HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْمُؤْمِنِ  ٤٦٩ 
الجزء ٢٤

وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُون۪ٓي اَقْتُلْ مُوسٰى وَلْيَدْعُ رَبَّهُۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُبَدِّلَ د۪ينَكُمْ اَوْ اَنْ يُظْهِرَ فِي الْاَرْضِ الْفَسَادَ ﴿ ٢٦ ﴾ وَقَالَ مُوسٰٓى اِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ۟ ﴿ ٢٧ ﴾ وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌۗ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ ا۪يمَانَهُٓ اَتَقْتُلُونَ رَجُلًا اَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللّٰهُ وَقَدْ جَٓاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَاِنْ يَكُ كَاذِبًا فَعَلَيْهِ كَذِبُهُۚ وَاِنْ يَكُ صَادِقًا يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي يَعِدُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ ﴿ ٢٨ ﴾ يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِر۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ فَمَنْ يَنْصُرُنَا مِنْ بَأْسِ اللّٰهِ اِنْ جَٓاءَنَاۜ قَالَ فِرْعَوْنُ مَٓا اُر۪يكُمْ اِلَّا مَٓا اَرٰى وَمَٓا اَهْد۪يكُمْ اِلَّا سَب۪يلَ الرَّشَادِ ﴿ ٢٩ ﴾ وَقَالَ الَّذ۪ٓي اٰمَنَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ يَوْمِ الْاَحْزَابِۙ ﴿ ٣٠ ﴾ مِثْلَ دَأْبِ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذ۪ينَ مِنْ بَعْدِهِمْۜ وَمَا اللّٰهُ يُر۪يدُ ظُلْمًا لِلْعِبَادِ ﴿ ٣١ ﴾ وَيَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ يَوْمَ التَّنَادِۙ ﴿ ٣٢ ﴾ يَوْمَ تُوَلُّونَ مُدْبِر۪ينَۚ مَا لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ عَاصِمٍۚ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ ﴿ ٣٣ ﴾

سُورَةُالْمُؤْمِنِ  ٤٦٩ 
الجزء ٢٤
Mü`min Sûresi  469 
Cüz  24

26  Firavun (Mûsâ (Aleyhisselâm)`ın, mülkünü tehdit eden bir tehlike hâline geldiğini anlayınca onu öldürme ye teşebbüs etti. Fakat her seferinde kavminin ileri ge lenleri kendisine: “Durum senin korkacağın boyutta değil, bu ancak bir büyücüdür ki, dengi bir büyücü onamukavemet edebilir. Bir de onu öldürürsen, insanların kalbine, se nin davanı delille ispattan âciz kaldığın şeklinde bir şüphe sokmuş olursun!”dediler. Aslında o, gördüğü mûcizeler karşısında dehşete ka pıldığı için zaten onu öldürme cesaretini kendinde bula ma maktaydı. Fakat topluma kar şı kendisinin bu sözler den etkilenerek bu fikrinden vazgeçtiğini ama onu en gellememeleri hâlinde bunu hemen gerçekleştireceğini anlatmak üzere) dedi ki: “Bırakın beni Mûsâ’yı öldüreyim, o da (kurtulmak için) Rabbine yalvarsın! Çünkü gerçekten ben (onu sağ bırakmam halinde) sizin (bana ve şefaatçilerim olan putlara ibadetiniz olan) dininizi değiştirmesin den ya da (bunu yapamasa bile en azından) yer(yüzün) de (kargaşa çıkararak güven kaybı ve kazanç yollarınızın bozulması gibi birtakım) fesat(lar) ortaya çıkarmasından endişe etmekteyim!”

27  (Bunu duyan) Mûsâ da (kavmine) dedi ki: “Muhakkak ki ben (Firavun gibi) hesap gününe inanma yan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbi niz (olan Allâh-u Zü’l- Celâl)e sığındım!”

28  Firavun hânedânından olup, imanını gizle mekte olan mümin bir adam (Mûsâ (Aleyhisselâm)` ı tutar gibi görünmemek için orta yollu bir istişâre veriyor muşçasına) dedi ki: “(Suçsuz) bir adamı (sadece) ‘Rab bim ancak Allâh’tır!’ dedi diye mi öldüreceksiniz? Oysa gerçekten o size Rabbiniz katından pek açık mûcizeler getirmiştir. Zaten eğer kendisi bir yalancı olduysa, yalanı(nın vebâli) onun aleyhinedir (ki, bu durumda kimse zarar görmeyeceği için öldürülme sine hâcet yoktur). Ama eğer doğru bir kimse olduysa, o sizi tehdit etmekte olduğu şeylerin (hepsi olmasa bile en azın dan) bir kısmı size isâbet edecektir. Şüphesiz Allâh, öyle bir kimseyi hidâyet etmez ki, o haddi aşıcıdır ve çok yalancı biridir (İşte Allâh böyle birini mûcizelerle destekleyerek muradına erdirmez ve hiçbir hayra eriştirmez. Bilakis onu rezil edip helâke uğratır. Bu durumda da onu niye öldüresiniz?)

29  Ey kavmim! Bugün (yaşamak ta olduğunuz) bu toprakta (İsrâî loğullarına gâlip ve) üstün gelen kim seler olarak mülk (ve saltanat)size aittir. Peki, (onun dediği çıkar da azap) bize gelecek olur sa, Allâh’ın çetin azâbından bize kim yardım ede bilir? (Artık böyle bir kişiyle uğraşıp da gücünüz yetme yecek belâlara kendinizi namzet ederek rahatınızı boz mayın.)” Ama (bu konuşmalara rağmen) Firavun: “Ben size (onu öldüreyim derken) ancak (doğru) görmekte ol duğum şeyi gösteriyorum ve (bu reyimle) sizi ancak doğru yola iletiyorum! (Yoksa doğru bildiğim hiçbir şeyi sizden gizlemiyorum ve söylediğimin tersine bir fikri içimde barındırmıyorum!)” dedi. (Ama o bunu söylerken de yalan söylemekteydi, çünkü Mûsâ (Aleyhisselâm)`ın korkusu içine işlediği halde, etrafına korkmu yormuş izlenimi vermeye çalışıyordu. Oysa bu korkuyu taşımasaydı, kimseye danışma lüzumu hissetmeksizin onu hemen öldürmeye kalkışırdı.)

30  O iman etmiş olan kimse yine dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben o (peygamberler aleyhine itti fak kuran) birliklerin (başlarına gelip çatan azap) gün lerinin bir benzerinden size karşı endişelenmek teyim;

31  Nûh kavminin, Âd’ın ve Se mûd’un, bir de (Lût kavmi gibi) onlardan sonrakilerin sürekli âdeti (olan kâfirlik ve peygamberlere eziyetleri) nin (se bebiyet verdiği cezanın bir) benzerinden! Oysa Allâh kullar için en ufak bir zulüm dilemekte değildir. (Bilakis O’nun tüm işleri tam bir adâlettir.)

32  Ey kavmim! Muhakkak ben o (herkesin feryâd u figan içinde yardım isteyerek) birbirine (bağırıp) çağırma gününden de size karşı endişeleniyorum!

33  (Cehennemin bed sesini işittiğinizde, mahşer meydanından) kaçanlar hâlinde (cehenneme doğru) dönüp gideceğiniz (fakat her köşe bucakta saf saf di zilmiş azap meleklerini göreceğiniz) o günden ki; si zin için Allâh’tan hiçbir kurtarıcı bulunmaya caktır. (Ben size bu kadar nasihat ediyorum) ama Allâh kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir hidâyet edici yoktur!

Mü`min Sûresi  469 
Cüz  24
cihanyamaneren