HATA BİLDİRİMLERİNİZ İÇİN TIKLAYIN
سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٤٧ 
الجزء ٣

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُۜ وَلْيَكْتُبْ بَيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِۖ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ اَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللّٰهُ فَلْيَكْتُبْۚ وَلْيُمْلِلِ الَّذ۪ي عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللّٰهَ رَبَّهُ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْـًٔاۜ فَاِنْ كَانَ الَّذ۪ي عَلَيْهِ الْحَقُّ سَف۪يهًا اَوْ ضَع۪يفًا اَوْ لَا يَسْتَط۪يعُ اَنْ يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِۜ وَاسْتَشْهِدُوا شَه۪يدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْۚ فَاِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَاَتَانِ مِمَّنْ تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَٓاءِ اَنْ تَضِلَّ اِحْدٰيهُمَا فَتُذَكِّرَ اِحْدٰيهُمَا الْاُخْرٰىۜ وَلَا يَأْبَ الشُّهَدَٓاءُ اِذَا مَا دُعُواۜ وَلَا تَسْـَٔمُٓوا اَنْ تَكْتُبُوهُ صَغ۪يرًا اَوْ كَب۪يرًا اِلٰٓى اَجَلِه۪ۜ ذٰلِكُمْ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِ وَاَقْوَمُ لِلشَّهَادَةِ وَاَدْنٰٓى اَلَّا تَرْتَابُٓوا اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُد۪يرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَلَّا تَكْتُبُوهَاۜ وَاَشْهِدُٓوا اِذَا تَبَايَعْتُمْۖ وَلَا يُضَٓارَّ كَاتِبٌ وَلَا شَه۪يدٌۜ وَاِنْ تَفْعَلُوا فَاِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ﴿ ٢٨٢ ﴾

