HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُيٰسۤ  ٤٤٠ 
الجزء ٢٢

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا اَصْحَابَ الْقَرْيَةِۢ اِذْ جَٓاءَهَا الْمُرْسَلُونَۚ ﴿ ١٣ ﴾ اِذْ اَرْسَلْنَٓا اِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُٓوا اِنَّٓا اِلَيْكُمْ مُرْسَلُونَ ﴿ ١٤ ﴾ قَالُوا مَٓا اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۙ وَمَٓا اَنْزَلَ الرَّحْمٰنُ مِنْ شَيْءٍۙ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَكْذِبُونَ ﴿ ١٥ ﴾ قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ اِنَّٓا اِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ ﴿ ١٦ ﴾ وَمَا عَلَيْنَٓا اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ ﴿ ١٧ ﴾ قَالُٓوا اِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَل۪يمٌ ﴿ ١٨ ﴾ قَالُوا طَٓائِرُكُمْ مَعَكُمْۜ اَئِنْ ذُكِّرْتُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ ﴿ ١٩ ﴾ وَجَٓاءَ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ رَجُلٌ يَسْعٰى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَل۪ينَۙ ﴿ ٢٠ ﴾ اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْـَٔلُكُمْ اَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ ﴿ ٢١ ﴾ وَمَا لِيَ لَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿ ٢٢ ﴾ ءَاَتَّخِذُ مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةً اِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمٰنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنّ۪ي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا يُنْقِذُونِۚ ﴿ ٢٣ ﴾ اِنّ۪ٓي اِذًا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ﴿ ٢٤ ﴾ اِنّ۪ٓي اٰمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِۜ ﴿ ٢٥ ﴾ ق۪يلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَۜ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْم۪ي يَعْلَمُونَۙ ﴿ ٢٦ ﴾ بِمَا غَفَرَ ل۪ي رَبّ۪ي وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُكْرَم۪ينَ ﴿ ٢٧ ﴾

سُورَةُيٰسۤ  ٤٤٠ 
الجزء ٢٢
Yâsîn Sûresi  440 
Cüz  22

13  (Habîbim!) O (müşrik ola)nlara o (Antakya diye bilinen) karye(nin putperest) ahâlisini( n başına ge lenleri) bir örnek olarak açıkla! Hani oraya o (Îsâ (Aleyhisselâm) tarafından) gönderilen (elçi)ler gelmişti!

14  Vaktâ ki; Biz onlara o (Sâdık ve Sadûk isimli) iki (elçi)yi gönderdik de, onlar hemen o ikisini ya lanladılar. Peşi sıra Biz (Şem’ûn isminde) bir üçün cüyle (onları) güçlendirdik de, böylece onlar (ora nın halkına): “Gerçekten Biz size (hakkı tebliğ için) gönderilmiş kimseleriz!” dediler.

15  Onlar: “Siz ancak bizim gibi (yeyip içen, dola yısıyla bize karşı hiçbir üstünlüğü bulunmayan) birer beşersiniz! O (kullarına çok acıyan) Rahmân (onları zora sokmak için) hiçbir şey indirmemiştir, siz an cak sürekli yalan söylemektesiniz!” dediler.

16  Bunlar dediler ki: “Rabbimiz bilmektedir ki; hakikaten biz size elbette (doğru yolu göstermek için) gönderilmiş kimseleriz!

17  Bizim üzerimizde (görev olarak) bulunan, ancak pek açık bir duyurudur (ki, biz de onu yerine getirmiş bulunmaktayız)!”

18  Onlar: “Gerçekten biz sizin (gelişiniz)le (ku raklığa tutularak) uğursuzlandık! Andolsun ki; eğer (bu davetinizden) vazgeçmezseniz, elbette muhak kak sizi öldüreceğiz/taşlayacağız/ kovacağız/ha karete uğratacağız/ ve kesinlikle çok can yakıcı büyük bir azap mutlaka bizden size dokunacak tır!” dediler.

19  Onlar da: “Uğursuzluğunuz(un sebebi) sizin le birlikte (bulunan kâfirliğiniz)dir! Size vaaz (edilerek İslâm’a davet) edildi(niz) diye mi (uğursuzlandınız da bizi ölümle tehdide başladı nız)? Doğrusu siz haddi aşanlar toplumusunuz!” dediler.

20  O (sırada) şehrin en uzak yerinden (Habîb-i Neccâr adındaki) değerli bir adam koşarak geldi de, dedi ki: “Ey kavmim! (Bırakın putperestliği de,) bu gönderilenlere tam manasıyla uyun!

