HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْاَحْزَابِ  ٤٢٤ 
الجزء ٢٢

تُرْج۪ي مَنْ تَشَٓاءُ مِنْهُنَّ وَتُـْٔو۪ٓي اِلَيْكَ مَنْ تَشَٓاءُۜ وَمَنِ ابْتَغَيْتَ مِمَّنْ عَزَلْتَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكَۜ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ تَقَرَّ اَعْيُنُهُنَّ وَلَا يَحْزَنَّ وَيَرْضَيْنَ بِمَٓا اٰتَيْتَهُنَّ كُلُّهُنَّۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا ف۪ي قُلُوبِكُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يمًا حَل۪يمًا ﴿ ٥١ ﴾ لَا يَحِلُّ لَكَ النِّسَٓاءُ مِنْ بَعْدُ وَلَٓا اَنْ تَبَدَّلَ بِهِنَّ مِنْ اَزْوَاجٍ وَلَوْ اَعْجَبَكَ حُسْنُهُنَّ اِلَّا مَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ رَق۪يبًا۟ ﴿ ٥٢ ﴾ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ اِلَّٓا اَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ اِلٰى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِر۪ينَ اِنٰيهُۙ وَلٰكِنْ اِذَا دُع۪يتُمْ فَادْخُلُوا فَاِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِس۪ينَ لِحَد۪يثٍۜ اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْي۪ مِنْكُمْۘ وَاللّٰهُ لَا يَسْتَحْي۪ مِنَ الْحَقِّۜ وَاِذَا سَاَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَسْـَٔلُوهُنَّ مِنْ وَرَٓاءِ حِجَابٍۜ ذٰلِكُمْ اَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّۜ وَمَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُؤْذُوا رَسُولَ اللّٰهِ وَلَٓا اَنْ تَنْكِحُٓوا اَزْوَاجَهُ مِنْ بَعْدِه۪ٓ اَبَدًاۜ اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظ۪يمًا ﴿ ٥٣ ﴾ اِنْ تُبْدُوا شَيْـًٔا اَوْ تُخْفُوهُ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمًا ﴿ ٥٤ ﴾

سُورَةُالْاَحْزَابِ  ٤٢٤ 
الجزء ٢٢
Ahzab Sûresi  424 
Cüz  22

51  (Habîbim! Bugüne kadar hanımların arasında nöbet taksimiyle mükelleftin, ama bundan sonra) onlardan dilediğini (nöbetin den) geri bırakır (da, kendisine yanaşmaz)sın, dilediğini de kendi yanına katarsın (bu husus senin isteğine bırakılmıştır. Artık aralarında eşitliği gözetmeye mecbur değilsin, fakat bu sana mahsus bir hükümdür). (Ama dönüşü mümkün olan ric’î bir talâkla boşamış veya nöbet taksiminden) ayırmış olduklarından kimi (geri almayı) arzuladıysan, artık (bunda) senin üzerine hiçbir günah yoktur. İşte bu (şekilde serbest bırakılman), onların gözlerinin aydın olmasına, üzülmemelerine ve hepsinin de, senin kendilerine vermiş olduğun şeylerle hoşnut olmalarına daha yakındır (çünkü bu durumda, gözettiğin adâleti senin bir lütfun olarak değerlendireceklerdir)! (Ey Habîbim ve kıymetli eşleri!) Allâh kalplerinizde bulunanları (hakkıyla) bilmektedir. (Öyleyse Allâh’ın taksimine rıza gösterip bu hususta kalbinizden bir itiraz geçirmeyin.) Allâh dâima (kalplerde bulunanlar dâhil bütün sırları hakkıyla bilen bir) Alîm ve (bunca bilgisine rağmen ceza vermekte acele etmeyen bir) Halîm olmuştur. (Kendisinden en çok sakınılması gereken Zât da ancak O’dur!)
Rivayete göre; bu âyet-i celîlenin inmesinin ardından Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), Cüveyriye, Sevde, Safiyye, Meymûne ve Ümmü Habîbe (Radıyallâhu anhünne)yi geri bıraktı, şöyle ki; onlara belirli günler tayin etmeyip dilediği şekilde dilediği kadar kendileriyle görüştü. Âişe, Hafsa, Zeyneb ve Ümmü Seleme vâlidelerimizi ise nezdine alarak, onlar arasında gece nöbeti gibi konularda eşitliğe riâyet etti. Ancak geri bıraktıklarından Sevde vâlidemiz yaşlılığı nedeniyle evvelce gecesini Âişe annemize bağışladığından, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ona vakit ayırmazdı.

