v02.01.25 Geliştirme Notları
Sâffât Sûresi
447
Cuz 23
52﴿ (Ben kendisine vaaz ettiğimde) o (bana) diyordu ki: ‘Gerçekten sen de mi elbette (dirilmeyi kabûl ve) tasdîk eden (îmânlı) kimselerdensin?!
53﴿ Biz öldüğümüzde, bir toprak ve birtakım (çürümüş) kemikler olduğumuz da mı, gerçekten biz mi elbette cezâlandırılacak kimselermişiz?!’”
54﴿ (O zât cennetteki arkadaşlarına, kâfir arkadaşının sözlerini anlattıktan sonra) dedi ki: “Siz yukarıdan (bakıp cehennem ehlini) görebilen kimseler misiniz (ki, size onun durumunu göstereyim de kendi yerinizin kıymetini bilin)?!”
55﴿ Derken (cennetle cehennem arasındaki perde kalkıp) baktı da, onu şiddetle tutuşturulmuş o (cehennem) ateşin(in) ortasında gördü.
56﴿ Dedi ki: “Allâh’a yemîn olsun ki; gerçekten sen beni (inkâra ve günahlara teşvik ederek) helâk etmeye elbette çok yaklaşmıştın.
57﴿ Bir de Rabbimin (hidâyet üzere sâbit kılma) nîmeti olmasaydı, elbette (şimdi) ben de (seninle birlikte cehennemde) hâzır bulundurulan kimselerden olmuştum.
58﴿ (Bunun üzerine o zât ve arkadaşları, mazhar oldukları yüce nîmetlere sevinç belirtisi olarak derler ki:) Artık biz (bundan sonra) aslâ ölecek kimseler değiliz değil mi?!
59﴿ O ilk ölümümüz hâriç (hiç ölmeyeceğiz değil mi?)! Üstelik biz aslâ azâb edilecek kimseler (de) değiliz.
60﴿ Gerçekten işte bu, elbette çok büyük bir kurtuluşun ta kendisidir.
61﴿ Artık o çalış(ıp çabalay)anlar; (dünyânın geçici ve türlü kederlerle karışık lezzetlerini elde etmek için değil de) ancak işte bunun gibi (sonsuz) bir şey için amel etsin(ler).”
62﴿ (Ey insan!) İşte sana! İlk ziyâfet (ve ikrâm) olarak (geride anlatılan) bu(nca lezzet ve sürûr) mu daha iyidir, yoksa (elem ve keder veren) zakkum ağacı mı?!
63﴿ Gerçekten Biz onu o (şirk koşan) zâlimler için büyük bir azap (sebebi) yaptık /(“Ateşte de ağaç mı yetişirmiş?” diyecekler için) büyük bir imtihan (vesîlesi) yaptık/!
64﴿ Şüphesiz o öyle bir ağaçtır ki şiddetle tutuşturulmuş o (cehennem) ateşin(in) dibinde (yetişip) çıkmaktadır.
65﴿ Tomurcukları (var ya); sanki o(nlardan her biri), şeytanların kafaları gibi (son derece çirkin)dir. Âlûsî Tefsîri’nde zikredildiğine göre; insanlar melekleri görmeseler de, çok güzel buldukları sûretleri onlara benzettikleri gibi, çok çirkin buldukları şeyleri de şeytana teşbîh ederler. Zîrâ onu, kendisinde hiçbir hayır bulunmayan hâlis bir şer olarak düşündüklerinden, hayâllerinde en kötü bir sûrette canlandırırlar. Burada da zakkum meyvelerinin en çirkin bir sûrette hayâl edilmesi kastıyla insanların zihinlerine bir tür gönderme yapılmıştır. (23/71)
66﴿ İşte şüphesiz onlar elbette ondan yiyici kimselerdir. Sonra (aşırı açlık yüzünden zoraki de olsa) karınları(nı) ondan (tıka basa) dolduruculardır.
