HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُفَاطِرٍ  ٤٣٩ 
الجزء ٢٢

وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلٰى ظَهْرِهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِعِبَادِه۪ بَص۪يرًا ﴿ ٤٥ ﴾
سُورَةُيٰسۤ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
يٰسٓۜ ﴿ ١ ﴾ وَالْقُرْاٰنِ الْحَك۪يمِۙ ﴿ ٢ ﴾ اِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۙ ﴿ ٣ ﴾ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۜ ﴿ ٤ ﴾ تَنْز۪يلَ الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ ﴿ ٥ ﴾ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَٓا اُنْذِرَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ ﴿ ٦ ﴾ لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلٰٓى اَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿ ٧ ﴾ اِنَّا جَعَلْنَا ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ اَغْلَالًا فَهِيَ اِلَى الْاَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ ﴿ ٨ ﴾ وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَاَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ ﴿ ٩ ﴾ وَسَوَٓاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿ ١٠ ﴾ اِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمٰنَ بِالْغَيْبِۚ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَاَجْرٍ كَر۪يمٍ ﴿ ١١ ﴾ اِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتٰى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَاٰثَارَهُمْۜ وَكُلَّ شَيْءٍ اَحْصَيْنَاهُ ف۪ٓي اِمَامٍ مُب۪ينٍ۟ ﴿ ١٢ ﴾

سُورَةُفَاطِرٍ  ٤٣٩ 
الجزء ٢٢
Fâtır Sûresi  439 
Cüz  22

45  Eğer Allâh o (âsi) insanları kazan(ıp yap)mış oldukları (kâfirlik, şirk koşma ve günahlara bulaşma gibi yersiz ve yakışıksız birtakım) şeyler sebebiyle (suçsuzlarıysa günahkârların uğursuzluğu nedeniyle peşinen cezalandırmak üzere) yakalayacak olsaydı, (yeryüzünde bulunan tüm canlıları topluca helâk ederdi de) onun sırtında kıpırdayabilen hiçbir canlı bı rakmazdı. Lâkin O, (hak ettikleri cezayı peşi nen vermeyip, bilakis) onları adı konmuş bir süreye kadar gecik tir mektedir (ki, ölümleriyle o süreç başlayacaktır). O müddetlerinin sonu geldiğinde ise, şüphesiz ki Allâh, kullarını dâima (hakkıyla gören ve amelleri nin karşılığını veren bir) Basîr olmuştur.

OTUZALTINCI SÛRE-İ CELİLE
el-Yâsîn
SÛRE-İ CELîLESİ

Mekkî (Mekke-i Mükerreme döneminde inmiş)dir. 83 ayettir.
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle!

1  Yâ! Sîn!

2  Hakîm olan (Allâh-u Te`âlâ tarafından indirilmiş olması münâsebetiyle birçok hikmetleri ve dosdoğru hükümleri ihtivâ eden) o Kur’ân’a yemin olsun ki;

3  (Habîbim!) Şüphesiz sen elbette (peygamber olarak) gönderilenlerdensin!

4  (Tevhîd üzere istikametten ibaret) dosdoğru bir yol üzere(sin)!

5  (Gönderdiği peygamberlere ve kitaplara inanma yanlardan intikam alma gücüne sahip olan) O Azîz ve (inananlara son derece acıyan) Rahîm’in peyderpey indirdiği (Kur’ân’ın âyetleri)ni (oku)!

6  Tâ ki sen öyle bir toplumu korkutasın ki, ba baları (ve ataları) uyarılmamıştır, bu sebeple de onlar (âhirette başlarına gelecek azaplardan) haber siz kimselerdir.

7  Andolsun ki; o (“İnsanlar ve cinlerden topluca cehennemi dolduracağım!”) söz(ümüz) onların pek çoğu üzerine kesinleşmiştir. Çünkü onlar (bunca delilleri gördükleri halde inadına) iman etmiyorlar!

8  Şüphesiz ki Biz onların boyunlarına büyük ve korkunç birtakım bukağılar (ve zincir tasmalar) yerleştirdik ki, onlar çenelere kadar (dayanmış)dır, bu nedenle bunlar da kafaları kaldırılıp gözleri yumulmuş kimselerdir. (Bu durumda olanların sağa sola bakmaları ve aşa ğı doğru eğilmeleri düşünülemeyeceği gibi, Ebû Cehil gibi kâfirlikle mühürlenmiş kimseler de Hakk’ın tara fına yönelemez ve hakikate boyun eğemezler. Bunun neticesi olarak da cehennemdeki ateş bukağılarından kurtulamazlar!)

9  (Onlar inat ederek, kendilerine verilen imkânla rı âyetlerimizi anlama yönünde kullanmadıkları için) Biz onların önlerinden doğru da büyük bir set, ar ka larından doğru da büyük bir set koymuşuzdur, böylece onları(n gözlerini) bürümüşüzdür. Bu yüz den onlar (hiçbir hakikati) göremezler.

10  Sen onları uyarmış mısın, ya da kendilerini uyarmamışsın; onlara göre eşittir, (her iki surette de) iman etmezler!

11  Sen ancak o kimseyi uyara(rak etkileye) bi lirsin ki o, zik(i)r (ve öğütlerle dolu Kur’ân-ı Kerîm)e (inanıp, hükümleriyle amel ederek ona) hakkıyla uy muştur ve Rahmân(ın rahmetine aldanmayıp, azâbını görmediği halde, insanların görmedikleri yerlerde da hi O’n) dan gıyâben korkmuştur. İşte onu(n gibi, ger çeğe uyan kulları, yaptıkları günahlar için) büyük bir mağfiret ve (salih amellerine karşılık) pek değerli bir mükâfatla müjdele!

12  Gerçekten de Biz, ölüleri ancak Biz dirilteceğiz; böylece Biz (kullarımızın) önden gönder miş oldukları (iyi ve kötü) şeyleri de, (okuttukları ilim, yazdıkları kitap ve bıraktıkları vakıflar gibi iyi eserlerini de; arkalarından devam edecek zulüm dü zenlerini tesis gibi kötü) eserlerini de/(cuma ve ce maat yolunda attıkları) adımlarını da/ yazmaktayız! Zaten (onların amellerinden) her bir şeyi; böyle ce Biz onu, (olmuş ve olacakları) iyice açıklayan (ve tüm kitapların kendisine bağlı olduğu) büyük bir imam (olan Levh-i Mahfûz) da (birer birer) say(ıp açıkla) mışızdır!

Fâtır Sûresi  439 
Cüz  22
cihanyamaneren