21  (Tebliğlerine karşılık) sizden hiçbir ücret is temeyen kişilere hakkıyla uyun! Zaten onlar hidâ yete ermiş kimselerdir!

22  Ne oldu bana da; beni yoktan yaratmış bu lunan O Zât’a ibadet etmeyeyim? Siz de ancak O’na döndürüleceksiniz! (Peki, ne hesap vereceksiniz?)

23  Ben O’nu bırakıp da birtakım (âciz) ilâhlar edinebilir miyim ki; O (çok acıyan) Rahmân bana bir zarar (vermek) dilerse, onların (varsayılan) şe fâatleri benden hiçbir şeyi gideremez ve onlar (as la) beni kurtaramaz lar!

24  O(na ortak koştuğum) takdirde gerçekten de ben elbette (herkesin anlayabileceği şekilde) pek açık bir sapıklık içerisindeyim (demektir)!

25  Şüphesiz ben Rabbinize iman ettim! İşte be ni(m imanımı) duyun!”

26  (Bu söz üzerine müşrik kavmi hemen onu taş layarak şehit ettiler. Bunun üzerine tarafımızdan ona:)(Buyur) cennete gir!” denildi de, dedi ki: “Ah! Keş ke kavmim bilselerdi ki;

27  Rabbim beni ne sebeple affetti ve beni (cennetine girdirerek) ikrama erdirilen kullarından eyledi!”
Rivayete göre; Îsâ (Aleyhisselâm) havârîlerinden iki kişiyi tevhîde davet için Antakya halkına gönderdi. Şehre yaklaştıklarında gördükleri Habîb-i Neccâr adındaki koyun otaran pîr-i fânî zâtın suâli üzerine, kendilerinin Îsâ (Aleyhisselâm)`ın elçileri olduklarını ve insanları putlara tapmayı bırakıp Rahmân’a ibadete çağırdıklarını bildirdiler. O onlardan bir mûcize isteyince, hastaları iyi ettiklerini, alacalıyı ve körü iyileştirdiklerini söylediler. Onun iki senedir yerinden kalkamayan çocuğunu sıvazlayarak ayağa kaldırmaları üzerine Habîb iman etti, böylece şehirde haber yayılarak birçok insan onların eliyle şifa buldu. Derken hüküm dar onları çağırtıp: “Benim ilâhlarım dışında bir ilâh mı var?” diye sordu. Her şeyi yaratan bir Allâh-u Te`âlâ olduğu cevabını alınca, onları dövdürterek hapse attırdı. Bunun üzerine Îsâ (Aleyhisselâm) Şem`ûn’u gönderdi. O, tanınmaz bir kılıkla şehre girip, kralın yakınlarıyla haşır neşir oldu. Neticede kralla da samimiyet kurarak, hapsedilen iki kişinin görüşlerini öğrenip öğrenmediğini sorma bahânesiyle onları çağırttı. Bilmezmiş gibi, Allâh-u Te`âlâ’nın sıfatlarını kısaca onlara anlattırdı ve bir mûcize istedi. Onlar kralın istediği her şeyi yapabileceklerini söylediler. Bunun üzerine getirtilen kör bir çocuğun gözlerini dualarıyla açtılar. Şem`ûn krala dönerek: “Sen de ilâhına böyle bir şey yapmasını teklif etsen de, şeref bize kalsa!” deyince, o: “Benim senden hiçbir sırrım yok, bizim ilâhlarımız görmez ve işitmez birtakım faydasız şeyler!” dedi ve bir ölüyü diriltmeleri durumunda onlara iman edeceğine söz verdi. O zaman yedi günlük ölü bir delikanlıyı dirilttiler. O dile gelip: “Şirk üzere öldüğüm için cehennemin yedi vâdisinde dolaştırıldım, sizi uyarıyorum hemen iman edin! Ben, gök kapıları açılıp güzel yüzlü bir delikanlının şu üçüne yardım ettiğini gördüm!” deyince kral, Şem`ûn’un da onlardan olduğunu anladı. Kralın etkilendiğini hisseden Şem`ûn nasihatiyle onu imana getirdi. Bunu gören toplumun bir kısmı iman etti, iman etmeyenler ise bir sonraki âyet-i kerîmelerde bildirildiği üzere Cibrîl-i Emîn’in bir nârasıyla helâk oldular. (Nesefî)

Yâsîn Sûresi  440 
Cüz  22
cihanyamaneren