HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالزُّمَرِ  ٤٦٥ 
الجزء ٢٤

وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَٓاءَ اللّٰهُۚ ثُمَّ نُفِخَ ف۪يهِ اُخْرٰى فَاِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ ﴿ ٦٨ ﴾ وَاَشْرَقَتِ الْاَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا وَوُضِعَ الْكِتَابُ وَج۪ٓيءَ بِالنَّبِيّ۪نَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ﴿ ٦٩ ﴾ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَا يَفْعَلُونَ۟ ﴿ ٧٠ ﴾ وَس۪يقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى جَهَنَّمَ زُمَرًاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫هَا فُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَٓا اَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ رَبِّكُمْ وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۜ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ عَلَى الْكَافِر۪ينَ ﴿ ٧١ ﴾ ق۪يلَ ادْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ ﴿ ٧٢ ﴾ وَس۪يقَ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ اِلَى الْجَنَّةِ زُمَرًاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫هَا وَفُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِد۪ينَ ﴿ ٧٣ ﴾ وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي صَدَقَنَا وَعْدَهُ وَاَوْرَثَنَا الْاَرْضَ نَتَبَوَّاُ مِنَ الْجَنَّةِ حَيْثُ نَشَٓاءُۚ فَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِل۪ينَ ﴿ ٧٤ ﴾

سُورَةُالزُّمَرِ  ٤٦٥ 
الجزء ٢٤
Zümer Sûresi  465 
Cüz  24

68  (İçinde canlılar adedince ince delikler bulunan) o sûr (adındaki boru) içerisine (İsrâfîl (Aleyhisselâm) ta ra fından) üfürülmüştür de Allâh’ın dilemiş oldu ğu (Cibrîl, İsrâfîl, Mîkâîl ve Azrâîl ile Arş’ı taşıyan me lekler ve daha önce ölmüş olan) kimseler dışında, göklerde bulunanlar ve yerde olanlar(ın tamamı) ölmüştür. (Aradan kırk sene geçtikten) sonra onun içerisi ne diğer bir kere daha üfürülmüştür, birdenbire onlar (kabirlerinden diri olarak çıkıp) ayakta duran kimselerdir ki, (şaşkın bir halde etraflarına) bakını yorlar/ (kendilerine ne yapılacak diye) bekleşiyorlar/!

69  Böylece o (yeryüzünden çok daha geniş olan mahşer) arazi(si) Rabbinin nuruyla parlamıştır; (hesap-) kitap da (ortaya) konmuştur/(amel) def terler(i sahiplerinin önüne) konmuştur/; derken peygamberler (ümmetlerine tebliğde bulundular mı diye sorgulanmak için) ve şâhit(lik yapacak hafaza melekleri ve mümin)ler (herkesin ne yaptığına şâhit olsunlar diye mahşere) getirilmiştir de (kulların) ara larında hak (ve a dâlet) ile hüküm verilmiştir. Artık (sevapları ek siltilerek ya da günahları artırılarak) on lar zulme uğratılmazlar.

70  (Yine böylece hayırdan ve şerden) yapmış ol duğu şey(in karşılığı) herkese tastamam ödenmiştir. Zaten O (Allâh-u Te`âlâ) onların yap makta olduk ları şeyleri (şâhide ve kayda muhtaç olmaksızın) en iyi bilendir!

71  Derken o kâfir olmuş kimseler (inkâr ve sapıklıktaki aşırılıklarına göre istif edilmiş) birtakım zümreler hâlinde (hakaretle itilip kakılarak) cehen neme sürülmüştür. Sonunda (elli bin sene sürecek mahşer sıkıntılarının ardından) oraya geldiklerinde (evvelce kilitli olan) kapıları açılır da, bekçileri on lara (sitem ve azarlamada bulunmak üzere):“Size içinizden birtakım rasûller gelmedi mi ki, onlar Rabbinizin âyet lerini üzerinize peş peşe oku maktaydılar ve işte bu (cehenneme girme) gününüze kavuşmakla sizi korkutmaktaydılar?” der(ler). Onlar: “Evet! (Bize Rabbimizin elçileri geldiler ve anlayacağımız bir dille gerçekleri anlattılar.) Velâkin o (’Elbette cehennemi insanlardan ve cin lerden dolduracağım!’ şeklindeki ilâhî) azap sözü (bi zim gibi) kâfirler üzerine hak olmuştur.” derler.

72  (O zaman cehennem bekçileri tarafından onlara:) “İçerisinde ebedî kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin! İş te o (hakkı kabul etmekten ve peygamberlere boyun eğmekten) kibredenlerin ika metgâhı pek kötü olmuştur!” denilir.

73  Rablerinden hakkıyla sakınmış olan o (mü min) kimseler ise (tak vâdaki üstünlük derecelerine göre dizilmiş) birtakım topluluklar hâlinde (ilk zümre dolunay sûretinde, sonrakiler en parlak yıldız şeklinde, daha sonra makamlarına göre nâil olacakları güzel sûretler içerisinde) cennete doğru (çabucak) götürülmüştür. Nihâyet onlar oraya, (kendilerine hürmeten ve ikrâmen) kapıları açılmış bir halde geldiklerinde, bekçileri de kendilerine:“(Tüm acılardan ve istenmedik şeylerden) selâm (ve selâmet) olsun size/selâm sizin üzerinizedir/! (Şirk ve günah kirlerinden) tertemiz oldunuz! Öyleyse ebedî kalıcılar olarak buraya girin!” dediğin de (karşılaşacakları tekrim ve tazimler, lütuf ve nimetler anlatılamaz)!
Ali (Radıyallâhu anh)dan rivayete göre; müminler cennetin ka pısına vardıklarında, orada bir ağaca rastlayacaklardır ki, onun altından iki göze fışkırmaktadır. İmanlı bir kimse, onların birin den gusledip diğerinden içince, dışı ve içi tamamen temizlenecektir. İşte o zaman cennet kapılarında görevli meleklerin bu selâmına muhatap olarak cennete gireceklerdir. (Hâzin)

74  (Onlar cennete girdiklerinde, bu sonsuz nimete şükretmek için) dediler ki: “Bütün hamdler O Allâh’a mahsustur ki; (bizi diriltip, salih amellerimize karşılık mükâfatlandıraca ğına dâir) sözünde bize sâdık olmuştur ve (içinde bulunduğumuz) bu yere bizi (inşâ ve imarında hiç zahmet çekmeksizin, babamızdan miras kalmış gibi) mirasçı kılmıştır, artık biz (eni gökler ve yerler ka dar geniş olan bize ait) cennetten dilediğimiz yerde yerleşebilmekteyiz. İşte (dünyada güzel) amel işleyenlerin mükâfatı ne güzel olmuştur!”

Zümer Sûresi  465 
Cüz  24
cihanyamaneren