (Çünkü bu durumda boşadığınız eşlerinizin, yeni biriyle evlenmesi için üç hayız müddeti beklemeleri gerekmediğinden, sizin de onları evlerinizde tutarak bu süreyi tâkibiniz lâzım gelmez!) Artık (evvelce mehir tâyin etmişseniz o zaman mehrin yarısını ödemeniz gerekir, değilse; iç kıyâfeti olarak elbise ve başörtüsü, dış kıyâfeti olarak da bir çarşaf vererek) o kadınları faydalandırın ve kendilerini (zarara uğratmadan, haklarından mahrum bırakmadan ve kırıcı sözlere muhâtap etmeden) çok güzel olan bir bırakma ile salıver(erek evlerinizden çıkmalarına müsaade ed)in.
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّٓا اَحْلَلْنَا لَكَ اَزْوَاجَكَ الّٰت۪ٓي اٰتَيْتَ اُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ مِمَّٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ الّٰت۪ي هَاجَرْنَ مَعَكَۘ وَامْرَاَةً مُؤْمِنَةً اِنْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ اِنْ اَرَادَ النَّبِيُّ اَنْ يَسْتَنْكِحَهَاۗ خَالِصَةً لَكَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ ف۪ٓي اَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا ﴿٥٠
50﴿ Ey o (değerli) Nebî! Mehirlerini vermiş olduğun o (mevcut) eşlerini (de, ayrıca câriye olarak) Allâh’ın sana ganîmet verdiklerinden sağ elinin mâlik olduklarını da, o seninle birlikte hicret etmiş olan amcanın kızlarını da, halalarının kızlarını da, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızları (ile nikâh kıyma)nı da şüphesiz Biz sana helâl kıldık! Yine bir kadın kendi nefsini o Nebî’ye (mehir almaksızın) bağışlarsa, o (değerli) Nebî de onunla evlenmek dilerse o kadını (da bu şekilde mehir vermeden nikâh etmeni) müminler dışında sırf sana mahsus olarak (helâl kıldık). Tâ ki (kendini sana bağışlayan bir kadınla mehirsiz evlenmen husûsunda) senin üzerine hiçbir darlık olmasın. Gerçekten Biz o (mümin ola)nların eşleri ve sağ ellerinin mâlik olduğu (câriyelerin mehirleri ve hakları gibi) şeyler husûsunda onların üzerine ne şeyleri farz kıldığımızı bilmiş (ve yüce hikmetlere dayanan yanılmaz ilmimize göre hükümler tespit etmiş)izdir. Ve Allâh (sakınılması zor olan şeylerden dolayı vukû bulan hatâları) dâimâ (çokça bağışlayan bir) Ğafûr ve (kullarına çok acıdığı için onlara tatbîki kolay bir din gönderen bir) Rahîm olmuştur. Bu âyet-i celîleden anlaşıldığı üzere; teyze, hala, amca ve dayı kızlarıyla evlenmekte, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e de, ümmetine de hiçbir sakınca bulunmamaktadır. Burada Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e mahsus olduğu bildirilen hüküm ise, kendisini ona bağışlayan bir kadınla mehirsiz evlenebilmesidir. Yoksa “Akrabâ evliliği sâdece ona mahsustur” gibi yanlış bir mânâ anlaşılmamalıdır. Demek ki; akrabâ evliliği yapanların çocuklarının sakat olacağı şeklindeki görüşün, dînî ve ilmî bir dayanağı yoktur. Zîrâ haramda şifâ olmayacağı gibi, helâlde de bir zarar mevzu bahis olamaz. Ne var ki akrabâ arasında süt bağının bulunması ihtimâli kuvvetli olduğundan bu hususta ihtiyatlı davranılmalıdır.