67﴿ Sonra şüphesiz onu (yemelerini)n üzerine özellikle onlar için, elbette (yüzleri kebap edecek ve bağırsakları parçalayacak) kaynar sudan bir karışım(la birlikte sunulan birtakım içecekler) vardır (ki, onlar cehennem ehlinin yaralarından akan irinlerle, cehennemdeki yılan ve akreplerin zehirlerinin kendisine aktığı ateş gözeleridir).
68﴿ (Zakkum ağacını yemek ve irinler içmek için cehennemin dibine indirildikten) sonra muhakkak onların dönüşleri, elbette şiddetle tutuşturulmuş o (cehennem) ateş(indeki özel yerlerin)edir.
69﴿ (Bunlar bu cezâyı hak ettiler!) Çünkü şüphesiz onlar babalarını sapıtmış (müşrik) kimseler olarak bulmuştular.
70﴿ Yine de bunlar onların izleri üzere koşturuluyor(muşcasına onların bâtıl yollarına tâbi oluyor)lardı.
71﴿ Andolsun ki; elbette o (seni yalanlaya)nlardan önce de, evvelkilerin ekserîsi şüphesiz (hak yoldan) sapıtmıştı.
72﴿ (Hâlbuki) yemîn olsun; elbette Biz onlar içerisinde (de senin gibi) uyarıcıları muhakkak rasül göndermiştik.
73﴿ Artık bak ki; o (Allâh’ın azâbından) uyarıl(dıkları hâlde hiç aldırmay)anların (fecî) âkıbeti nice olmuş!
74﴿ Ancak Allâh’ın o seçilmiş kulları (kötü âkıbetten) müstesnâ(dır).(Çünkü onlar uyarılardan son derece faydalandılar.)
75﴿ Kasem olsun ki; elbette Nûh (kulumuz, kâfir kavminden kurtuluş için) muhakkak Bize seslenmişti de, andolsun; o hemen icâbet eden (Biz)ler ne de güzel (yardım et)miş(iz).
76﴿ (Nûh kulumuz Bize duâ edince) onu da, (îmân eden) âilesini de (inatçı kavminin başına gelen tûfan belâsından ve onlardan çektikleri) o çok büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
سُورَةُ الصَّاۤفَّاتِ
الجزء ٢٣
٤٤٧
يَقُولُ اَئِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّق۪ينَ ﴿٥٢
ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَد۪ينُونَ ﴿٥٣
قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ ﴿٥٤
فَاطَّلَعَ فَرَاٰهُ ف۪ي سَوَٓاءِ الْجَح۪يمِ ﴿٥٥
قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْد۪ينِۙ ﴿٥٦
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبّ۪ي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَر۪ينَ ﴿٥٧
اَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّت۪ينَۙ ﴿٥٨
اِلَّا مَوْتَتَنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ ﴿٥٩
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ﴿٦٠
لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ ﴿٦١
اَذٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا اَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ ﴿٦٢
اِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِم۪ينَ ﴿٦٣
اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ ف۪ٓي اَصْلِ الْجَح۪يمِۙ ﴿٦٤
طَلْعُهَا كَاَنَّهُ رُؤُ۫سُ الشَّيَاط۪ينِ ﴿٦٥
فَاِنَّهُمْ لَاٰكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۜ ﴿٦٦
ثُمَّ اِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَم۪يمٍۚ ﴿٦٧
ثُمَّ اِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَاِلَى الْجَح۪يمِ ﴿٦٨
اِنَّهُمْ اَلْفَوْا اٰبَٓاءَهُمْ ضَٓالّ۪ينَۙ ﴿٦٩
فَهُمْ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ ﴿٧٠
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ اَكْثَرُ الْاَوَّل۪ينَۙ ﴿٧١
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ مُنْذِر۪ينَ ﴿٧٢
فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَر۪ينَۙ ﴿٧٣
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ۟ ﴿٧٤
وَلَقَدْ نَادٰينَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُج۪يبُونَۚ ﴿٧٥
وَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۘ ﴿٧٦
Sâffât Sûresi
447
Cuz 23
يَقُولُ اَئِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّق۪ينَ ﴿٥٢
52﴿ (Ben kendisine vaaz ettiğimde) o (bana) diyordu ki: ‘Gerçekten sen de mi elbette (dirilmeyi kabûl ve) tasdîk eden (îmânlı) kimselerdensin?!
ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَد۪ينُونَ ﴿٥٣
53﴿ Biz öldüğümüzde, bir toprak ve birtakım (çürümüş) kemikler olduğumuz da mı, gerçekten biz mi elbette cezâlandırılacak kimselermişiz?!’”
قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ ﴿٥٤
54﴿ (O zât cennetteki arkadaşlarına, kâfir arkadaşının sözlerini anlattıktan sonra) dedi ki: “Siz yukarıdan (bakıp cehennem ehlini) görebilen kimseler misiniz (ki, size onun durumunu göstereyim de kendi yerinizin kıymetini bilin)?!”
فَاطَّلَعَ فَرَاٰهُ ف۪ي سَوَٓاءِ الْجَح۪يمِ ﴿٥٥
55﴿ Derken (cennetle cehennem arasındaki perde kalkıp) baktı da, onu şiddetle tutuşturulmuş o (cehennem) ateşin(in) ortasında gördü.
قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْد۪ينِۙ ﴿٥٦
56﴿ Dedi ki: “Allâh’a yemîn olsun ki; gerçekten sen beni (inkâra ve günahlara teşvik ederek) helâk etmeye elbette çok yaklaşmıştın.
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبّ۪ي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَر۪ينَ ﴿٥٧
57﴿ Bir de Rabbimin (hidâyet üzere sâbit kılma) nîmeti olmasaydı, elbette (şimdi) ben de (seninle birlikte cehennemde) hâzır bulundurulan kimselerden olmuştum.
اَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّت۪ينَۙ ﴿٥٨
58﴿ (Bunun üzerine o zât ve arkadaşları, mazhar oldukları yüce nîmetlere sevinç belirtisi olarak derler ki:) Artık biz (bundan sonra) aslâ ölecek kimseler değiliz değil mi?!
اِلَّا مَوْتَتَنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ ﴿٥٩
59﴿ O ilk ölümümüz hâriç (hiç ölmeyeceğiz değil mi?)! Üstelik biz aslâ azâb edilecek kimseler (de) değiliz.
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ﴿٦٠
60﴿ Gerçekten işte bu, elbette çok büyük bir kurtuluşun ta kendisidir.
لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ ﴿٦١
61﴿ Artık o çalış(ıp çabalay)anlar; (dünyânın geçici ve türlü kederlerle karışık lezzetlerini elde etmek için değil de) ancak işte bunun gibi (sonsuz) bir şey için amel etsin(ler).”
اَذٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا اَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ ﴿٦٢
62﴿ (Ey insan!) İşte sana! İlk ziyâfet (ve ikrâm) olarak (geride anlatılan) bu(nca lezzet ve sürûr) mu daha iyidir, yoksa (elem ve keder veren) zakkum ağacı mı?!
اِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِم۪ينَ ﴿٦٣
63﴿ Gerçekten Biz onu o (şirk koşan) zâlimler için büyük bir azap (sebebi) yaptık /(“Ateşte de ağaç mı yetişirmiş?” diyecekler için) büyük bir imtihan (vesîlesi) yaptık/!
اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ ف۪ٓي اَصْلِ الْجَح۪يمِۙ ﴿٦٤
64﴿ Şüphesiz o öyle bir ağaçtır ki şiddetle tutuşturulmuş o (cehennem) ateşin(in) dibinde (yetişip) çıkmaktadır.