سُورَةُالْبَقَرَةِ  ٤٧ 
الجزء ٣
Bakara Sûresi  47 
Cüz  3

282  Ey iman etmiş olan kimseler! Adı konmuş bir süreye kadar bir borçla birbirinize borçlandığınızda (çekişmeye yol açmayıp daha güvenli olsun diye) onu yazın! (Güvenilir) bir kâtip aranızda (eksik-fazla yapmadan) adâletle yazsın! Yazabilen hiçbir kimse Allâh’ın kendisine (yazma sanatını) öğretmiş olduğu gibi (doğru dürüst) yazmaktan çekinmesin de hemen yazsın! Üzerinde (ödemesi gerekli) hak bulunan (borçlu) kimse ise, (borcunu ikrar etmek üzere) yazdırsın ve (ödemesi lazım olan hakkı gizleme hususunda) Rabbi olan Allâh’tan hakkıyla sakınsın da, o (borcu)ndan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer üstünde hak bulunan (borçlu) kimse, (aklı kıt ya da beyinsiz) bir sefih veya (küçük çocuk ve bunamış ihtiyar gibi) bir zayıf olursa yahut (dilsizlik ve lisan bilmezlik yüzünden) kendisi yazdırmaya güç bulamazsa, o zaman (kayyım, vekil ve mütercim gibi yerine iş görecek) velîsi adâletle yazdırsın. (Aranızda cereyan eden bu borçlanmaya, Müslüman, hür ve bülûğa ermiş) erkeklerinizden iki şâhidin şehâdetini talep edin. Eğer onlar iki erkek olmazlarsa, (şâhitliklerine) râzı olmakta bulunduğunuz şâhitlerden bir erkek ve iki kadın (şâhitlikte bulunsun)! Tâ ki ikisinden biri (unutma gibi herhangi bir nedenle) şaşarsa, onlardan biri diğerine hatırlatabilsin! Şâhitlik yapabilecek olanlar, çağırıldıkları zaman (bu vazifeden) kaçınmasın. Küçük olsun, büyük olsun, o (borçlunun zimmetinde sabit kalacak borcu)nu (borçlunun ikrar, alacaklının da kabul ettiği) vaktine kadar yazmaktan yorulmayın. İşte size! Bu (yazışmanız), Allâh katında daha adâletli, şâhitlik (icrası) için daha sağlam ve şüphe etmemenize daha yakındır. Ancak (muâmelenizin) kendisini aranızda devretmekte olduğunuz peşin bir ticaret olması (durumu, yazışma hükmünden) müstesnâ! O zaman bunu yazmamanızda üzerinize hiçbir günah olmaz! Alış-veriş yaptığınız zaman şâhit tutun! Ne bir kâtip ne de bir şâhit (çağırıldıklarında gitmeyerek, gittiklerinde ise, değiştirme veya eksik-fazla yaparak, insanları) zarara uğratmasın!/( Vazifelerini yapmalarına engel olunarak, önemli işleri geri bırakılarak yahut masrafa sokularak) kâtip de şâhit de zarara uğratılmasın! Eğer (böyle) yaparsanız, şüphesiz ki bu, sizi alâkadar eden bir fâsıklıktır (, zira bu şekilde Allâh’ın taatından çıkışınızın zararı ancak size dokunacaktır). Allâh(ın emir ve yasaklarına isyan)dan hakkıyla sakının! (Böylece) Allâh size (, dünya ve âhiretle ilgili kârlarınızı) öğretmektedir. Allâh (kullarının menfaatleri dâhil) her şeyi (hakkıyla bilen ve karşılıklarını verecek olan bir) Alîm’dir.
Bu âyet-i kerîme, insan haklarından biri olan malın korunmasıyla ilgili çok önemli bir mevzuun kaynağını teşkil etmektedir ki bu; sözlerin unutulması ve mal gibi hassas konuda insanların in- kâra kalkışması veya ânî ölümler neticesinde alacaklıların mağdur edilmesi gibi zararları ortadan kaldırmak için, yazma, yazdırma ve şâhit tutma gibi, günümüze kadar devam eden, hatta söze güven müessesesi tamamen zedelendiğinden bu gün daha ziyade önem arz eden birtakım kuralları ihtiva etmektedir. Bazı yenilikçiler âyet-i kerîmede geçen: “İki kadının şâhitliğinin bir erkeğe denk kılınması” konusunu, kadınlara bir hakaret şeklinde değerlendirerek: “O zaman kadınlar okuma-yazma bilmediğinden dolayı hüküm böyleydiyse de, bugünün kültürlü kadınlarının her biri bir erkeğe denktir!” gibi hezeyanlar savurmaktadırlar. Hâlbuki sahabe-i kirâm gibi en üst tabakanın dahi kendilerine müracaat ettiği Âişe (Radiyallâhu anhâ) misali ictihad mertebesine ulaşmış kadınların mevcut olduğu asr-ı saâdette geçerli olan bir hükmün, bu gün değiştiğini söyleyebilmek; kulun, Allâh’ın hükmünü neshe kalkışması anlamını taşıyacağından, ayrıca kıyâmete kadar bâkî olan son şeri`âtin hükümlerinin, dünyanın sonuna kadar gelecek insanların durumlarının ve kültür seviyelerinin nazar-ı itibara alınmadan vaz edilmiş olduğunu, dolayısıyla Kur’ân’ın hükümlerinin tartışmaya elverişli bulunduğunu savunma manasına geleceğinden, insanı dinden çıkaracak kadar büyükbir felakete sürükleyebilir. Aslında bu âyet-i kerîmede kadınlar aşağılanmamış, bilakis yaratılışları gereği taşıdıkları; utangaçlık, hassasiyet, çabuk etkilenme, unutkanlık, erkeklere nispetle anlayış ve direnme gücünün zafiyeti gibi birtakım vasıflar, Hakîm ve Rahîm olan Allâh-u Te`âlâ tarafından nazar-ı itibâra alınarak kendileri esirgenmiş, örtünmelerinin ve erkeklerden sakınmalarının gerekliliği de göz önünde bulundurularak, şâhitlik gibi resmî ve umuma açık mevzularda birbirleriyle takviye edilmeleri münasip görülmüştür. Bir de; “Mal canın yongasıdır.” kelâmının fehvâsınca; mallarının ellerinden çıkmasını istemeyerek hakları inkâra veya gizlemeye çalışanların, şâhitlere saldırarak onları zor duruma sokacakları göz ardı edilmemelidir ki, bu durumda bir kadını yalnız bırakıp hedef haline getirmek, ona acımakla bağdaşmaz. Herhangi bir kadının, hâfıza ve direniş bakımından güçlü olabileceği farz edilse de bu, hükmün genele göre tayin edilmesine mâni teşkil etmez ve o kadının bu hükümden hâriç olup, tek başına yeterli olacağı anlamına gelmez. Her şeyin gerçek yüzünü bilme, değer takdiri, acıma ve esirgeme gibi konularda, tüm varlıkların yaratıcısı olan Allâh-u Te`âlâ’dan ileri geçme iddiası, zerre kadar imanı olan bir kimsenin değil telaffuz edeceği, aklından dahi geçireceği bir husus değildir.

Bakara Sûresi  47 
Cüz  3
cihanyamaneren