HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالزُّمَرِ  ٤٦٦ 
الجزء ٢٤

وَتَرَى الْمَلٰٓئِكَةَ حَٓافّ۪ينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْۚ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَق۪يلَ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿ ٧٥ ﴾
سُورَةُالْمُؤْمِنِ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
حٰمٓۜ ﴿ ١ ﴾ تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِۙ ﴿ ٢ ﴾ غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَد۪يدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ اِلَيْهِ الْمَص۪يرُ ﴿ ٣ ﴾ مَا يُجَادِلُ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِ اِلَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَلَا يَغْرُرْكَ تَقَلُّبُهُمْ فِي الْبِلَادِ ﴿ ٤ ﴾ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَالْاَحْزَابُ مِنْ بَعْدِهِمْۖ وَهَمَّتْ كُلُّ اُمَّةٍ بِرَسُولِهِمْ لِيَأْخُذُوهُ وَجَادَلُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ فَاَخَذْتُهُمْ۠ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ ﴿ ٥ ﴾ وَكَذٰلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّهُمْ اَصْحَابُ النَّارِۢ ﴿ ٦ ﴾ اَلَّذ۪ينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِه۪ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚ رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذ۪ينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَب۪يلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ ﴿ ٧ ﴾

سُورَةُالزُّمَرِ  ٤٦٦ 
الجزء ٢٤
Zümer Sûresi  466 
Cüz  24

75  (O gün) sen melekleri, Rablerinin hamdiyle birlikte (özel birtakım tenzîh ve) tesbîh(ler) de bulun dukları halde Arş’ın etrafından doğru (mahşerde bulunan tüm mahlûkatı çepeçevre) kuşatıcılar olarak görürsün! Böylece (kimisi cennete, kimi de cehenneme sevk edilerek kulların) aralarında hak (ve adâlet) ile hü küm verilmiştir ve (müminlerle melekler tarafından): “(Kulları arasında hak ile hüküm vererek herkesi hak ettiği yere yerleştirdiği için) bütün hamdler tüm âlem lerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur!” denilmiştir.

KIRKINCI SÛRE-İ CELİLE
el-Mü`min
SÛRE-İ CELîLESİ

Mekkî (Mekke-i Mükerreme döneminde inmiş)dir. Hasen (Radıyallâhu anh)`a göre 55. âyet-i kerîme, bazı rivayetlere göreyse 56-57. âyet-i kerîmeler Medîne-i Münevvere’de nâzil olmuştur. 85 ayettir.
Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle!

1  Hâ! Mîm!

2  O kitabın indirilişi, O Azîz ve Alîm olan (her hangi bir kişinin Kendisi adına yalan uydurmasına en gel olacak güce sahip olan ve kitabına inanan-inanma yan herkesi hakkıyla bilen) Allâh tarafındandır;

3  (Müminlerin) günahları(nı bağışlayıp) örten, tevbeleri(ni) kabul eden, (inkâr edip isyan edenlere karşı) azâbı çok şiddetli olan ve (iman edip salih amel işleyenlere) fazlaca lütuf sahibi bulunan (O Allâh) ki, Kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. Son varış ancak O’nadır! (Artık O, itaatkâr ve is yankâr olan herkese kar şılığını verecektir.)

4  O kâfir olmuş kimselerden başkası Allâh’ın âyetleri(ni iptal) hakkında çekişmez! Artık (kâfir olmalarına rağmen) onların (genişim kânlara sahip olarak) o (Şam ve Yemen) beldeler(in) de (yararlı ticâretler ve kârlı kazançlar için güvenli ve zengin bir halde) dönüp dolaşmaları seni aldatma sın! (Zira kâfirlikleri sebebiyle pek yakında mutlaka azâba uğratılacaklardır.)
Ebu’l-Âliye (Rahimehullâh)`ın beyanına göre; âyet-i kerîme İslâm’la alay eden Hars ibni Kays hakkında inmiştir. Burada geçen “Allâh’ın âyetleri hakkında mücâdele”; “Hakkı iptal kastıyla ve Allah’ın nurunu söndürme gayretiyle âyetleri tenkit yollubir çekişme” anlamındadır. Nitekim bir sonra gelecek âyet-i kerîme de: “Hakkı iptal etmek için bâtılla mücâdele etmişlerdi!” buyrulması, bunun delilidir. Yoksa manası zor olan âyetleri çözüme kavuşturup insanlara açıklamak ve yanlış mana verenlere reddiyelerde bulunmak üzere, Kur’ân hakkında yapılan ilmî münakaşalar, Allâh yolunda yapılan en büyük cihattır. Bu yüzden Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Kur’ân hakkında yapılan bir tür mücâdele kâfirliktir!” buyurarak, Kur’ân’la ilgili her çeşit tartışmanın kötü olmadığını ifade etmiştir. (Beyzâvî, Nesefî, Âlûsî)

5  Onlardan önce Nûh kavmi, onların ardından da (peygamberlere karşı ittifak kuran) o (Âd ve Semûd gibi) birlikler (Nûh, Hûd ve Sâlih (Aleyhimüsselâm)`ı) ya lanlamıştı. Her bir ümmet, kendisini yakala(yıp esir etsin ler, öldürsünler, en azından hapse at)sınlar diye peygam ber lerine kastetmişti. Bir de onlar (aslı astarı olmayan) bâtıldan destek alarak, onunla hakkı gidersinler diye mücâdele etmiştiler. Derken Ben onları (köklerini kazıyan bir azapla) yakalamıştım. Artık Benim azâbım nasıl olmuş?

6  (Habîbim!) İşte (seni öldürmeye teşebbüs eden) o inkâr etmiş kimseler üzerine de böylece Rabbinin (azap) sözü hak olmuştur. Çünkü şüphesiz onlar (da, geçmişte peygamberle rine sûi kast yapmış olan kâfirler gibi) o (cehennem) ateşin(in) arka daşlarıdır/Rabbinin: “Muhakkak on lar o ateşin ayrılmaz dostlarıdır!” sö zü, o kâfir olmuş kimseler üzerine böylece hak olmuştur/.

7  (Gökleri ve yeri kaplayan Kürsî’nin, kendisine nispetle sahradaki bir halka kadar küçük kaldığı) o Arş’ı taşımakta olanlar ve onun etrafındaki (sayısız me lek)ler; Rablerinin hamdiyle birlikte (farklı farklı) tesbîh(ler)de bulunmaktadırlar, O’na (hakikî ve kâmil manada) iman etmektedirler ve o iman etmiş kimseler(in günahları) için bağışlanma talep etmek (üzere demek)tedirler ki: “Ey Rabbimiz! Rahmet ve ilim bakımından Sen her şeyi kuşatmışsındır; öyleyse o (günahlarından) tevbe etmiş olanları ve Senin yoluna tamamen uy muş buluna(cağını bildiği)n kimseleri mağfiret et ve onları şiddetle tutuşmuş o ateşin azâbından koru!

Zümer Sûresi  466 
Cüz  24
cihanyamaneren