HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُسَبَأٍ  ٤٢٩ 
الجزء ٢٢

لَقَدْ كَانَ لِسَبَاٍ ف۪ي مَسْكَنِهِمْ اٰيَةٌۚ جَنَّتَانِ عَنْ يَم۪ينٍ وَشِمَالٍۜ كُلُوا مِنْ رِزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُۜ بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ ﴿ ١٥ ﴾ فَاَعْرَضُوا فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ الْعَرِمِ وَبَدَّلْنَاهُمْ بِجَنَّتَيْهِمْ جَنَّتَيْنِ ذَوَاتَيْ اُكُلٍ خَمْطٍ وَاَثْلٍ وَشَيْءٍ مِنْ سِدْرٍ قَل۪يلٍ ﴿ ١٦ ﴾ ذٰلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِمَا كَفَرُواۜ وَهَلْ نُجَاز۪ٓي اِلَّا الْكَفُورَ ﴿ ١٧ ﴾ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْقُرَى الَّت۪ي بَارَكْنَا ف۪يهَا قُرًى ظَاهِرَةً وَقَدَّرْنَا ف۪يهَا السَّيْرَۜ س۪يرُوا ف۪يهَا لَيَالِيَ وَاَيَّامًا اٰمِن۪ينَ ﴿ ١٨ ﴾ فَقَالُوا رَبَّنَا بَاعِدْ بَيْنَ اَسْفَارِنَا وَظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَجَعَلْنَاهُمْ اَحَاد۪يثَ وَمَزَّقْنَاهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ ﴿ ١٩ ﴾ وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ اِبْل۪يسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ اِلَّا فَر۪يقًا مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿ ٢٠ ﴾ وَمَا كَانَ لَهُ عَلَيْهِمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يُؤْمِنُ بِالْاٰخِرَةِ مِمَّنْ هُوَ مِنْهَا ف۪ي شَكٍّۜ وَرَبُّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَف۪يظٌ۟ ﴿ ٢١ ﴾ قُلِ ادْعُوا الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِۚ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَمَا لَهُمْ ف۪يهِمَا مِنْ شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُمْ مِنْ ظَه۪يرٍ ﴿ ٢٢ ﴾

سُورَةُسَبَأٍ  ٤٢٩ 
الجزء ٢٢
Sebe` Sûresi  429 
Cüz  22

15  Andolsun ki; elbette Sebe’ (top lumu) için, yer leşim yerlerinde gerçekten de (Allâh- u Te`âlâ’nın kud ret ve nimetine delâlet eden) büyük bir âyet vardı! (Yurtlarının) sağ- (ından) ve sol(un)dan (doğru) iki cennet (gibi dizi dizi bağlar ve bostanlar vardı)! (Peygamberleri onlara:) “Rabbinizin rızkından yiyin ve O’na şükredin! (İşte burası) tertemiz bir belde ve (Rabbiniz, günahlarınızı çokça bağışlayan) Ğafûr bir Rab!”

16  Fakat onlar (şükürden) yüz çevirdiler, Biz de o zorlu seli/o şiddetli yağmurun selini/ barajlar selini/(baraj seddini oyan) köstebek selini/Arim (vâdisinin) selini/ üzerlerine salıverdik ve iki cen netlerinin yerine onlara, ekşi/ acı/ yemişli (ağaç larla dolu), (acı) ılgınlı ve Arabistan kirazından pek az bir şeye sahip iki bahçe verdik.

17  İşte nankörlükleri nedeniyle/(kendi lerine gönderilen on üç peygamberi) inkârları sebe biyle/ onları bununla cezalandırdık! Zaten Biz, son derece nankör/aşırı kâfir/ olandan başkasını (bu şekilde) cezalandırmayız!

