HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالزُّمَرِ  ٤٦٣ 
الجزء ٢٤

وَبَدَا لَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ﴿ ٤٨ ﴾ فَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَانَاۘ ثُمَّ اِذَا خَوَّلْنَاهُ نِعْمَةً مِنَّاۙ قَالَ اِنَّمَٓا اُو۫ت۪يتُهُ عَلٰى عِلْمٍۜ بَلْ هِيَ فِتْنَةٌ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ﴿ ٤٩ ﴾ قَدْ قَالَهَا الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ﴿ ٥٠ ﴾ فَاَصَابَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُواۜ وَالَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ سَيُص۪يبُهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا كَسَبُواۙ وَمَا هُمْ بِمُعْجِز۪ينَ ﴿ ٥١ ﴾ اَوَلَمْ يَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ۟ ﴿ ٥٢ ﴾ قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعًاۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ﴿ ٥٣ ﴾ وَاَن۪يبُٓوا اِلٰى رَبِّكُمْ وَاَسْلِمُوا لَهُ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ ﴿ ٥٤ ﴾ وَاتَّبِعُٓوا اَحْسَنَ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ الْعَذَابُ بَغْتَةً وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَۙ ﴿ ٥٥ ﴾ اَنْ تَقُولَ نَفْسٌ يَا حَسْرَتٰى عَلٰى مَا فَرَّطْتُ ف۪ي جَنْبِ اللّٰهِ وَاِنْ كُنْتُ لَمِنَ السَّاخِر۪ينَۙ ﴿ ٥٦ ﴾

سُورَةُالزُّمَرِ  ٤٦٣ 
الجزء ٢٤
Zümer Sûresi  463 
Cüz  24

48  (İşte) böylece (amel defterleri önlerine çıkarılın ca, Allâh’a ortak koşmak ve dostlarına zulmetmek gibi) kazanmış oldukları kötü şeyler onlara belirmiştir. (Peygamberler ve kitaplar gibi) o kendisiyle alay etmekte bulunmuş oldukları şeyler(in azap ve vebâ li) de kendilerini kuşatmıştır.

49  İşte insana (hastalık ve fakirlik gibi) bir zarar dokunduğunda (o be lâyı başından kaldırmamız için) Bize dua eder. Sonra ona tarafımızdan büyük bir nimet verdiğimizde ise: “O bana (rastgele değil) ancak (bu nimetlerin ka zanılmasına dâir sahip bulunduğum) büyük bir ilim üzere verilmiştir!” der. Doğrusu o (nimetler, kendisi hakkında imtihan ve silesi olacak) bir fitnedir. Lâkin onların pek çoğu (bunun böyle olduğunu) bilmezler.

50  Onlardan önceki o (Karûn gibi zengin) kim seler de kesinlikle bunu söylemişti, ama (dünya ma lından) kazanmakta bulunmuş oldukları şeyler (Allâh’ın azâbına uğradıklarında) onlara faydalı ola mamıştı./ onlardan (belâları) savuşturamamıştı./

51  Neticede kazanmış oldukları kötü şeyler (in cezası) onlara isâbet etmiştir. İşte bu (müşrik ola)n lardan zulümde (ve şirkte ısrarcı) bulunmuş olan o kimselere gelince, yakında onlara da kazanmış oldukları kötü şeyler(in cezası) isâbet edecektir. (Yapmak istediğimiz şeylerden) onlar (Bizi) asla âciz bırakıcı kimseler değillerdir.
Âyet-i kerîmede, şirkten vazgeçip Müslüman olacak kişiler tehdit dışı bırakılmış, kâfirlikte ısrar edecek olanlar ise, pek yakında başlarına gelecek birtakım felâketlerle tehdit olunmuşlardır. Bu azaptan maksat; dünyevî olabilir ki, Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in hicretinin ardından yedi sene süren kıtlığa uğramalarıyla ve Bedir’de yetmiş tane önderlerini kaybetmeleriyle bu İlâhî va`îd yerini bulmuştur. Gerçi âhiret azâbıyla tehdit olundukları görüşü de vardır. Her iki azâba şâmil olan genel bir tehdit de söz konusu olabilir.

52  Onlar bilmediler mi ki; gerçek ten Allâh rızkı dilediği kimselere genişletir ve daraltır! İşte şüphesiz ki bu (şekilde çektikleri yedi sene kuraklığın ardından, kimsenin müdâhalesi söz konusu olmaksızın yedi sene de bolluğa kavuşmaları) nda; (hakikatte se beplerin bir şeye yaramadığını anlayıp tüm olayların sadece Allâh-u Te`âlâ’nın yönetiminde olduğuna) iman etmekte olan bir kavim için elbette çok büyük nice âyetler vardır.

53  (Habîbim! Câhiliyet döneminde çok adam öldü ren, zina yapan ve kul hakkına giren müşriklerden sana gelip, iman etmeleri durumunda tevbelerinin kabul olup olmayacağını ve evvelce yaptıklarının bir keffâreti bulunup bulunmadığını soranlara, tarafımdan) de ki: “Ey o nefisleri aleyhine haddi aşmış bulunan kullarım! Allâh’ın rahmetinden ümitsiz olmayın! Zira şüphesiz ki Allâh (şirk dışında) günahları topluca bağışlar! Gerçekten O, (en büyük günahları dahi çokça bağışlayan) Ğafûr da, (kullarına çok acıdığı için sıkıntılarını gideren) Rahîm de ancak O’dur!
Ehl-i Sünnet’e göre şirkin bağışlanması iman şartına bağlıdır, diğer günahların mağfireti içinse tevbe şart değildir. Ama bu, “Kulun tevbe etmesi lâzım değil.” anlamına gelmeyip, “Allâh-u Te`âlâ dilediğini tevbesiz de affedebilir!” demektir. Zira tevbesiz ölenin durumu, Allâh-u Te`âlâ’nın dilemesine ısmarlanmıştır; dilerse affeder, isterse azap eder.

54  (Ey kullar!) Size azap gelmeden önce (tüm günahlarınıza tevbe edip kendinizi ibadete ayırarak) Rabbinize yönelin ve (tüm amellerinizi) O’na (has ve) hâlis kılın! Sonra (hiçbir kimse tarafından) yar dım olunmazsınız!

55  Siz farkında olmadığınız halde azap size an sızın gelmeden önce, Rabbinizden size indirilmiş olan pek güzel şeylere/size indirilmiş olan (Kur’ân)ın (neshedilen âyetlerine ve ruhsatlar açıklayan bölüm lerine değil de, nesheden ve azimetleri bildiren o) en güzel (âyetler)ine/size indirilmiş olan (kitap)ların en güzeli (olan Kur’ân’ın âyetleri)ne/ hakkıyla uyun!

56  Tâ ki birçok can: ‘Allâh’ın (taat ve ibadeti) yanında çok noksanlık ta bulunduğumdan dolayı ey benim pişmanlığım (neredesin gel! Şimdi tam zamanın)! Üstelik gerçekten ben elbette (Allâh’ın diniyle) alay edenlerden olmuştum!’ de(yip, faydasını gör meyeceği bir anda boşuna pişmanlık çek)mesin!

Zümer Sûresi  463 
Cüz  24
cihanyamaneren