طَلْعُهَا كَاَنَّهُ رُؤُ۫سُ الشَّيَاط۪ينِ ﴿٦٥
65﴿ Tomurcukları (var ya); sanki o(nlardan her biri), şeytanların kafaları gibi (son derece çirkin)dir. Âlûsî Tefsîri’nde zikredildiğine göre; insanlar melekleri görmeseler de, çok güzel buldukları sûretleri onlara benzettikleri gibi, çok çirkin buldukları şeyleri de şeytana teşbîh ederler. Zîrâ onu, kendisinde hiçbir hayır bulunmayan hâlis bir şer olarak düşündüklerinden, hayâllerinde en kötü bir sûrette canlandırırlar. Burada da zakkum meyvelerinin en çirkin bir sûrette hayâl edilmesi kastıyla insanların zihinlerine bir tür gönderme yapılmıştır. (23/71)
فَاِنَّهُمْ لَاٰكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۜ ﴿٦٦
66﴿ İşte şüphesiz onlar elbette ondan yiyici kimselerdir. Sonra (aşırı açlık yüzünden zoraki de olsa) karınları(nı) ondan (tıka basa) dolduruculardır.
ثُمَّ اِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَم۪يمٍۚ ﴿٦٧
67﴿ Sonra şüphesiz onu (yemelerini)n üzerine özellikle onlar için, elbette (yüzleri kebap edecek ve bağırsakları parçalayacak) kaynar sudan bir karışım(la birlikte sunulan birtakım içecekler) vardır (ki, onlar cehennem ehlinin yaralarından akan irinlerle, cehennemdeki yılan ve akreplerin zehirlerinin kendisine aktığı ateş gözeleridir).
ثُمَّ اِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَاِلَى الْجَح۪يمِ ﴿٦٨
68﴿ (Zakkum ağacını yemek ve irinler içmek için cehennemin dibine indirildikten) sonra muhakkak onların dönüşleri, elbette şiddetle tutuşturulmuş o (cehennem) ateş(indeki özel yerlerin)edir.
اِنَّهُمْ اَلْفَوْا اٰبَٓاءَهُمْ ضَٓالّ۪ينَۙ ﴿٦٩
69﴿ (Bunlar bu cezâyı hak ettiler!) Çünkü şüphesiz onlar babalarını sapıtmış (müşrik) kimseler olarak bulmuştular.
فَهُمْ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ ﴿٧٠
70﴿ Yine de bunlar onların izleri üzere koşturuluyor(muşcasına onların bâtıl yollarına tâbi oluyor)lardı.
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ اَكْثَرُ الْاَوَّل۪ينَۙ ﴿٧١
71﴿ Andolsun ki; elbette o (seni yalanlaya)nlardan önce de, evvelkilerin ekserîsi şüphesiz (hak yoldan) sapıtmıştı.
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ مُنْذِر۪ينَ ﴿٧٢
72﴿ (Hâlbuki) yemîn olsun; elbette Biz onlar içerisinde (de senin gibi) uyarıcıları muhakkak rasül göndermiştik.
فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَر۪ينَۙ ﴿٧٣
73﴿ Artık bak ki; o (Allâh’ın azâbından) uyarıl(dıkları hâlde hiç aldırmay)anların (fecî) âkıbeti nice olmuş!
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ۟ ﴿٧٤
74﴿ Ancak Allâh’ın o seçilmiş kulları (kötü âkıbetten) müstesnâ(dır).(Çünkü onlar uyarılardan son derece faydalandılar.)
وَلَقَدْ نَادٰينَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُج۪يبُونَۚ ﴿٧٥
75﴿ Kasem olsun ki; elbette Nûh (kulumuz, kâfir kavminden kurtuluş için) muhakkak Bize seslenmişti de, andolsun; o hemen icâbet eden (Biz)ler ne de güzel (yardım et)miş(iz).
وَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۘ ﴿٧٦
76﴿ (Nûh kulumuz Bize duâ edince) onu da, (îmân eden) âilesini de (inatçı kavminin başına gelen tûfan belâsından ve onlardan çektikleri) o çok büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.