18  Biz onlar(ın bulunduğu Sebe’ topraklarıy) la, içlerine (maddî ve manevî) bereketler yerleştirdi ğimiz o (Şâm-ı Şerîf) karyeler(i) arasında, belirgin (bir şekilde birbirinden görülebilen ve ana yollardan uzak ol ma yan) nice kasabalar yarattık ve oralarda (bulunan konaklar arasında) yürüyüşü (ve gidip gelmeyi) takdir ettik. (Böylece o konakları belli mesafe lere ayırıp, bir yerden sabah yola çıkanın kuşluk vakti diğer bir meskûn mahalle ulaşacağı, öğleden sonra yol culuk yapanın da, gün batımında ihtiyaçlarını kolayca temin edebileceği bir yere varacağı şekilde belirledik. Bu yüzden onlar azık taşımaktan da, tehlikelerden de kurtuldular. İşte o sırada bir peygamber vasıtasıyla Biz onlara:) “Oralarda emin kişiler olarak geceler ve günler boyu seyahat edin!” (buyurduk.)

19  Derken onlar (uzun süre mazhar oldukları ni metten usanıp: “Ticaret güzergâhımız daha uzak mesa felerde olsaydı, oralardan getirdiğimiz ürünler daha zevkli ve pahalı olurdu, bir de bineğimiz ve azığımızla fakirlere hava atardık!” diyerek kasabaların, ovalar ve çöllerle birbirinden ayrılmasını istemek üzere:) “Ey Rabbimiz! Yolculuk (yaptığımız sefer saha)larımız arasında uzaklık meydana getir!” dediler ve böy lece kendi(lerini azâba maruz bırakarak) nefislerine zulmettiler. Biz de onları şaşkınlıkla konuşulup dinlenen birtakım havâdis (ve efsaneler) yaptık (bu yüzden onlardan sonra gelenler, bir daha toplanamayacak şekilde dağınıklığa uğrayan herhangi bir mil let hakkında: “Sebe’ kavminin nimetleri gibi darmada ğın oldular!” sözünü sarf eder oldular) ve onları büs bütün bir parçalayışla paramparça ettik. İşte gerçekten de (belâlara ve şehvetlere karşı) çokça sabreden ve (nimetlere karşı ) hakkıyla şükreden her bir (imanlı) kişi için elbette bu (anla tıla)n(lar)da pek çok ve çok büyük âyetler vardır.

20  Andolsun ki; elbette İblîs hakikaten (“Âdem oğullarını kandırabilirim!” şeklindeki) düşüncesini onlar üzerinde gerçekleştirdi/ doğru buldu/. Bu nedenledir ki, mümin ler den oluşan bir fırka dışında hepsi ona tamamen uydular.

21  Oysa onun onlar üzerinde hiçbir gücü bulunmamaktaydı. Ancak Biz âhirete inanmakta olanı, kendisi o (âhiretin vukuu)ndan büyük bir şüphe içe risinde bulunandan ayıralım diye/âhirete inanmak ta olanla, kendisi ondan büyük bir şüphe içerisinde bulunanı (bildiğimiz gibi herkese de) bil(dir)elim di ye/ (şeytanı onlara musallat ettik)! Zaten senin Rabbin her şey üzerine (gözcü ve yönetici olan bir) Ha fîz’dir.

22  (Rasûlüm! Sebe’ kavminin başına gelenleri iyi bilen o müşriklere) de ki: “Allâh’ı bırakıp, o boş yere (ilâhlıklarını) iddia ettiğiniz (Îsâ, Uzeyr, melekler ve cinler gibi) kimseleri çağırın (da, içine düştüğünüz dardan sizi kurtarsınlar)! Onlar ne göklerde, ne de yerde zerre ağırlığınca bir şeye (bile) sahip olamaz lar. Zaten onlar için o ikisi(nin yaratılışında da, mülki yetinde de, yönetimi)nde de hiçbir ortaklık bulunma maktadır. O’nun (gibi güçlü bir yaratıcı) için onlar (gibi âciz yaratıklar)dan hiçbir yardımcı da olamaz!

Sebe` Sûresi  429 
Cüz  22
cihanyamaneren