HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُفَاطِرٍ  ٤٣٧ 
الجزء ٢٢

وَالَّذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِعِبَادِه۪ لَخَب۪يرٌ بَص۪يرٌ ﴿ ٣١ ﴾ ثُمَّ اَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذ۪ينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَاۚ فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ۚ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۚ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَب۪يرُۜ ﴿ ٣٢ ﴾ جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۚ وَلِبَاسُهُمْ ف۪يهَا حَر۪يرٌ ﴿ ٣٣ ﴾ وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ٓي اَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَۜ اِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌۙ ﴿ ٣٤ ﴾ اَلَّذ۪ٓي اَحَلَّنَا دَارَ الْمُقَامَةِ مِنْ فَضْلِه۪ۚ لَا يَمَسُّنَا ف۪يهَا نَصَبٌ وَلَا يَمَسُّنَا ف۪يهَا لُغُوبٌ ﴿ ٣٥ ﴾ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَۚ لَا يُقْضٰى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَاۜ كَذٰلِكَ نَجْز۪ي كُلَّ كَفُورٍۚ ﴿ ٣٦ ﴾ وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ ف۪يهَاۚ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ ف۪يهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَٓاءَكُمُ النَّذ۪يرُۜ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ نَص۪يرٍ۟ ﴿ ٣٧ ﴾ اِنَّ اللّٰهَ عَالِمُ غَيْبِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ﴿ ٣٨ ﴾

سُورَةُفَاطِرٍ  ٤٣٧ 
الجزء ٢٢
Fâtır Sûresi  437 
Cüz  22

31  Öncesinde bulunan (Tevrât ve İncîl gibi kitap) ları doğrulayıcı olarak sana vahyetmiş olduğumuz o kitap hakkın (ve gerçeğin) ta kendisidir. Şüphesiz ki Allâh elbette kullarını(n yaptıklarının iç yüzlerinden hakkıyla haberdâr olan bir) Habîr’dir; (her şeyi hakkıyla gören bir) Basîr’dir. (İşte senin tüm hallerini hakkıyla bilen O Allâh-u Te`âlâ seni böyle bir kitabın vahyine mazhariyete ehil görmüştür.)

32  (Habîbim! Senden) sonra o ki taba, kulla rımız arasından seçmiş olduğumuz (sa hâbe- i kirâmı ve kıyâ mete kadar gelecek ümmet- i Mu hammed’i, özel likle de) o (âlim) kişileri vâris kıldık. Artık onların içerisinden (Kurân`ı Ke rîm’le amel etme konusunda gevşeklik yaparak) kendi nefsine zulmeden vardır, onlardan kimi (iyi ve kötü amel leri birbirine karıştırsa da ekseriyetle iyi amele muvaf fak olup) orta yollu gidicidir, onlardan bir kısmı da, Allâh’ın izni (ve kolaylaştırması) ile (yapılmış) olan hayırlar(ı) sebebiyle (sevap ve cennete doğru) öne geçicidir. İşte ancak bu (Kur’ân-ı Kerîm’e vâris kılınmak), pek büyük bir lütfun ta kendisidir! Nitekim Kur’ân ehli olan bir kişi; hayırlarda öne geçmişse, cennete de hesapsız olarak en önce girecektir. Sevabı günahı denk gelecek şekilde orta giden kişi; Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in ve Kur’ân’ın şefâatiyle cennete girecek ve kolay bir muhâsebeye tâbi tutulacaktır. Günahları ağır basan kimselerse; kurtuluştan ümit kesecek derecede ağır muhâsebelerin ardın dan, kendilerine erişen İlâhî rahmetle cennete dâhil olacaklardır!

33  O (ebedî ikametgâh olan) Adn cennetleri ki; (mertebelerine göre hepsi de) oraya gireceklerdir. Orada (dirseklerine kadar) altından bileziklerle ve (en aşağı bir incisi bile doğuyla batı arasını parla tan) incilerle (bezenmiş taçlarla) süslendirilecek lerdir. Oradaki elbiseleri ise hâlis bir ipektir!

34  (Cennete girenler) demişlerdir ki: “Bütün hamdler O Allâh’a mahsustur ki, (ölümün zorluğu, cehenneme girme tehlikesi, ibadetlerin reddolunma korkusu, neyle karşılaşılacağı endişesi, geçim derdi, nimetlerin elden çıkma kederi, kalplerin kötüye döndürülme sıkıntısı, şeytan korkusu ve cen netten ayrılma tehlikesi gibi) tüm üzüntüleri bizden gidermiştir! Gerçekten Rabbimiz elbette (çok da olsa tüm suçları bağışlayan bir) Ğafûr’dur; (az da olsa taatları kabul buyuran bir) Şekûr’dur.

35  O Zât ki; (biz lâyık olduğumuz için değil, sadece Kendi lütfundan ve) fazlından dolayı bizi o (ebediy yen kalacağımız) yerleşim yurduna kondurmuştur. (Artık) orada bize hiçbir yorgunluk da dokunma yacaktır, orada bize hiçbir usanç da değmeyecektir!”

36  Ama o kimseler ki kâfir olmuşlardır; cehen nem ateşi özellikle onlara âittir! Aleyhlerine (ikinci bir ölümle) hüküm verilmez ki ölsünler (de cehennem azâbından tü müyle kurtul sunlar)! Onun azâ bından en ufak bir şey de onlar dan hafifletilmez (ki biraz olsun dinlenebilsinler)! İşte aşırı derecede kâfir/son derece nan kör/ olan herkesi (daha aşağısıyla değil,) ancak böyle (feci bir cezayla) cezalandıracağız!

37  Onlar orada: “Ey Rabbimiz! (Düştüğümüz bu azaptan) bizi çıkar(ıp dünyaya geri döndür) ki (evvel ce) yapmakta bulunmuş olduğumuz o (kötü) şey (ler)den başka olan salih bir amel işleyelim!” fer yadıyla yardım isteyeceklerdir. (Dünyanın ömrü kadar uzun bir süre bağrışmala rının ardından Allâh-u Te`âlâ onları:) “Biz sizi o kadar yaşatmadık mı ki, iyice öğütlenmiş olan bir kimse, o (zaman zarfı)nda tam bir öğüt alabilirdi. Üstelik size (peygamber, Kur’ân, yaşlılık ve yakın ların ölümü gibi) o uyarıcılar da gelmişti. Öyleyse (bu azâbı) tad(maya bak)ın! Artık (sizin gibi kâfir olan) o zâlimler için hiçbir yardımcı yoktur!” (diye azarlayacaktır.)

38  Muhakkak ki Allâh göklerin ve yerin (kimse tarafından bilinmeyen tüm) ğayb(lar) ını bilicidir! Zira şüphesiz ki O, göğüslerin sahip olduğu şey(le r)i (kalplerin barındırdığı tüm sırları, niyet ve inanç ları hakkıyla bilen bir) Alîm’dir.

Fâtır Sûresi  437 
Cüz  22
cihanyamaneren