52  Bu (dokuz hanımı)ndan sonra ne (bu sayıya ilâveten başka) kadınlar, ne de (hanımlarından birini boşayıp yerine başka biriyle evlenerek) onları başka eşlerle değiştirmen senin için helâl olmaz. Velev ki (evlenme niyetiyle bakarak) güzellikleri hoşuna git miş olsun! Ancak (câriyelerden) sağ elinin mâlik oldukları müstesnâ! Allâh dâima her şey üzerine (hak kıyla vâkıf olan ve kavrayıcı şekilde görüp gözeten bir) Rakîb olmuş tur. (O halde siz de O’nun sınırlarını gözetin ve haddi aşmayın!)

53  Ey iman etmiş olan kimseler! (Bundan sonra) o Nebînin evlerine, (yemeğin hazırlanma) zamanını gözetenler olmaksızın gir(ip kendisini rahatsız et) meyin! Ancak sizin için (hâne-i saâdette) bir yemeğe (ka tılmanız hususunda) izin verilmesi müstesnâ! Lâkin çağrıldığınızda hemen girin, peşi sıra yediğinizde ise (laf lafı açıp) söze (sohbete) dalanlar/ (hâne halkının) söz(lerin)e kulak verenler/ olmayarak hemen dağılın! İşte size! Gerçekten de bu (şekil de davranmanız) o Nebîye eziyet vermekte olmuştur ki, o sizden utan(dığı için size karşı: “Haydi çıkın!” sözünü kullanama)maktadır. Allâh ise hak(kı açıklamak) dan utanmaz! (Ey sahâbe! Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in eşlerine bir işiniz düşüp) onlardan faydalı bir şey istediğiniz zaman, bir perde arkasından onlardan isteyin! İşte bu, sizin kalpleriniz için de, onların kalpleri için de (şeytânî vesveselere ve fitnelere maruz kalmamak hususunda) daha temiz bir şeydir. Ne (istemediği bir şeyi yaparak) Allâh’ın Rasûlüne eziyet etmeniz, ne de onun (vefatının) ardından eşlerini nikâhlamanız sizin için ebediyyen (câiz) olmaz! İşte gerçekten de bu (anlatılanlar), Allâh katında (günahı ve cezayı gerektiren) pek büyük bir şey olmuştur.
Bu âyet-i kerîmede, nikâhları ebediyyen haram kılınmış anneler konumunda bulunan Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in eşleri, sahâbe-i kirâm gibi zâtlara görünmemek ve bir zarûret olduğunda perde arkasından görüşmekle emrolunmuşlardır. Oysa Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in ashâbı bütün peygamberlerin ashâbından üstün oldukları gibi, bu ümmetin en büyük velîleri onların en aşağısının derecesine bile ulaşamaz. Hal böyleyken bu fitne zamanında Müslümanların hanımlarının ve kızlarının nikâhı düşen nâmahrem erkeklerle yüz yüze görüşmeleri ve onlardan dinî dersler okumaları nasıl tasvip edilebilir?! Gerçi bu hüküm özellikle Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve eşleri hakkında inmişse de, mana herkes hakkında umûmîdir, zira biz ümmet olarak, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`e mahsus olan bir kaç konu dışında her hususta ona uymak la emrolunmuşuz dur ki bu konu da onlardandır. (Cessâs, Ahkâmü’l Kur’ân: 3/483)

54  (Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sel lem)`e eziyet veya eşleriyle evlenmek gibi) bir şeyi açıklarsanız, ya da onu (düşünerek içinizde) gizlerseniz (Allâh cezanızı verir)! Şüphesiz ki Allâh dâima (gizli-açık yaptığınız günahlar dâhil) her şeyi (hakkıyla bilen ve karşılığını veren bir) Alîm olmuştur.

Ahzab Sûresi  424 
Cüz  22
cihanyamaneren