HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُصۤ  ٤٥٦ 
الجزء ٢٣

وَقَالُوا مَا لَنَا لَا نَرٰى رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُمْ مِنَ الْاَشْرَارِۜ ﴿ ٦٢ ﴾ اَتَّخَذْنَاهُمْ سِخْرِيًّا اَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ الْاَبْصَارُ ﴿ ٦٣ ﴾ اِنَّ ذٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ اَهْلِ النَّارِ۟ ﴿ ٦٤ ﴾ قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ مُنْذِرٌۗ وَمَا مِنْ اِلٰهٍ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُۚ ﴿ ٦٥ ﴾ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَز۪يزُ الْغَفَّارُ ﴿ ٦٦ ﴾ قُلْ هُوَ نَبَؤٌ۬ا عَظ۪يمٌۙ ﴿ ٦٧ ﴾ اَنْتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ ﴿ ٦٨ ﴾ مَا كَانَ لِيَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَاِ الْاَعْلٰٓى اِذْ يَخْتَصِمُونَ ﴿ ٦٩ ﴾ اِنْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اِلَّٓا اَنَّمَٓا اَنَا۬ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ﴿ ٧٠ ﴾ اِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ ط۪ينٍ ﴿ ٧١ ﴾ فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ ف۪يهِ مِنْ رُوح۪ي فَقَعُوا لَهُ سَاجِد۪ينَ ﴿ ٧٢ ﴾ فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَۙ ﴿ ٧٣ ﴾ اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اِسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ ﴿ ٧٤ ﴾ قَالَ يَٓا اِبْل۪يسُ مَا مَنَعَكَ اَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّۜ اَسْتَكْبَرْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَال۪ينَ ﴿ ٧٥ ﴾ قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُۜ خَلَقْتَن۪ي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ ط۪ينٍ ﴿ ٧٦ ﴾ قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَج۪يمٌۚ ﴿ ٧٧ ﴾ وَاِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَت۪ٓي اِلٰى يَوْمِ الدّ۪ينِ ﴿ ٧٨ ﴾ قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْن۪ٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ﴿ ٧٩ ﴾ قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَۙ ﴿ ٨٠ ﴾ اِلٰى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ ﴿ ٨١ ﴾ قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَۙ ﴿ ٨٢ ﴾ اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَص۪ينَ ﴿ ٨٣ ﴾

سُورَةُصۤ  ٤٥٦ 
الجزء ٢٣
Sâd Sûresi  456 
Cüz  23

62  (Ebû Cehil, Ümeyye ibni Halef ve leşleri Bedir’de ki Kalîb çukuruna atılmış kâfirler, Ammâr, Selmân ve Bilâl gibi fakir müminleri cehennemde çok aradıkları halde göremeyince) dediler ki: “Bize ne oldu da (dünyada) kendilerini (hayırsız ve faydasız) şerli kimselerden saymakta bulunmuş olduğumuz birtakım adamları (şimdi burada) gör müyoruz!

63  (Sonumuz bu kadar kötüyken) biz onlar (gibi cennetlik adamlar)ı mı alay konusu edinmişiz!? Yoksa (onlar bizimle birlikte buradadırlar da) bu gözler(imiz) mi onlardan kaydı (da görmez oldu ya da girişlerini gözden mi kaçırdık)!?”

64  İşte gerçekten de o (dehşetli ve sonsuz) ateş halkının bu münâkaşası (ve atışması) elbette haktır (ve mutlaka gerçekleşecektir)!

65  (Habîbim! Mekke müşriklerine) de ki: “Ben ancak bir uyarıcıyım! O (ortaktan münezzeh bir) Vâhid ve (zorla da olsa her şeyi irâdesine boyun eğdiren bir) Kahhâr olan Allâh’tan başka hiçbir ilâh yoktur!

66  (Yedi kat) göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Azîz ve Ğaffâr olan (hiç mağlup olmayan dâimî gâlip ve dilediğinin dilediği günahlarını bağışlama hakkına sahip bulunan) Rabbi! (Artık böyle bir Zât’a ortak koşmanızın neye mâl olacağını siz düşünün!)

67  (Habîbim!) De ki: “O (Kur’ân-ı Kerîm ve benim size onu tebliğ göre viyle peygamber olarak gönderili şimi duyurmam), çok faydalı pek büyük bir haberdir!

68  Siz ise (gafletinizden dolayı) ondan yüz çevirici kimselersiniz!

69  Onlar (Âdem (Aleyhisselâm)`ın yeryüzünde halife olarak yaratılışı hakkında Allâh-u Te`âlâ ile sualli-ce vaplı) tartışırlarken, (meleklerin teşkil ettiği) o en üstün topluluk hakkında benim için hiçbir bilgi yoktu. (Diğerleri gibi ben bunu kitap okuyarak veya ehli ilme danışarak da öğrenmedim.)

70  (Öyleyse bu gaybî haberler, size değil de) bana ancak, sadece pek açık bir uyarıcı olduğum için vahyedilmektedir!”

71  Hani Rabbin meleklere buyurmuştu ki: “Şüphesiz Ben, (kupkuru ve kapkara) çamurdan bir beşer (; insan türü) yaratıcıyım!

72  Ben onu (kendisine ruhun sirâyet edebilmesi için elverişli ve) düzgün bir hâle getirdiğimde ve (Zât’ıma ait hayat verme sıfatım olan) ruhumdan onun içerisine üfle(yerek, kendisini canlı bir varlık hâline getir)diğimde, sizler (Bana yapacağınız secdeye bir kıble, Âdem’e de bir saygı ve selamlama ifadesi olarak) hemen ona secde edenler hâlinde (yere) kapanın!”

73  Bunun üzerine melekler, hepsi de topluca secde etti(ler).

74  Lâkin (aslı cinlerden olup, melekler arasında yaşayan) İblîs büyüklendi ve kâfirlerden oldu/zaten o, (ilmi ezelîde) kâfir(liği bilinen)lerdendi/.

75  (Allâh-u Te`âlâ:) “Ey İblîs! (Ana-baba gibi bir aracı olmaksızın Bi’z-Zât) iki (kudret) elimle (şeref lendirerek) yaratmış olduğum kişiye secde etmen den seni engellemiş olan şey neydi? (Haksız yere) büyüklük mü tasladın, yoksa sen (gerçekten) üstün kimselerden mi oldun?” buyurdu.

76  O (İblîs): “Ben ondan hayırlıyım, çünkü beni bir ateşten yarattın, onu ise bir çamurdan halkettin (ki, ateşin çamurdan üstünlüğü sabittir)!” dedi.

77  (Allâh-u Te`âlâ onu cennetten kovmak üzere) buyurdu ki: “Öyleyse hemen oradan çık! Gerçek ten de sen kovulmuş (hayırsız) birisin.

78  Şüphesiz Benim lânetim, ceza (ve azap) gününe kadar ancak senin üzerin de (sabit kalacak, o gün ise katlanarak ziyâdeleşecek) dir.”

79  O: “Ey Rabbim! (Madem beni bu duruma düşürdün,) öyleyse o (insa)nların diriltilecekleri güne kadar (yaşamam için) bana mühlet ver (de böylece ölümden kurtulayım)!” dedi.

80  Buyurdu ki: “Artık şüphesiz sen mühlet verilen kimselerdensin.

81  (Ancak bu, Sûr’a birinci defa üfürülme zamanı olarak) bilinen o vaktin gününe kadar (sürecektir. Son ra sen de herkes gibi ölümü tadacaksın)!”

82  (Şeytan) dedi ki: “Senin izzeti ne yemin ederim ki; andolsun (Âdem’in nesline günahları süslü göstererek) elbette onları topluca azdıracağım!

83  Ancak içlerinden Senin (tarafından, taat ve ibadet için) hâlis kılınmış kulların müstesnâ! (Çün kü benim vesvesem onlara sökmez!)

Sâd Sûresi  456 
Cüz  23
cihanyamaneren